| |
Mantık Bilimi (B)
Hegel
 |
_ |
Üçüncü Kesim
Bölüm Üç
Saltık İdea
... Şimdi bu yukarıda belirtilen duruş noktasının kendisidir ki, ona göre bir evrensel ilk, kendinde ve kendi için irdelendiğinde, kendini kendi başkası olarak gösterir. Bütünüyle genel olarak anlaşıldığında bu belirlenim öyle bir yolda alınabilir ki, burada ilkin dolaysız olan böylelikle dolaylı olan olarak, bir başkası ile bağıntılı olarak görünür, ya da evrensel olan tikel olan olarak koyulur. Böylelikle ortaya çıkan ikinci terim birincinin olumsuzu, ve eğer daha öte ilerlemeyi önceden dikkate alırsak, ilk olumsuzdur. Dolaysız terim bu olumsuz yana göre başkasında yitmiştir, ama başkası özsel olarak boş olumsuz değil, diyalektiğin olağan sonucu olarak alınan yokluk değil, ama birincinin başkası, dolaysızın olumsuzudur; öyleyse dolaylı olarak belirlidir — genel olarak birincinin belirlenimini kendi içinde kapsar. Birinci terim böylelikle özsel olarak giderek başkasında saklanır ve sürdürülür. Olumluya kendi olumsuzunda, varsayımın içeriğinde, sonuçta sıkı sıkıya sarılmak, — bu ussal bilgilenmedeki en önemli noktadır; aynı zamanda bu gereğin saltık gerçekliği ve zorunluğu kanısını edinmek için en yalın derin-düşünce bile yeterlidir, ve bunun tanıtının örnekleri söz konusu olduğunda, bütün Mantık bunlardan oluşur.
Buna göre artık önümüzde bulunan dolaylı olandır ki, ilk olarak ya da benzer olarak dolaysızca alındığında, o da yalın bir belirlenimdir; çünkü ilk olan onda yitmiş olduğu için şimdi yalnızca ikincisi bulunur. Şimdi ilk terim de ikincide kapsandığı ve ikincisi birincinin gerçekliği olduğu için, bu birlik dolaysızı özne ve dolaylıyı ise onun yüklemi olarak alan bir önermenin biçiminde anlatılabilir; örneğin: Sonlu sonsuzdur, Bir çoktur, Tekil evrenseldir. Ama böyle önermelerin ve yargıların yetersiz biçimi kendiliğinden göze çarpar. Yargıyı irdelerken gösterildiği gibi, genel olarak yargı biçimi ve herşeyden önce olumlu yargının dolaysız biçimi kurgul olanı ve gerçekliği kendi içinde kavramaya yeteneksizdir. Bunun en yakın tümlecinin, olumsuz yargının da en azından eklenmesi gerekecektir. Yargıda ilk olan, özne olarak, kendine-bağımlı bir kalıcılık görünüşünü taşır; oysa gerçekte kendi başkası olarak yükleminde ortadan kaldırılır; bu olumsuzlama hiç kuşkusuz o önermelerin içeriğinde kapsanır, ama olumlu biçimleri içerik ile çelişir; böylelikle onlarda kapsanan ortaya koyulmuş olmaz — ki tam olarak bir önermeyi kullanmanın amacı olacaktı.
Dahası, ikinci belirlenim, olumsuz ya da dolaylı belirlenim, aynı zamanda dolaylı kılıcı belirlenimdir. İlkin yalın belirlenim olarak alınabilir, ama gerçekliğine göre bir bağıntı ya da ilişkidir; çünkü olumsuz terimdir, ama olumlunun olumsuzudur ve onu kendi içinde kapsar. Öyleyse başkasıdır, ama ona karşı ilgisiz olduğu birşeyin başkası değil — yoksa bir başkası olmaz, ne de bir bağıntı ya da ilişki olurdu —, tersine kendi içinde başkası, bir başkasının başkasıdır; bu nedenle kendi başkasını kendi içinde kapsar ve böylelikle çelişki olarak kendi kendisinin koyulmuş diyalektiğidir. — İlk ya da dolaysız olan kendinde Kavram olduğu ve buna göre ayrıca yalnızca kendinde olumsuz olduğu için, onun durumunda eytişimsel kıpı kendinde kapsadığı ayrımın onda koyulmasından oluşur. Buna karşı, ikincinin kendisi belirli olan terim, ayrım ya da ilişkidir; buna göre onun durumunda eytişimsel kıpı onda kapsanan birliği koymaktan oluşur. — Eğer bu nedenle olumsuz olan, belirli olan, ilişki, yargı ve bu ikinci kıpı altına düşen tüm belirlenimler daha şimdiden kendileri için çelişki olarak ve eytişimsel olarak görünmüyorlarsa, bu yalnızca düşüncelerini biraraya getirmeyen düşünmenin eksikliğidir. Çünkü gereç, bir bağıntıdaki karşıt belirlenimler, daha şimdiden koyulmuşlardır ve düşünce için bulunurlar. Ama biçimsel düşünce özdeşliği kendine yasa yapar, önünde bulduğu çelişkili içeriği tasarımın alanına, uzay ve zamana düşmeye bırakır ki, burada çelişkili yanlar yanyana ve ardarda birbirleri dışında tutulurlar ve böylece karşılıklı bir değme olmaksızın bilincin önüne gelirler. Bu noktada biçimsel düşünme çelişkinin düşünülebilir olmadığını kendine belirli temel ilke yapar; gerçekte ise çelişkinin düşünülmesi Kavramın özsel kıpısıdır. Biçimsel düşünme hiç kuşkusuz bir olgu olarak çelişkiyi düşünür, ama yalnızca düşünür düşünmez gözünü ondan kaçırır ve onun düşünülemez olduğunu söyleyerek yalnızca ondan soyut olumsuzlamaya geçer.
İrdelenen olumsuzluk şimdi Kavramın deviminin dönüm noktasını oluşturur. ... |
Dizge |