Platon

yayınlar
alış verişokumalarsanat
Modern Tin: Hegel'in "Tüze Felsefesi"nin Bir Uygulaması
metinler
adlar
konular
mantık bilimi
internet seçmeleri
felsefe tarihi
Mevlana
yaşamöykülerinoetaİngilizce Anasayfa
Modern Tin
Modern olan Geleneksel olandan doğar, kendini onunla karşıtlık içinde belirler. Ama bunun anlamı modernin ve gelenekselin, yeninin ve eskinin ayrılmaz birliktelikleridir: Modernleşme bir Oluş Sürecidir. Çelişkinin çözümü değil ama sürmesidir. Onda hiçbirşey tamamlanmış değildir, çünkü Oluştadır. Onda hiçbirşey enson, ciddi, sağlam, kalıcı değil, tersine geçici, yitici, uçucudur, çünkü Oluştadır. Onda herşey yenidir, ve aynı zamanda ortaya çıkar çıkmaz eskir. Onda herşey eksiktir ve hiçbirşey henüz gerçekliği içinde, Kavramı içinde olduğu gibi değildir: Hak, Ahlak, Törellik; Birey, Toplum, Devlet; Güzel Sanatlar, İnanç ve Bilgi — bütün bir dünyanın, insanın, genel olarak kültürün biçimi. Onda herşey yalnızca değişmekte, kendisi olarak yitmekte ve başkası olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nihilizm, kalıcı olamamanın, salt akıcı olmanın, arı değişimin bu değersizliği eşit ölçüde geçici modern bilinç biçimlerinin nihilizminden, hiçliğinden sorumlu olan şeydir.





Mantık Bilimi / Anasayfa

 
Parthenon _
Herşey akıştadır — Klasik olanın, Logosun dışında. Akışta akışta-olanın kendisi akışta-olmayandır. Klasik olan zamanı zamanda yener çünkü ideale, akışta-olmamaya erişmişir. Eskimez, yeni olmayı önemsizleştirir. Biçimde erişilen sonsuzluktur.  
Gene de bu süreç, eğer gerçekten süreç ise, hedefsiz bir akışkanlık, "hiç sonlanmayan" bir kötü sonsuz değildir. Bir Özgürlük, eş deyişle bir Zorunluk süreci, Ereğinin saltık denetimindeki bir İstenç sürecidir. Bir Gelişim Sürecidir. Gelişim salt değişim uğruna değişim değil, ama ussal-ereksel değişimdir; ve burada değişim değişmeyenin, yaşamayanın, geleneğin ortadan kalkışıdır. Tinin ereksel gelişimi için gereken tek şey Özgürlüktür. Modern Dönemi onu önceleyen bütün bir ön-Modern Dönemden ayıran, bütün bir Tarihi ikiye bölen muazzam ayrım evrensel Özgürlük Kavramının bilincinin doğmuş olmasıdır. Bu biricik gerçek törel bilinç bireyin ve toplumunun entellektüel, etik ve estetik olarak yetenekli olduğu herşey olması için, Bilim için, Ahlak için, ve Güzellik için, ya da bu üç öğenin özeti olan Uygarlık için biricik koşuldur. Uygarlık Kültürün tamamlanışıdır.
SCHILLER
50 Years of EU in the World

BEETHOVEN



HEGEL
Tinin Görüngübilimi

Phänomenologie des Geistes
 

_
Modern olan, yeni olan ortaya çıkar çıkmaz eskiyendir: Yeni olan salt eskiyebilme uğruna yenidir. Modern değişim gelişim sürecine ait ve böylece ereksel-ussal olabilir. Ama pekala salt yenilik uğruna yenlilk de olabilir: MODERNLİK ile ayrım içinde, MODERNİZM amaçsız, ereksiz, anlamsızdır, neye değiştiğini bilmeyen, anlamayan o Değişim uğruna Değişimdir.  

Gelişimin kaynağının, enerjisinin, ereğinin insan doğasının kendisi, onun kendi ussal özü olduğu düzeye dek, insanın şimdiki bilgisizliği, duyunçsuzluğu, çirkinliği onun Gelişimini çürüten, onu aşılmaz bir kültürel-çoğulculuğa teslim olmaya zorlayan etmenler değildirler. Bunlar yalnızca onun varoluşunun geçici basamakları ya da aşamalarıdırlar. Saçma kültürel biçimler olarak, çirkin gelenekler olarak, çürümüş kökler olarak yazgıları ortadan kalkmaktır; en iyisinden güdük Türe, Erdem, Özgürlük biçimleridirler, insanın özsel olarak ussal, moral, ve estetik gizilliği karşısında daha şimdiden hiçtirler. Modernleşme insanın gerçekte olabileceği gibi olması sürecidir, çünkü onda değişimi, yenileşimi, gelişimi engelleyecek hiçbir etmen yoktur. Onda gelişmemek, değişmemek, yetersiz, değersiz, önemsiz bilinç biçimleri üzerinde kuluçkaya yatmak erdemsizliktir. Modern toplum Yurttaş Toplumudur, ve kendinde ussal İstencin kendini sınırsızca anlatma olanağı olduğu düzeye dek, Türe için bir Gerek değil, ama Varlık alanıdır. İnsan varoluşunun anlamının burada ve şimdide gerçekleşmesi için özgür duyuncun ve istencin ussal Eylem alanıdır.
Tinin Görüngübilimi / Anasayfa www.hegel.net
www.hegel.net



 
Clytie (Hiram Powers, ABD, 1865-7)  
İdeal olan tarihsel değildir. Klasik dediğimiz şeydir, tanrısal eksiksizliği içinde dingin kalan, Zamanı yenmiş olandır. Tarihsel olan ortadan kalkma gereksiniminde olan, yitici olan, böylece sürekli değişimin, yenileşmenin, gelişimin kendini tüketen gerecidir. Ancak bu kesintisiz akışkanlık insanın kendi gizilliğini, insan doğasının bütün bir entellektüel, etik ve estetik içeriğini ortaya serme olanağını sunar. Modernleşme onda hiçbir üyenin ayık olmadığı bir Bakhüs şenliğidir. Orada erdem ayakta kalmak değil ama yıkılmaktır, öyle ki Tinin her bir şekli daha yeni ve daha ayık bir Tin olarak yeniden doğabilsin. Süreç insanın sonsuz yokediciliği ile sonsuz varediciliği arasındaki sonucu belirsiz kavga değildir, çünkü Tarih belirlenimsiz bir evrende salt yineleyen anlamsız bir olaylar yığını değil, ama Us, Duyunç, İstenç, Özgürlük olarak Dünya-Tininin kendini geliştirme ve gerçekleştirme eylemidir. Çünkü Varoluşun özü Noustur. — Aziz Yardımlı.
NOESİS SES
HEGEL KONGRESİ
Mantık Bilimi
Politik Felsefe
Ön-Sokratikler
Tarih Felsefesi
Tüze Felsefesi
Tinin
Görüngübilimi


  Tarih Felsefesi
TARİH FELSEFESİ _
(Published with permission
© Nancy Stahl)
 
Osmanlı İmparatorluğu Avrupa ile aynı zamanda, aslında Avrupa’nın birçok devletinden daha önce modernleşme sürecine girdi. Bu bütünsel bir kültürel dönüşüm, Osmanlı’nın Osmanlı olarak ortadan kalkışının başlangıcıydı ve sürecin ürünü Özgürlük İlkesi üzerine kurulu modern Türkiye Cumhuriyeti oldu. İlke — onurlu, bilgili, özgür, çağdaş bir törel yaşamın gücü olan ussal İdea — on yıllar boyunca salt kitlesel eğitimsizlikten kaynaklanan erdemsizliğin, karanlık boşinancın ve despotik ideolojilerin taşkınlıklarını ve çılgınlıklarını yatıştırdı, kendini milyonların ussal ve uygar istenci olarak, geri alınamaz bir Özgürlük tini olarak edimselleştirdi. Osmanlı Tini kendini daha kuruluşunda Dünya-Tini ile bütünleştirmiş, daha başında çağdaş uygarlık ile birleşmiş, değişebilen, yenileşebilen, gelişebilen bir politik yapıydı; ussal olarak ve ussallığa doğru değişebilen özgür Batı tininin parçasıydı, despotik değişmezliğinde direten usdışı Doğunun değil. Modern Cumhuriyeti kuran Tin sözcüğün en gerçek anlamında Özgürlük ve Eşitlik kavramlarını özümsemiş, değişme, yenileşme ve gelişme İstencini kavramış olan bu Osmanlı Tininden başkası değildi. Değişmeyen despotik Doğu Tini ile karşıtlık içinde, Osmanlı İmparatorluğu Tarihin Herakleitos ırmağının akışı içindeydi. Ve Avrupa Orta Çağlarının zifiri karanlık yüzyılları ile karşıtlık içinde, Tarihi pırıl pırıl aydınlık ve akışkan tutan evreydi. Osmanlı İmparatorluğu Dünya-Tininin Özgürlüğe yürüyüşünde uygarlığın bütün bir sorumluluğunu vakarla üstlenen bir kültürdü.
FelsefeYazın Dergisi 2007
FelsefeYazın Dergisi

KOOP ISLANDS BLUES
KOOP ISLAND BLUES
Kandinsky, Kompozisyon
MODERNİZM

MODERNLİK


  Modern Tin:
Aile

_
Aile Kavramına göre doğal törel Tindir. Sevgi onun değeri iken, Erdem varlığı ile birdir. Aile sonlu, yetersiz, reel biçimlerine göre değil ama Kavramına göre alındığında,özü insan duygusunun sonsuzluğu olarak Sevgi ve törel karakter ideali olarak Erdemdir ve bunlar Aileyi göreli her kültürelliğin üzerine yükseltirler. Aile tarihsel değil ama tanrısaldır. Bireysel İstencin özgür olmadığı, kadının ve erkeğin gerçek, eşit kendileri olmadıkları gelenek ve boşinanç kültürlerinde reel Aile henüz kendi ussal idealine karşılık düşmez. Öte yandan, İnsanın gerçek kendisinin Oluş süreci olarak modern kültürlerde törel karakter henüz Aile için herhangi bir sağlamlık sunamayacak bir akışkanlık içindedir, kadın ve erkek tözsel karakterlerini ve böylece mutluluk hakkını ve yeteneğini kazanmış değildirler. — Ailede ve Sevgide birey doğal bağımsızlığını yitirir. Ama bu bağımsızlık kendinde soyut Benin özencinden daha değerli değildir. Birey kendini ancak başkasındaki öz-duygusunda kazanabilir. Ve ancak o zaman yalnızca Sevgiyi değil ama gerçek, somut Özgürlüğünü de yaşar.
 


  Mantık Bilimi (B)
Hegel

_
Üçüncü Kesim
Bölüm Üç

Saltık İdea

... Şimdi bu yukarıda belirtilen duruş noktasının kendisidir ki, ona göre bir evrensel ilk, kendinde ve kendi için irdelendiğinde, kendini kendi başkası olarak gösterir. Bütünüyle genel olarak anlaşıldığında bu belirlenim öyle bir yolda alınabilir ki, burada ilkin dolaysız olan böylelikle dolaylı olan olarak, bir başkası ile bağıntılı olarak görünür, ya da evrensel olan tikel olan olarak koyulur. Böylelikle ortaya çıkan ikinci terim birincinin olumsuzu, ve eğer daha öte ilerlemeyi önceden dikkate alırsak, ilk olumsuzdur. Dolaysız terim bu olumsuz yana göre başkasında yitmiştir, ama başkası özsel olarak boş olumsuz değil, diyalektiğin olağan sonucu olarak alınan yokluk değil, ama birincinin başkası, dolaysızın olumsuzudur; öyleyse dolaylı olarak belirlidir — genel olarak birincinin belirlenimini kendi içinde kapsar. Birinci terim böylelikle özsel olarak giderek başkasında saklanır ve sürdürülür. Olumluya kendi olumsuzunda, varsayımın içeriğinde, sonuçta sıkı sıkıya sarılmak, — bu ussal bilgilenmedeki en önemli noktadır; aynı zamanda bu gereğin saltık gerçekliği ve zorunluğu kanısını edinmek için en yalın derin-düşünce bile yeterlidir, ve bunun tanıtının örnekleri söz konusu olduğunda, bütün Mantık bunlardan oluşur.

Buna göre artık önümüzde bulunan dolaylı olandır ki, ilk olarak ya da benzer olarak dolaysızca alındığında, o da yalın bir belirlenimdir; çünkü ilk olan onda yitmiş olduğu için şimdi yalnızca ikincisi bulunur. Şimdi ilk terim de ikincide kapsandığı ve ikincisi birincinin gerçekliği olduğu için, bu birlik dolaysızı özne ve dolaylıyı ise onun yüklemi olarak alan bir önermenin biçiminde anlatılabilir; örneğin: Sonlu sonsuzdur, Bir çoktur, Tekil evrenseldir. Ama böyle önermelerin ve yargıların yetersiz biçimi kendiliğinden göze çarpar. Yargıyı irdelerken gösterildiği gibi, genel olarak yargı biçimi ve herşeyden önce olumlu yargının dolaysız biçimi kurgul olanı ve gerçekliği kendi içinde kavramaya yeteneksizdir. Bunun en yakın tümlecinin, olumsuz yargının da en azından eklenmesi gerekecektir. Yargıda ilk olan, özne olarak, kendine-bağımlı bir kalıcılık görünüşünü taşır; oysa gerçekte kendi başkası olarak yükleminde ortadan kaldırılır; bu olumsuzlama hiç kuşkusuz o önermelerin içeriğinde kapsanır, ama olumlu biçimleri içerik ile çelişir; böylelikle onlarda kapsanan ortaya koyulmuş olmaz — ki tam olarak bir önermeyi kullanmanın amacı olacaktı.

Dahası, ikinci belirlenim, olumsuz ya da dolaylı belirlenim, aynı zamanda dolaylı kılıcı belirlenimdir. İlkin yalın belirlenim olarak alınabilir, ama gerçekliğine göre bir bağıntı ya da ilişkidir; çünkü olumsuz terimdir, ama olumlunun olumsuzudur ve onu kendi içinde kapsar. Öyleyse başkasıdır, ama ona karşı ilgisiz olduğu birşeyin başkası değil — yoksa bir başkası olmaz, ne de bir bağıntı ya da ilişki olurdu —, tersine kendi içinde başkası, bir başkasının başkasıdır; bu nedenle kendi başkasını kendi içinde kapsar ve böylelikle çelişki olarak kendi kendisinin koyulmuş diyalektiğidir. — İlk ya da dolaysız olan kendinde Kavram olduğu ve buna göre ayrıca yalnızca kendinde olumsuz olduğu için, onun durumunda eytişimsel kıpı kendinde kapsadığı ayrımın onda koyulmasından oluşur. Buna karşı, ikincinin kendisi belirli olan terim, ayrım ya da ilişkidir; buna göre onun durumunda eytişimsel kıpı onda kapsanan birliği koymaktan oluşur. — Eğer bu nedenle olumsuz olan, belirli olan, ilişki, yargı ve bu ikinci kıpı altına düşen tüm belirlenimler daha şimdiden kendileri için çelişki olarak ve eytişimsel olarak görünmüyorlarsa, bu yalnızca düşüncelerini biraraya getirmeyen düşünmenin eksikliğidir. Çünkü gereç, bir bağıntıdaki karşıt belirlenimler, daha şimdiden koyulmuşlardır ve düşünce için bulunurlar. Ama biçimsel düşünce özdeşliği kendine yasa yapar, önünde bulduğu çelişkili içeriği tasarımın alanına, uzay ve zamana düşmeye bırakır ki, burada çelişkili yanlar yanyana ve ardarda birbirleri dışında tutulurlar ve böylece karşılıklı bir değme olmaksızın bilincin önüne gelirler. Bu noktada biçimsel düşünme çelişkinin düşünülebilir olmadığını kendine belirli temel ilke yapar; gerçekte ise çelişkinin düşünülmesi Kavramın özsel kıpısıdır. Biçimsel düşünme hiç kuşkusuz bir olgu olarak çelişkiyi düşünür, ama yalnızca düşünür düşünmez gözünü ondan kaçırır ve onun düşünülemez olduğunu söyleyerek yalnızca ondan soyut olumsuzlamaya geçer.

İrdelenen olumsuzluk şimdi Kavramın deviminin dönüm noktasını oluşturur. ...


Dizge


  Aydınlanma ve
Romantizm

Aziz Yardımlı

Voltaire _
"Aydın" ve "Aydınlanma" sözcükleri hoş sözcüklerdir. Ama Kavramları göründüklerinden başka şeyler olduklarını gösterir. Aydınlanma kavramı Yararcılığa, ve Aydın kavramı ise Despota bağlıdır. Öylesine içsel olarak ki, Aydınlanma yararcı olmaksızın, ve Aydın despot olmaksızın olamaz. Aydınlanmanın yararcı etiği onun duyunçsuzluğu ile, ve Aydının despotizmi onun her zaman boyun eğen, her zaman karanlıkta kalan bir halkın varlığına gereksinimi ile bağlıdır. İyi yanında, yani salt öznel niyet olarak, Aydınlanma insanlığı kurtarma uğruna boşa çıkan girişimlerden biri olarak görünür. Aydınlanma bilimsel gelişimin Gönençte sınırsız bir artışa götürerek yoksulluğu ortadan kaldıracağı, insanı doğa karşısındaki güçsüzlüğünden kurtaracağı gibi beklentilerinde bir iyimserlik tinine anlatım verdi. Hiçbirşey böyle umuttan daha haklı, daha ussal, daha anlamlı olamazdı. Ama Aydınlanma insanın ilkin içinde, öznelliğinde, Duyuncunda gelişmesi gerektiğini, duyunçsuz bir gelişmenin yalnızca eşitsizliğin gelişmesi demek olduğunu anlayamazdı. Aydınlanmanın çocuksu tasarı beklenenin tam tersine sonuç verdi. Yalnızca pozitif bilgi ile boşinancın karşısına dikilen Aydınlanma moral İyiyi içgüdüsel Haz ile eşitledi ve bu ahlaksızlık temeli ile tutarlı olarak törelliği Yararcılığa indirgedi. Bencillik, duyunçsuz liberalizm, insanın en kaba saba hırsı bütün bir törel yaşamın ilkesi yapıldı. Aydınlanma mantığı Yararcılık Etiği temelinde Etiğin kendisini ortadan kaldırdı. Bu mantığın reel yanı olarak, "yararın" kendisini elde edenlerin yanısıra, yeryüzünde insanlığın daha önce hiç yaşamadığı bir yoksulluk, eşitsizlik, türesizlik dönemi başladı. Anamalcılık özdekçi ve görgücü Aydınların yaratısı değildir. İkisinden — Anamalcılık ya da Aydınlanma — hiç biri ötekinin yaratıcısı ya da nedeni değildir çünkü ikisi de bir ve aynı tinsel kökenden gelirler, aynı estetik, etik ve entellektüel düşüklüğü paylaşırlar: Güzele ilgisiz popüler, işlevsel, araçsal modern ‘estetik’ ölçünler, yararlığa, böylece sömürüye ayarlanmış bir ‘etik,’ ve anlam ve bilgi değil ama ele gelir materyel sonuçlar üretmeye indirgenmiş pragmatik pozitivist ‘bilim.’
OLGULAR VE KAVRAMLAR
   
1) Tarih Kavramı
2) Us Çağı
3) Aydınlanma ve Romantizm


 
Blace sığınmacı kampından ayrılmak üzere olan Kosovalı bir genç kadın; Foto: Lucian Perkins Aziz Yardımlı
Facts and Concepts

Kosovo 1999

Introduction
Intellectual and Truth
Why Mr. Chomsky's Views Are Criticized

The PKK Question
Hatred in Middle East and Europe
Galeri 1
(Lost in
plain sight)
Lucian Perkins


Galeri 2
(Şiirler)


Galeri 3
(Foto)


 
Kavramlar

       
Mülkiyet, Kapitalizm, Özgürlük, Etik, Aydın, Halk, İdeoloji, Yurttaş, Demokrasi, Despotizm, Güç, Gelişme, Yurttaş Toplumu ...
 
'Germania,' (ayrıntı) Friedrich August von Kaulbach, 1914 (192 x 147 cm) DHM, Berlin. İdeoloji bir ilkeye, tikel bir ideaya, bir Bire yoğunlaşmış İstencin dünyayı değiştirme uğruna kendini sınırsızca açındırmasıdır. İdeolojinin Yurttaş Toplumunda yeri yoktur, çünkü özgür Yurttaşın kurtarılma gereksinimi yoktur. İdeoloji istenci ve Duyuncu tanımamasında ancak dünyanın despotik alanlarında bir Güç olabilirdi. Nazizm Germanik İstenci ırk idealizmine yoğunlaştırdı. Bolşevizm İstencin kendisini reddeden bir İstenç, bir kölelik İstenciydi. Nazizm doğal İstencin, özsel olarak bir dürtünün anlatımıydı. Bolşevizm Partinin bütün bir nüfusa karşı sürekli savaşımıydı. Birinciyi yenmek için bütün bir dünyanın erdemini seferber etmek gerekti. İkincisi bir Tinin kendi ile çelişkisiydi, ve kendi içinde çökerek kendini yoketti.  

 

 
_DOĞU VE DESPOTİZM
 

Putin Benazir Bhutto  
RUSYA
DESPOTİZMDEN — DESPOTİZM YOLUYLA — DESPOTİZME
JAPONYA, KORE,
HİNDİSTAN
PAKİSTAN
İSTENÇSİZ DEMOKRASİ?
AFGANİSTAN; İRAN, KAZAKİSTAN ÇİN
DESPOTİZM ALTINDA LİBERALİZM


Despotizm bir Kültürdür, Uygarlık değil.
Doğulu bilinç Batının Kötü ile bir olduğunu düşünür. Sorunun daha karışık olabileceğini düşünmez. Batı kötü, suçlu, duyunçsuzdur. Doğu ise suçsuz kurban. Doğuya duyulan böyle sevecenlik, giderek şefkat Doğuyu bilmekten değil, ama gerçekte Batıya duyulan Nefretten kaynaklanıyor görünür. Ama eğer Özgürlük Ahlak için, Erdem için saltık koşul ise, Duyunç ile bir ise, eğer ancak özgür bir insanın Ahlakı ve Erdemi onun kendisinin olabilir ve ancak bu özgürlük içinde büyüyebilirse, eğer kölelerin salt köle oldukları, istençsiz oldukları için Ahlak ve Erdemleri olamazsa, o zaman Özgürlük Kavramının insan bilincine ve varoluşuna nerede ulaştığı sorulmalıdır. Çin'de mi? Hindistan'da mı?

Eğer Batı tüm Özgürlüğüne karşın, Yasanın ve İnsan Haklarının bilincine karşın henüz moral ve törel gerilik içindeyse, ahlakın ve törelliğin koşulu olan Özgürlüğe henüz bütünüyle yabancı olan Doğunun durumunun ne olabileceğini yalın bir karşılaştırma ile çıkarabiliriz. Görüngü kendini gizleyen değil, ama kendini sergileyen Özdür.

Doğu Özgürlüğü hiçbir zaman tanımamıştır. Doğunun bildiği biricik özgürlük Despotun özgürlüğüdür. Batı evrensel Özgürlüğün bilincinin doğduğu yerdir. Bu demek değildir ki Özgürlük bilinci doğar doğmaz Avrupa Özgürlüğü tam içeriği ile yaşama geçirmiş, Ahlak ve Erdem birden bire tüm bireyler için bütün bir varoluşun koşulu olmuştur. Bu demektir ki, Özgürlük yoksunluğu içinde Ahlakı ve Erdemi de hiçbir zaman tanımamış olan Asya ile karşıtlık içinde, Avrupa Ahlakı, Erdemi ve Mutluluğu bu yaşamda gerçekleştirmenin yoluna girmiştir. Bu Zamanın, daha tam olarak Tarihin işidir ve yüzyılları gerektirir. Batı bu süreçte kendi içindeki despotla, kendi moral ve törel geriliği ile savaşım içindedir. Doğu ise Özgürlüğü bugün bile öğrenebilmiş değildir, ondaki kavga her durumda bir Despotun bir başka Despotla dürtüsel kavgasından ötesi değildir. Erdemsizlerin yaptıkları Devrimlerin kendilerinin ahlaklı olamayacaklarını, yalnızca despotizmin el değiştirmesi olduklarını Dünya-Tini her zaman olduğu gibi ancak onları yaparak ve yaşayarak öğrenmektedir. Doğunun milyarları Özgürlüğü öğrenmek zorundadırlar çünkü buna yeteneklidirler. Doğulu Batılıdan ayrı bir tür değildir. O da homo sapienstir, aynı insan doğasını taşır, ve insan olmanın değerini, anlamını, güzelliğini, mutluluğunu yaşayabilir ve yaşamalıdır. Doğu salt Avrupa tarafından küçümsendiği için küçümsenmeyi hak etmiyor değildir. İkisini de küçümseyen bir saltık küçümseme noktası vardır.
 
 
 



  Modern Tin:
Yurttaş Toplumu


_
Bir Gereksinimler dizgesi olan Modern Toplumda Yurttaşlar mülkiyet iyeleridirler, birer kişidirler, ve özgürce sözleşme ilişkilerine girerler. Duyunç Özgürlüklerinde neyin iyi ve doğru, neyin kötü ve eğri olduğuna, neye inanacaklarına ya da inanmayacaklarına kendileri için karar verme hakkını bulurlar. Yasalarını özgürce kendileri yaparlar ve onlarda boyun eğdikleri Güç kendi ussal istençleridir. Kendileri gerçek Kendileridirler, çünkü Duyunçları ve İstençleri kendilerinindir. — Modern Törellik bir özgür Duyunç ve İstenç tini olduğu için değersiz geleneksel değerler ile bağdaşmaz. Gelenek ve Yenilik arasındaki bu çelişki Yurttaş Toplumunu bir Oluş süreci olarak, yeniliğin direnilmez bir İstenç gücüyle geleneği ortadan kaldırdığı bir modernleşme süreci olarak belirler. (Nihilizm yalnızca süreç olana, bu yüzden geçici ve göreli ve değersiz olana sarılmada yatar.) Bir Oluş Süreci olması aynı zamanda modern Yurttaş Toplumunun tüm erdemsizliğinin, türesizliğinin, bencilliğinin açıklamasıdır. Özgürlük kavramı bu süreci amaçsız ve anlamsız bir İlerleme değil, ama Ereği insan gizilliğinin tam açınımı olan direnilemez bir entellektüel, etik ve estetik Gelişme süreci yapar. Onda anlamsız olana, değersiz olana, erdemsiz olana karşı çıkacak olan istenç bir ideoloğun demagojik istenci değil, ama Yurttaşın kendi istencidir. Ve bu İstencin üstünde ve ötesinde hiçbir gücün olmaması modern Yurttaş Toplumunun saltık olarak ussal, türeli, özgür bir varoluşa gelişmesinin saltık güvencesidir. Yurttaş Toplumu kavramı Özgürlük kavramının bir çıkarsamasıdır, ve modern realite tüm değişkenliği, akışkanlığı ve gelişimi ile bu Kavramın milyonların bilinçlerinde ve yaşamlarında sınırsızca edimselleşmesinin sahnesidir.

Giriş Bölümü
(§§ 1-18)




 
Irkçı
Dörtler
"Bu herif tepeden tırnağa kapkaraydı — söylediklerinin aptalca olduğunun açık bir tanıtı" :: "Dieser Kerl war vom Kopf bis auf die Füße ganz schwarz, ein deutlicher Beweis, daß das, was er sagte, dumm war" (Immanuel Kant).

Kant her ne kadar kendi "aşkınsal çıkarsama" yöntemi ile Negronun karalığından onun aptallığını tanıtladığını ileri sürse de, yaptığı şey ne çıkarsamaydı, ne de felsefe. Felsefe görünüşü altında, yalnızca kişisel görüşlerine, aslında Avrupa’nın yaygın bir duyarsızlığına anlatım veriyordu ve bu bakımdan ne ilk, ne de sonuncuydu. Buna izin verebilecek biricik felsefe tanıtlamasız, çıkarsamasız bir felsefe, "kuşkucu felsefe" olabilirdi — eğer böyle birşeyi felsefe olarak kabul etmeye hazırsak. Buna karşı insanın bilgi yetisinden umutsuzluğa düşmeyenler için, örneğin tanıtlamayı kurgul usun doğası olarak, aslında kendisi olarak gören ve buna göre insanın bilme yeteneğin sonsuz ya da tanrısal olduğunu tanıtlayan Descartes için, "Sağ duyu (Us) tüm insanlara eşit olarak paylaştırılmıştır." Yine, Hegel'in saltık idealizmi ne Afrikalının, ne Yahudinin, ne de Germanik ırkın aşağı ya da üstün görülmesine izin vermez. Bütün varoluşun raslantısal değil ama saltık başyapıtı olan, Ereği olan homo sapiens siyah da olsa, beyaz da olsa aynı özü taşır. — Almanca Kant metni için bkz. BONN ÜNİVERSİTESİ.

Hume

Kant

Locke

Russell


 
Ruby Bridges, 1960. "The Problem We All Live With" by Norman Rockwell, depicting Bridges as she goes to school.   "... For a little girl six years old going into a strange school with four strange deputy marshals, a place she had never been before, she showed a lot of courage. She never cried. She didn't whimper. She just marched along like a little soldier. And we're all very proud of her (applause)." (Link 1) (Link 2)


  Eros, Modernlik ve
Ruhçözümleme

Aziz Yardımlı
  Tüm ruh-çözümleme uygulayımında en önemli olan sorun hastanın — bu durumda modernizmin kendisinin — özgür çağrışıma ve ussal iletişime açık olup olmadığıdır. Eğer nihilist yorum haklıysa, eğer modern toplum postmodern duruma, şizofrenik bir duruma bozulmuşsa, ussal iletişimden başka bir yöntemi olmayan ruhçözümleme geçersizdir.
Freud —
Erotik Eleştiri
Ego ve İd
Freud
Ruhsal Olayların İki İlkesi Üzerine Formülasyonlar
Freud
Çatışmadaki İnsan
Fancher
Eros ve Uygarlık
Marcuse
Freud İçin Bir
Yaşamöyküsü


 
Plutark
Meriç Mete
Ariadne / Plutark
WATERHOUSE/PLUTARK
ARİADNE
DAVID/PLUTARK
SABİN KADINLARI
LAGRENEE/PLUTARK
ALKİBİADES VE METRESİ
ALMA TADEMA/PLUTARK
AMFİSSA KADINLARI
PLUTARK/BEETHOVEN
CORIOLANUS


 
 

Şafağın Kapıları
(1900)

Herbert James DRAPER
(1864-1920)

Yerde Aurora’nın ayaklarının altına saçılmış yatan ölü güller onun tükenmek
bilmez tutkusuna tanıklık ederler.
Gene de güllerin, tıpkı şafak gibi,
narin, uçucu bir güzellikleri vardır,
ve zaman içinde geri dönerler.
Evet, Aurora bir sonraki kurbanı için
bekliyor olabilir.
Ama pekala yeni güne bakıyor da olabilir,
çünkü ne de olsa Şafaktır.

SOFIANE SYLVIE



 

Novalis
Sümbül ile Gül’ün Öyküsü

Çeviren: Leman Toykan

‘‘... sıradana gizemli bir görünüş, ... sonluya sonsuz bir anlam verdiğimde, onu romantikleştiririm’’ ::
‘‘... indem ich dem Gewöhnlichen ein geheimnisvolles Ansehen, ... dem Endlichen einen unendlichen Sinn gebe, so romantisire ich es.’’ YAŞAMÖYKÜSÜ

 


  Alma Tadema:
İnsanın Görkemi

Yapım: Diren Yardımlı



  Lawrence Alma-Tadema’nın resimlerinin çoğu klasisizme özel bir bakış açısından anlatım verir. Ortam genelde Mısır, Yunan ve Roma dünyalarıdır. Sokakları, balkonları dolduran insanlar ise daha çok Victorian dönemin İngilizleridir. Onu klasik öncüllerinden ayıran en önemli nokta seçtiği konularının dinsel ya da mitolojik olmayışıdır. Sanatçı bağlı kaldığı klasik tini insanların gündelik yaşamlarına yansıtır, onun soyluluğunu ve dinginliğini sokaklarda, parklarda gezen insanlara yükler. SERGİ
 


  Adolphe-William Bouguereau:
İnsanı Tanrının gözleriyle görmek

 
 


La Frileuse, 1879
 

Bouguereau Resim Sanatını
bu sanatın yetenekli olduğu sonsuzluğa,
Doğanın üstünde ve ötesinde
yalnızca insan Tininin üretebileceği,
daha Güzeli olmayan
sonsuz Biçimlere yükseltir.
Onda gördüğümüz ve bizi çarpan öğeler renkler ve şeyler değil,
ama insan ruhunun Güzelliği,
duygunun erişilmiş sonsuz Biçimidir.

‘‘İnsan Güzelliği ve Gerçekliği aramalı, Bayım! Öğrencilerime her zaman en son noktaya dek çalışmanız gerek derim. Yalnızca bir tür resim vardır. Göze eksiksizlik sunan resim, Titian ve Veronese’e de bulduğunuz güzel ve kusursaz türden işleme.’’



  İsmail Dede Efendi

Melis Alkan



    Abdülkadir-î Meragî (1353?-1435) ve Itrî (1640?-1712) ile birlikte Klasik Türk Müziği’nin en büyük üç müzisyeninden biri olarak kabul edilen Hammamîzade İsmail Dede Efendi 9 Ocak 1778’de İstanbul’da doğdu. 1797’de Yenikapı Mevlevihanesi’ne çekilen İsmail burada musiki bilgisini ve yeteneğini ilerletti ve Abdülbaki Nasır Dede’den ney çalmayı öğrendi. Şeyhi Ali Nutki Dede genç mürid İsmail’deki musiki yeteneğini fark etmiş ve ona ‘‘Öyle görüyorum ki geleceğin en büyük üstadı olacaksın’’ demiştir.
 


  Toplumsal Sözleşme
Du contrat social

Jean-Jacques Rousseau



_ "Özgürlüğünü yadsımak insan niteliğini, insanlık haklarını, giderek ödevlerini bile yadsımak demektir. Herşeyden vazgeçen biri için bunun karşılığının ödenmesi olanaklı değildir. Böyle bir vazgeçme insan doğası ile bağdaşmaz; ve istencinden tüm özgürlüğü kaldırmak eylemlerinden tüm ahlakı kaldırmaktır." :: "Renoncer à sa liberté c’est renoncer à sa qualité d’homme, aux droits de l’humanité, même à ses devoirs. Il n’y a nul dédommagement possible pour quiconque renonce à tout. Une telle renonciation est incompatible avec la nature de l’homme, et c’est ôter toute moralité à ses actions que d’ôter toute liberté à sa volonté." BİRİNCİ BÖLÜM: Türkçe-Fransızca
 
Devlet ussal
yasa İstencidir.


  Nietzsche
Frank Thilly Felsefe Tarihi’nden
Çeviri: Nur Küçük • Yasemin Çevik

Nietzsche Schopenhauer’ın istencin varoluş ilkesi olduğu yolundaki temel anlayışını kabul eder, ancak bu istenci yalnızca yaşama istenci olarak değil ama Güç İstenci olarak tasarlar: Yaşam özsel olarak Gücün arttırılmasına yönelik bir çabadır, ve bu taşkın İçgüdü iyidir: Alles Gute ist Instinkt.



  Görelilik Kuramı:
Felsefesiz Bilim

Aziz Yardımlı
Albert Einstein
Görelilik kuramı Saçma olana inancı ister. Bu kurama göre Uzayın çevresi çitlerle kuşatılıdır. Bu kurama göre, ‘Uzay bükülebilir, uzayıp kısalabilirdir.’ ‘Her bir özel uzay noktası için yalıtılmış özel bir zaman kıpısı vardır ve evrensel bir Şimdi yoktur.’ Görelilik kuramı böyle düşüncelerin ussal olduklarını ileri sürmez. Tersini ileri sürer. Gerçekten de bu tür düşünceler açıkça us-dışıdırlar ve düşünülemezler. Einstein Logosu Olympos’un yükseklerinden yere indirdiğini, bilimin temelinde düşüncenin değil, duyusal algının yattığını belirtir. Ve duyular hiç kuşkusuz gözlemci özneye görelidirler, saltık değil, evrensel değil. Mekaniğin — ister fotonun isterse galaksinin olsun — özsel olarak ussal olduğu düzeye dek, Görelilik Kuramı bir kozmoza değil, ama ancak bir kaosa temel olabilir — eğer bilinçsizce ussallaştırılmıyorsa.
 



Cindy Sherman / Martin Paar
Fotoğraf Sanatı
Friedrich Hölderlin (1770-1843)
Çocukken / Da ich ein Knabe war
Beethoven (1770-1827)
Piano Sonatı No. 8, Do Minör (Opus 13)
(Pathétique)


 
Güzel Sanat

Alfred Guillou
(1844-1926)
"Sabah Buketi"
‘‘Ahlakın yasaları sanatın da yasalarıdır.’’
— Robert Schumann
The Academic Tradition


  Çirkinin Sanatı:
Pablo Picasso

Kübizm yalnızca estetik olarak değil, moral olarak da bozar, çünkü yalanı normalleştirir. Anlamsızın anlamlı, çirkinin güzel olduğunu doğrulayan insanlığın dışsal bir totalitarizme gereksininimi kalmaz.

Aziz Yardımlı



Les Demoiselles d'Avignon (1907) --
Kübizm yalnızca kötü sanat değildir; onu yalnızca ilkelliğe geri dönüş ve soyutlamacılık gibi terimlerde açıklayamayız. Güzelden korku/nefret salt estetik duyarsızlık değildir. Duyunun Çirkininde anlatım bulan şey duygunun Çirkinidir.  
Tuval üzerindeki Biçimin sanatçının ruhunun kendisinden başka birşeyin anlatımı olmadığı düzeye dek, Picasso modern nihilizmin insan ruhuna neler yapabileceğini gösteren iyi bir örnektir. Güzellik saltık Değerdir. Picasso onun yerine Çirkini, biçimsiz olanı geçirir. Güzel Sanat sonsuz Gerçeği duyusal Biçimin sonsuzluğu ile, tanrısal Güzellik ile yaşama etkinliğidir ve güdüsü insan ruhundaki Güzellik İdeası, sağlıklı her insan ruhunda bulunan beğeni yetisidir. Pablo Picasso'nun yaratıcı kaynağı ise yine aynı insan ruhundan, ama onun karanlık derinliklerinden, insan ruhunun yalnızca baskılamaya uygun gördüğü yaşantılarla dolu bilinçaltından gelir. Onda sanat Güzelin değil, Güzelden kaçmanın, giderek Güzelden korkunun anlatımı olur, ve modern bireyin hırs güdümündeki gerçekliksiz ve inançsız varoluşunu Güzelin tılsımından da sıyırarak, bireyin kendi yarattığı gri Şimdisine dayanabilmesi için, kendisini daha da grileştirebilmesi için gerekli olan estetik narkozu üretir. Picasso’nun dehası ona ününü bağışlayan bilgisiz, beğenisiz, anlamayan, henüz yarı-gelişmiş Batı kültürünün karşılık olarak ondan ne istediğini herkesten iyi anlamasında yatıyordu. Bir Nefret Çağına dönen 20’nci yüzyılın ilk yarısında moral Kötülüğün yanına onunla geçinebilecek duyusal biçim olarak Çirkini ekledi. 20.000’i aşan yapıtlarının sayısı bile modern kültürün nihilist yüzünü sergilemedeki, insanlığa nasıl anlamsız, nasıl değersiz olunabileceğini göstermedeki coşkusunu ve tutkusunu tanıtlar. Etik düşüklüğün estetik düşüklükten soyutlanamayacağını gösterdi, ve politik demagojiyi estetik demagoji ile tamamladı. Picasso Herkesin Sanatçısıydı.


UYGARLIK VE HOŞNUTSUZLUKLARI
Birinci Bölüm


‘‘Güzellik yoluyla, duyumsayan insan biçim ve düşünceye götürülür; güzellik yoluyla, düşünen insan geriye özdeğe götürülür ve yeniden duyu dünyasına kazanılır. ... Güzellik iki karşıt durumu, duygu ve düşünce durumlarını bağlar.’’ Friedrich Schiller
İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Mektuplar
(Mektup XVIII)


 
GÖRGÜL BİLİMLER
 

ÖKLİDES
Öğeler
Pisagor Teoremi
MAX BORN
Dinginliksiz Evren
ULUĞ BEY
Gökbilim
Kepler Yasaları
ALEXANDRE KOYRE
Leibniz-Newton Savaşları
ERWIN SHCRÖDİNGER
Özdek Nedir?


 
GÖRGÜL BİLİMLER. ETHER
 

JAMES CLERK MAXWELL
Ether
ALBERT EINSTEIN
Ether
MICHAEL FARADAY
Ether
DAVID BOHM
Ether
ISAAC NEWTON
Ether
 

 

  Postmodern Sorunlar:
Büyük Anlatı Anlatısı