İdeoloji ve Yabancılaşma
İnsanlık barbarlıktan uygarlığa doğru özgürlük yolunda çabalarken, kimileri yabancılaşmaktadır. İnsanlık tarihsel, olumsal Kendisinden gerçek Kendisine doğru gelişirken, kimileri kendi kötü Kendilerinden de olmakta, gereksizleşmektedir. İdeolojinin a priori paranoyası onu Yabancılaşma olarak yaşanan duygu ile bağlar. Yabancılaşma kendini ilkin doğrudan Yokedicilik ve Nefret anlatımlarında göstermez, çünkü ilkin bir İstenç boşluğu olarak, bir tür isteksizlik olarak yaşanır, nihilistik bir çökmüşlük olarak, yaşama ilgisizlik olarak, Anlamın kaçışı olarak görünür. Bu bilinç için yaşamın ekseni, Anlamın kaynağı olarak gördüğü Tanrı ölmüştür. Ve Usunu da yitirmiş, çünkü onu Reden, Söylem, Metin, Simge vb. yapmıştır. Us Yitimi bir duygu yitimini getirir ve bundan böyle Başkaları sevilecek değil nefret edilecek kişilerdir, çünkü yabancılaşma ilkin budur. Yabancı, Başkası gerçekten de bir Sınırdır, Olumsuzlamadır, Özgürlüğün bittiği yerdir. Sartre'ın anlatımıyla, "Cehennem başka insanlardır." Başkası ayrıca İstenci tanınmayan, çünkü bilinmeyendir. Yabancının Özgürlüğü giderek tehlikedir.
Kendine Yabancılaşma ise Ustan uzaklaşmada, Duygudan uzaklaşmada, moral çözülmede kalmaz, ama dürtüsel-içgüdüsel olana yaklaşmaya geçer. Nihilizm bir moral çöküş olarak insanı bir doğa-varlığı olmanın yakınına getirir.
Varoluşçu-nihilist düşünürlerin (Heidegger, Sartre, Foucault ve daha başkalarının) insanlığı kitlesel ölçeklerde yokeden İdeolojilere etkin olarak, giderek coşkulu olarak katılmaları hiçbir biçimde raslantısal birşey ya da olmaması gereken bir yanılgı değildir. Usun reddedilişi, Duyuncun reddedilişi bilinçsiz bir Nefret duygusuna pıhtılaşmış İçgüdünün doğrulanışıdır. Bir Erek olarak, Anlam olarak Usun yitişini Tanrının ölümü olarak formüle eden Nietzsche bir ideoloji formüle etmemiş olmasına karşın, üst-insanın bakış açısından "Alles Gute ist Instinkt" diyordu. Usun yitişi insanı vakumda bırakmaz. Boşluk doldurulmak içindir.
Yabancılaşma bir insan doğasının, bir insan Özünün yokluğu görüşü üzerine doğar. Öz Düşüncedir, Ustur. Aynı Özü, Düşüncelerimizi deneyimden, a priori olanı a posterioriden türeten Görgücülüğün, Özdekçiliğin, Bilinemezciliğin vb. bu aynı nihilistik vargıya ulaşmamış olması yalnızca bir düşünce tembelliğine bağlıdır. Bu sonuncular uslamlamayı gerektiği gibi ussal olarak sürdürmek yerine, dışsal ilkeler getirerek keserler. Örneğin Özdekçiliğin varoluşa, yaşama bir Anlam vermesi, İnsanlığı Kurtarıcı olmayı seçmesi altyapının mantıksal bir sonucu değil (ki Altyapı düşüncesinin kendisi insanı edilgin, köle kalmak zorunda bırakan boş bir metafiziktir), ama dışsaldır ve bu Anlam tutarlı bir düşüncenin mantıksal vargısı değil, tam tersine ruhbilimsel bir dürtünün düşünceyi yönlendirmesinin sonucudur. Hiçbir biçimde bir moral kaygının sonucu olmadığını Karl Marx'ın kendisi doğrudan doğruya bildirir: Ahlak, Din vb."burjuva önyargılardır." Reel Tarih bu duyunçsuzluğu yalnızca doğrulamıştır.
Brecht; Mahagonny Kentinin Yükselişi ve Düşüşü
Tarihsel Materyalist ideoloji insan istencini tanımamasını, insanı özgür bir varlık saymamasını onu sorumsuz görmesinde de sergiler. Sorumlu olabilmek moral varlık olmayı gerektirir. İdeoloji için sorumlu olan Metadır, Altyapıdır, Kapitaldir, İnsanın Kendisi değil. İdeoloğun sorumluluğu insanın dışına atması gerçekte kendisinin de özgürlük bilincinden yoksun olmasıyla sağlanır. Brecht için de insan Altyapı tarafından belirlenir; ama belirlenmek özgür olmamak, köle olmaktır. Bu mantık sömürülen ama sömürüldüğünü bile bilmeyen insanlığı bir kurtarıcıya, entellektüele bağımlı kılmanın da mantığıdır, ve daha başından istençsiz sayılan kitleler ancak bir kurtarıcı yoluyla, dışsal bir ahlak ve sağduyu ve iyilik yoluyla kurtarılabilirler. Brecht'in aşağıdaki dizesi onun Das Kapital'in esini altında türettiği insan ve insanlık görüşünü betimler, çünkü anlatımın nesnesi yalnızca bir sınıf, burjuva sınıfı dediği şey değil, bütün bir Mahagonny kentidir.
Mahagonny'de yaşanan şey Metayı bütün bir modern toplumun belirleyicisi sayan Das Kapital'de
koşutunu bulur:
Erst kommt das Fressen / İlkin tıkınma gelir
Dann kommt die Moral. / Sonra gelir Ahlak
(Mahagonny Kentinin Yükselişi ve Düşüşü / Aufstieg und Fall der Stadt Mahagonny) (Bir 2007 Gösterimi)
Brecht sanatını ideoloji ile bir çizgide kullanır, ve modern toplumu Mahagonny ile özdeşleştirir. Hırs kültürünün herşeye, giderek insan duygusuna bile uzanacağından kuşkusu yoktur. Modern toplum — yani insan hırsının, ya da suçun belirleniminde olan Kapitalist Toplum, ama Yurttaş Toplumu değil — herşeyi Metaya indirgeyecektir, çünkü insan duyunçsuz ve istençsizdir, özgürlüğe yetenekli değildir. İnsan katıksız hırstır. Mahagonny'nin hedonizm dünyasında, emeğin ve çalışmanın olmadığı bir içki, kumar ve seks düzeninde, sonunda giderek Sevgi de metalaştırılır. Brecht'in yapıtının vargısı hiç kimsenin mutluluğu parayla satın alamayacağıdır. Kent yanar, düşük insanlık kendini kaosta yokeder. Brecht'in haklı olması için, gözleminde gerçeklik ve doğruluk olması için insanlıktan vaz geçmemiz gerekir. Eğer insanlar salt dürtüsel haz varlıkları olsalardı, o zaman onları hayvandan ayırmanın anlamı olmazdı. Ama o zaman Brecht'in moral çabaları de gereksiz olurdu. Eğer dünya, ya da daha doğrusu Tarih yanmayacaksa, İnsan Brecht'in görebildiğinden bütünüyle başka bir varlık, moral bir varlık olmalıdır.
Brecht insanı anlamada kendi içindeki insanlığın sınırlarını aşmamış görünür. Bildiği en iyi Özgürlük kavramı Kapitalizmden öteye geçmez ve insanın dürtüden daha çoğuna yetenekli moral bir varlık olduğunu anlamadığını oyunları doğrudan gösterir. Mahagonny'nin yurttaşları erdemden habersiz olmalıdırlar, ve Brecht'in kurgusunda gerçekten de öyledirler. Brecht'in kente yerleştirdiği karakterler birbirleri ile yalnızca Meta ilişkileri içinde yaşayan fahişeler, yamuk satıcılar, suçlular ve benzerleridir; yasayı yarı-insanlar olan serseriler temsil ederler ve kurdukları düzen kaçınılmaz olarak bir sömürü ve şiddet düzenidir. İnsanlığı bu erdemsizlikten kurtaracak olan güç insanın kendisinin İstenci değil, Duyunç ve Usu değil, ama Altyapı olmalıdır — tam olarak insanı teslim aldığı, onu insanlığından ettiği ileri sürülen şey, ve her nasılsa materyalist entellektüelin, bilinci özdeksel bir altyapının izdüşümü, ekonomik realitenin bir yansıması olması gereken ideoloğun, paradoksal olarak, ondan kurtulmuş ve bağışık olduğunu ileri sürdüğü şey.
Mahagonny'de insanlığı ve insanlığın yazgısını görenler kendilerini, insanı anlama yeteneklerinin sınırını görüyor olmalıdırlar. Mahagonny türesizlik için ayrılmış özel bir bölge değildir. Böyle olsaydı bütün kurgu erdemsiz insanların erdemsiz olduğunu anlatan bir totoloji olurdu. Mahagonny Kapitalizmdir. Böylece Dünyanın kendisidir çünkü Dünya kapitalisttir. Kapitalist Toplum vardır, Yurttaş Toplumu yoktur. "Burjuva" kimliğine bürünmüş insan açgözlülüğü vardır, özgür ve salt özgür olduğu için düzgün olan Yurttaş değil. Dünyada, hiç olmazsa Batıda, Yasaları özgür Yurttaşın istenci, ussal istenç yapmaz, ama Yasa orada da Doğuda olduğu gibi despotun buyruğu, ya da egemen sınıfın, tekellerin istencidir. Dünya Mahagonny'dir. İnsanlık usdışı, erdemsiz, çirkindir. "Niçin yaparız, eğer yok etmenin hazını yaşamak için değilse?" "İstediğini yap. İnsanın doyumu için hiçbirşey yasak olmamalıdır. Eğer bir başkasının parasını, evini ya da karısını almak istiyorsan, yere devir onu ve al; ne dilersen yap." Brecht'in Marxizminin eleştirdiği dünya bu görüşün tanımladığı nihilistik dünyadır. Böyle dünya Picasso'nun tablolarında bulunur. Ama o dünya politikanın konusu olmaktan çok ruhsağaltımın konusu olacaktır. |