| |
G.
W. F. Hegel
Mantık Bilimi
Çeviri,
Notlar ve Çözümlemeler: Aziz Yardımlı
İstanbul
2007 (c) İdea Yayınevi |
G.
W. F. Hegel
Wissenschaft der Logik
[1812;
1831] |
BİRİNCİ
BÖLÜM
Nesnel
Mantık
Giriş
Mantığın Genel Bölümlenişi |
ERSTER
TEIL
Die
Objektive Logik
Einleitung
Allgemeiner Einteilung der
Logik |
| Bu bilimin Kavramı üzerine ve
aklanışının nereye düştüğü üzerine söylenmiş olanlardan buradaki genel Bölümlemenin yalnızca geçici olabileceği, bir bakıma yalnızca
yazarın bilim ile daha şimdiden tanışık olması ve buna göre burada Kavramın
kendi gelişiminde belirleyecek olduğu ana ayrımları önceden tarihsel olarak bildirebilecek bir durumda olması ölçüsünde verilebileceği
sonucu çıkar. |
In dem,
was über den Begriff dieser Wissenschaft und wohin seine Rechtfertigung
falle, gesagt worden ist, liegt, daß die allgemeine Einteilung hier nur vorläufig sein, gleichsam nur insofern angegeben werden
kann, als der Verfasser die Wissenschaft bereits kennt, daher historisch hier zum voraus anzuführen imstande ist, zu welchen Hauptunterschieden
sich der Begriff in seiner Entwicklung bestimmen wird. |
@Mantık Biliminin Bölümlenişi Kavramı
Ya Da Yöntemi İzler.
Gene de bölümleme için neyin gerekli olduğunu önceden
genel olarak anlaşılır kılabilecek bir girişimde bulunulabilir, üstelik
bununla tam anlaşılmasını ve aklanmasını ilkin bilimin içersinde kazanacak
olan Yöntemi kullanmak gerekse de. — Öyleyse burada herşeyden önce bölümlemenin Kavram ile bağıntılı ya da
daha doğrusu onun kendisinde imleniyor olması gerektiğini varsaydığımızı
anımsatmalıyız. Kavram belirsiz değil, ama tersine kendinde belirlidir;
bölümleme ise onun bu belirliliğini
açınmış olarak anlatır; Kavramın Yargısıdır,
ama dışsal olarak alınan herhangi bir nesne üzerine bir yargı değil, tersine Kavramın kendinde yargılanması, e.d. belirlemesidir.
Tıpkı Üçgenlerin sınıflandırılmasını sağlayan dik-açılılık, dar-açılılık
vb., eş-kenarlık vb. gibi belirlenimlerin üçgenin kendisinin belirliliğinde,
e.d. genellikle üçgenin kavramı denilen şeyde yatmaması gibi, yine genelde
hayvanın, ya da memelilerin, kuşların vb. kavramı olarak geçerli olan
şeyde de onların memelilere, kuşlara vb. ve bu sınıfların daha alt cinslere
bölünmesini saptayan belirlenimler bulunmaz.* Böyle belirlenimler başka yerden, görgül sezgiden
alınır, ve o sözde kavrama dışardan eklenirler. Bölümlemenin felsefede
ele alınışında Kavramın kendisi kendini onların kökenini kapsıyor olarak
göstermelidir.
| *[Hegel Matematiksel
bilgi üzerine bu yorumunu ve üçgen örneğini Görüngübilim’e Önsözünde
de kullanır. Üçgenin açıları ya da kenarları arasındaki
bağıntı üçgenin kavramı tarafından zorunlu olarak belirlenmez ya
da ondan dolaysızca çıkarsanamaz. Kant’ın terminolojisini kullanırsak,
bu bağıntılar sentetiktirler ve özneye sonradan eklenirler. Ya da, konuya daha
yakın bir deyişle, eytişimsel ya da sözcüğün gerçek anlamında mantıksal
değildirler: a priori çıkarsanamazlar. Dışsal bir ‘derin-düşünce’nin
üçgen tasarımına dışsal şekiller eklemei ve eşitlik, eşitsizlik ilişkilerini uygulamasıyla
elde edilirler. Buna karşı Kavramın belirlenimleri ise onun kendi
eytişiminin dolaysız çıkarsamaları ya da bu eytişimin kendisidirler. — A.Y.] |
|
Doch
kann versucht werden, das, was zum Einteilen erforderlich ist,
zum voraus im allgemeinen verständlich zu machen, obgleich auch dabei
ein Verfahren der Methode in Anspruch genommen werden muß, das seine volle
Verständigung und Rechtfertigung erst innerhalb der Wissenschaft erhält.
— Zuvörderst also ist zu erinnern, daß hier vorausgesetzt wird, die Einteilung müsse mit dem Begriffe zusammenhängen oder vielmehr in ihm selbst
liegen. Der Begriff ist nicht unbestimmt, sondern bestimmt an
ihm selbst; die Einteilung aber drückt entwickelt diese seine Bestimmtheit aus; sie ist das Urteil desselben, nicht ein Urteil über irgendeinen äußerlich genommenen Gegenstand, sondern das Urteilen, d.
i. Bestimmen des Begriffs an ihm selbst.
Die Rechtwinkligkeit, Spitzwinkligkeit
usf., wie die Gleichseitigkeit usf., nach welchen Bestimmungen die Dreiecke
eingeteilt werden, liegt nicht in der Bestimmtheit des Dreiecks selbst,
d. h. nicht in dem, was der Begriff des Dreiecks genännt zu werden pflegt,
ebensowenig als in dem, was für den Begriff des Tieres überhaupt oder
des Säugetiers, Vogels usw. [gilt,] die Bestimmungen liegen, nach welchen
jenes in Säugetiere, Vögel usw. und diese Klassen in weitere Gattungen
eingeteilt werden
.
Solche Bestimmungen werden anderswoher, aus der empirischen Anschauung
aufgenommen; sie treten zu jenem sogenannten Begriffe von außen hinzu.
In der philosophischen Behandlung des Einteilens muß der Begriff selbst
sich als ihren Ursprung enthaltend zeigen. |
@Mantık Bilimimin Varsayımı: Varlık
Ve Kavram Birdir.
Ama Girişte Mantık Kavramının kendisi onun
dışında yatan bir bilimin sonucu olarak bildirilmiş, böylelikle burada
aynı yolda bir varsayım olarak
alınmıştır. Mantık buna göre kendini arı düşüncenin bilimi olarak belirler
ki, ilkesi olarak arı bilgiyi, soyut değil ama tersine somut
olarak dirimli birliği alır — bir birlik ki, onda bilinçte kendi için varolan öznel birşey ve böyle varolan ikinci bir şey, nesnel
birşey arasındaki karşıtlık üstesinden gelinmiş olarak, ve Varlık kendinde
arı Kavram olarak ve arı Kavram gerçek Varlık olarak bilinir.* Böylece
bu iki yan Mantıksalda kapsanan iki kıpıdır. Ama bunlar şimdi ayrılmamacasına varolan kıpılar olarak
bilinirler, bilinçte olduğu gibi her biri ayrıca
kendi başına da varolan kıpılar olarak değil; ama aynı zamanda ayrı olarak (gene de kendi başlarına varolan
olarak değil) bilinmeleri yoluyla birlikleri soyut, ölü, devimsiz değil,
tersine somuttur.
*[Doğal bilinç Mantık Biliminde yabancısı olduğu bütünüyle
yeni bir alandadır. Sanki Newton’un saltık uzayındaymış ve tüm yön
duygusunu yitirmiş gibidir. Elinden sağlam bir başlangıç ya da kökensel
nokta, herşeyi bir düzen içersine getirecek belirli bir ‘öğe’ aramaktan
başka birşey gelmez. Mantığı öğrenmenin başlangıcında yaşanan en
uzun süreli güçlük mantıkta ‘öğenin’ ne olduğunu saptamayı ya da
kavramayı ilgilendirir. Yalıtılmış bir kavram düşünüldüğünde düşünce ya analitik bir dışsallığa düşer ve ilerlemesi, çıkarsama
yapabilme gücü durdurulur, çünkü bunun için dışsallıktan başka hiçbir
olanak yoktur, ve çıkarsama ise dışsal bağıntının tam tersini, Türkçe
sözcüğün kendisinin de dolaysızca imlediği gibi bir içsellik bağıntısını
anlatır (‘çıkma’ eyleminin kendisi analitik olarak bir ‘iç’ ve bir
‘dış’ı, bir 'başkasını,' bir 'olumsuzu' öngerektirir).
Mantık biliminde de bir ‘bilme’ olgusu vardır,
ve bilmenin kendisi bir bilinç edimi olarak bir bölünmeyi, bir karşıtlığı
imler — kavramı, ve onun nesnesi olan başka birşeyi. Burada Hegel’in kendisinin
de belirttiği şey bu karşıtlığın Saltık Bilgi kavramı tarafından
yenilmiş olduğu, ve bilincin nesnesinin bundan böyle yalnızca onun kendisi,
‘kendi’nin kategorileri olarak bilindiğidir. Ama gene de böylece ne olursa
olsun başlangıca bir karşıtlık girer, üstelik ‘ortadan kaldırılmış’
ve bir ‘kıpı’ olmuş olsa bile. Bu iki yan, öznel olarak Kavram ve
nesnel olarak yine Kavram bundan böyle daha öte her kategoride içerilecek, kendileri
ortadan kaldırılmış olarak tüm süreçte taşınacaklardır. Mantık Bilimi başladığı zaman, ya da Tinin Görüngübilimi sonlandığı zaman, elimizde
olan şey ‘tekil’ bir kavram, yalıtılmış bir kavram değil, ama bütünüyle soyut bir ‘bilme’
kavramı, deyim yerindeyse arı bilinç, nesnesini kendisi ile bir
gören bir bilgi edimidir. Dolayısıyla yapabileceğimiz ilk şey bu
‘bilme’ eylemi üzerinde düşünmek, onun eytişimini üretmeye çalışmaktır:
Ondan nereye ilereleyebiliriz? — A.Y.] |
|
Der
Begriff der Logik aber selbst ist in der Einleitung als das Resultat einer
jenseits liegenden Wissenschaft, damit hier gleichfalls als eine Voraussetzung angegeben worden. Die Logik bestimmte sich danach als die Wissenschaft
des reinen Denkens, die zu ihrem Prinzip das reine Wissen habe,
die nicht abstrakte, sondern dadurch konkrete lebendige Einheit, daß in
ihr der Gegensatz des Bewußtseins von einem subjektiv für sich Seienden und einem zweiten solchen Seienden, einem Objektiven, als überwunden
und das Sein als reiner Begriff an sich selbst und der reine Begriff als
das wahrhafte Sein gewußt wird. Dies sind sonach die beiden Momente,
welche im Logischen enthalten sind. Aber sie werden nun als untrennbar seiend gewußt, nicht wie im Bewußtsein jedes auch als für sich
seiend; dadurch allein, daß sie zugleich als unterschiedene (jedoch nicht für sich seiende) gewußt werden, ist ihre Einheit nicht
abstrakt, tot, unbewegend, sondern konkret. |
| Bu birlik aynı zamanda öğe olarak mantıksal ilkeyi
oluşturur, öyle ki onda doğrudan bulunan o ayrımın gelişmesi yalnızca
bu öğenin içerisinde ilerler. Çünkü bölümleme, belirtildiği gibi, Kavramın yargısı,
daha şimdiden ona içkin belirlenimin ve dolayısıyla ayrımının koyulması
olduğu için, bu koymanın yeniden o somut birliğin belirlenimlerine
bir çözülmesi olarak anlaşılmaması gerekir — sanki bunlar kendileri için geçerliymişler gibi —, çünkü bu burada önceki duruş noktasına, bilincin
karşıtlığına boş bir gerileme olacaktır; ama bu karşıtlık yitmiştir; o
birlik öğe olarak kalır, ve bölümlemenin o ayrımları ve genel olarak gelişme
bundan böyle onun dışına çıkmaz. Böylelikle daha önce (gerçekliğe
doğru yolda) kendileri için varolan belirlenimler, örneğin öznellik
ve nesnellik ya da giderek düşünce ve varlık ya da kavram ve olgusallık,
hangi bakımdan belirlenmiş olurlarsa olsunlar, şimdi
gerçeklikleri içinde, e.d. birlikleri içinde, Biçimlere indirgenmişlerdir. Buna göre, ayrımları içinde kendilerinde bütün Kavram olarak kalırlar, ve Kavramın kendisi bölümlemede yalnızca
kendi belirlenimleri altında koyulur. |
Diese
Einheit macht das logische Prinzip zugleich als Element aus, so daß die
Entwicklung jenes Unterschiedes, der sogleich in ihm ist, nur innerhalb dieses Elementes vor sich geht. Denn indem die Einteilung, wie gesagt
worden, das Urteil des Begriffs, das Setzen der ihm schon immanenten Bestimmung
und damit seines Unterschiedes ist, so darf dies Setzen nicht als ein
Wiederauflösen jener konkreten Einheit in ihre Bestimmungen, wie sie als
für sich seiend gelten sollen, gefaßt werden, was hier ein leeres Zurückgehen
auf den vorigen Standpunkt, den Gegensatz des Bewußtseins, wäre; dieser
ist vielmehr verschwunden; jene Einheit bleibt das Element, und aus ihr
tritt jenes Unterscheiden der Einteilung und überhaupt der Entwicklung
nicht mehr heraus. Damit sind die früher (auf dem Wege zur Wahrheit)
für sich seienden Bestimmungen, wie ein Subjektives und Objektives oder
auch Denken und Sein oder Begriff und Realität, wie sie in irgendeiner
Rücksicht bestimmt worden sein mögen, nun in ihrer Wahrheit, d.
i. in ihrer Einheit, zu Formen herabgesetzt
. In ihrem Unterschiede
bleiben sie daher selbst an sich der ganze Begriff, und dieser
wird in der Einteilung nur unter seinen eigenen Bestimmungen gesetzt. |
@Mantığın Öznel Ve Nesnel Mantık
Olarak, ‘Varlık’ Ve ‘Kavram’ Alanları Olarak Ayrılması.
Böylece bir kez varolan Kavram olarak, bir ikinci kez Kavram olarak irdelenecek olan şey bütün Kavramdır; ilk durumda salt kendinde Kavramdır — olgusallığın ya da
varlığın Kavramı; ikinci durumda ise Kavram olarak Kavram, kendi için varolan Kavramdır (somut biçimleri
adlandırmak için, düşünen insanda olduğu gibi; ama ayrıca, ve hiç kuşkusuz
bilinçli olmaksızın, bilinçli Kavram olması ise söz konusu bile olmaksızın, duyumsayan hayvanda ve genel olarak
örgensel bireysellikte; ama yalnızca örgensel olmayan Doğada kendinde Kavramdır).* — Mantık buna göre ilk olarak Varlık olarak Kavramın ve Kavram
olarak Kavramın Mantığına — ya da eğer daha yaygın, ama gene de
çok belirsiz ve bu nedenle birçok anlama gelebilen bir anlatımı kullanabilirsek
— nesnel ve öznel Mantığa ayrılacaktır.
| *[İdealizmi
ya da felsefeyi yanlış anlayan doğal bilinç insanın düşünce-belirlenimleri
olarak anlatılan Kavramların özdeksel evrenin özsel doğası olduklarının
söylendiğini duyduğu zaman ilkin bununla şeylere, özdekselliğe bilinç
yüklendiğini sanır. Felsefe ile ilgisi olmayan bu düşlem doğal bilincin
kendi kuruntusudur. Şeylerin niteliklerinden, niceliklerinden, ilişkilerinden,
olgusallıklarından vb. söz ederken gerçekte onları kavramsallaştırmaktan
başka birşey yapmayız. Yine aynı doğal bilinç bu kavramların şeylerin
kendilerinden soyutlanamayacaklarını da kolayca anlayabilir, ve
niteliksiz, niceliksiz vb. bir şeyin olamayacağını, böyle birşeyin
yalnızca Kant’ın kendinde-şeyi gibi bir soyutlama olacağını düşünebilir.
Kavramın doğal şeylerin de özsel doğaları olduğunu söylemek bundan
daha öte bir anlama gelmez. Doğal bilincin daha kolay kavrayabileceği
şey belki de doğal ‘yasaların’ varlıklarıdır. Hiç kuşkusuz yasa
‘dokunulabilecek’ vb. duyusal birşey değildir, ve gene de doğal
şeylerin üzerindeki saltık, direnilemez güçtür. Doğal bilinç bu
aynı tinselliği Tanrı kavramında yoğunlaştırır ve onu duyusal herşeyden,
giderek İslam’da olduğu gibi görgül herşeyden soyutlar. Ya da Platonik
ideaların Tanrının anlığında olduklarını düşünür. Dinin felsefeye
doğal bilimlerden daha yakın olmasının nedeni budur. Doğal bilim
görgül olanla ilgilenir, ve bu uğraşında bilinç tüm dikkatini özdeksel
olan üzerinde, görgül/duyusal olan üzerinde yoğunlaştırır ve ‘biçimsel’
yanla ilgilenirken bile bunun mantıksal imlemlerini bilinçli olarak
ele almaz. Kullandığı kategorileri, giderek nicelik ilişkilerini,
matematiksel ilişkileri verili olarak alır, onları sorgulamaz, sorunlarını
usunun doğal işleyişiyle çözer. Ama burada kendi mantığının, kendi
usunun işlemleri ile evrenin işleyişi arasında özsel bir özdeşliği
varsaydığını da bilmez. — A.Y.] |
|
So ist
es der ganze Begriff, der das eine Mal als seiender Begriff, das
andere Mal als Begriff zu betrachten ist; dort ist er nur
Begriff an sich, der Realität oder des Seins, hier ist er Begriff
als solcher, für sich seiender Begriff (wie er es, um konkrete
Formen zu nennen, im denkenden Menschen, aber auch schon, freilich nicht
als bewußter, noch weniger als gewußter Begriff, im empfindenden
Tier und in der organischen Individualität überhaupt ist; Begriff an
sich ist er aber nur in der unorganischen Natur). — Die Logik wäre
hiernach zunächst in die Logik des Begriffs als Seins und des Begriffs als Begriffs oder — indem wir uns der sonst gewöhnlichen, obgleich
der unbestimmtesten und darum der vieldeutigsten Ausdrücke bedienen —
in die objektive und subjektive Logik einzuteilen. |
@Mantık Biliminde ‘Öz’ Alanının
Mantıksal Gerekçesi.
Ama Kavramın kendi içindeki birliğinin temelde yatan öğesine ve dolayısıyla
belirlenimlerinin ayrılmazlığına göre, bunlar, birbirlerinden ayırdedilmeleri ve Kavramın onların ayrımları içinde ortaya koyulması ölçüsünde bir de en azından birbirleri ile bağıntı içinde duruyor olmalıdırlar. Bundan
bir dolaylılık alanı, derin-düşünce belirlenimlerinin bir dizgesi olarak, Kavramın kendi-içinde-varlığına geçen Varlığın bir
dizgesi olarak Kavram doğar ki, bu yolda Kavram henüz Kavram olarak kendi için koyulmuş değildir, tersine aynı zamanda ona
dışsal birşey olarak dolaysız Varlık ile yüklüdür. Bu Öz Öğretisidir ki Varlık Öğretisi ve Kavram Öğretisi arasında ortada
durur. Bu mantık çalışmasındaki genel bölümlemede bu öğreti Nesnel Mantık
altına alınmıştır, çünkü Özün daha şimdiden İç olmasına karşın, özne
karakteri kesinlikle Kavram için ayrılmıştır.*
| *[Öz alanının nasıl ortaya koyulduğunu
göstermek için Hegel’in yaptığı şey yalnızca ilk iki alanın, Varlık
ve Kavram alanlarının yalın eytişimini izlemektir. Bundan başka herşey dışsal olacaktır. Mantık Bilimi'nin bu örgütlenmesi olmaksızın
da ‘öz’ kavramı diye birşey olduğunu biliriz, ve bunun mantıksal
ilişkilerini araştırabiliriz (felsefe tarihi bunun örnekleri
ile doludur, öz ve biçim, öz ve görüngü, ya da öz ve varoluş kavramları
arasındaki mantıksal ilişkiler sık sık irdelenmişlerdir). Ama Hegel’in
yaptığı şey Öz alanını Mantık Bilimi'nin ana bölümlerinden biri olarak çıkarsamaktır. Bunun nasıl yapıldığını hiç kuşkusuz Öz Öğretisi
başlığı altında ayrıntılı olarak açıklayacaktır. — A.Y.] |
|
Nach
dem zugrunde liegenden Elemente aber der Einheit des Begriffs in sich
selbst und damit der Untrennbarkeit seiner Bestimmungen müssen diese ferner
auch, insofern sie unterschieden, der Begriff in ihrem Unterschiede gesetzt wird, wenigstens in Beziehung aufeinander stehen
. Es
ergibt sich daraus eine Sphäre der Vermittlung, der Begriff als
System der Reflexionsbestimmungen, d. i. des zum Insichsein
des Begriffs übergehenden Seins, der auf diese Weise noch nicht als
solcher für sich gesetzt ist, sondern mit dem unmittelbaren Sein als
einem ihm auch Äußeren zugleich behaftet ist
. Dies ist die Lehre
von dem Wesen, die zwischen der Lehre vom Sein und der vom Begriff
inmitten steht
. — Sie ist, in der allgemeinen Einteilung dieses logischen
Werks noch unter die objektive Logik gestellt worden, insofern, ob das
Wesen zwar bereits das Innere, dem Begriffe der Charakter des Subjekts
ausdrücklich vorzubehalten ist
. |
@Kant’ın ‘Aşkınsal Mantığı’ Çözümleniyor.
Kant5 yakın zamanlarda sıradan mantık denilen şeyin karşısına
yeni bir mantığı, bir aşkınsal mantığı çıkarmıştır. Barada nesnel mantık denilen şey bölümsel olarak onda aşkınsal mantık olan şeye karşılık düşecektir. Onu genel dediği mantıktan
ayırır, çünkü bu (a) nesneler ile a priori bağıntılı
olan kavramları irdeler, ve böylelikle nesnel bilginin tüm içeriğini soyutlamaz, ya da bir nesneyi arı olarak düşünmenin kurallarını
kapsar, (b) aynı zamanda bilgimizin kökenini nesnelere yüklenemeyeceği
ölçüde ele alır. — Bu ikinci yanadır ki Kant’ın
felsefi ilgisi özellikle yöneliktir.
Başlıca düşüncesi kategorileri öznel Ben olarak özbilinç için doğrulamaktır. Bu belirlenim nedeniyle
bakış açısı bilincin ve karşıtlığının içersinde sınırlı kalır ve duygunun
ve sezginin görgül öğesi dışında birşey daha, düşünen özbilinç tarafından
koyulmayan ve belirlenmeyen bir kendinde-şey,
düşünmeye yabancı ve dışsal birşey kalır, üstelik kendinde-şey gibi bir soyutlamanın kendisinin düşünmenin, ama yalnızca
soyutlamacı düşünmenin bir ürünü olduğu kolayca görülse de. — Eğer başka
Kantçılar nesnenin Ben yoluyla
belirlenmesini Benin nesnelleştirmesinin bilincin kökensel ve zorunlu
bir edimi olarak görülmesi gerektiği yolunda anlamışlarsa — öyle ki
bu kökensel edimde henüz Benin kendisinin tasarımı yoktur, çünkü bu
ancak o bilincin bir bilinci ya da giderek o bilincin bir nesneleştirmesi
olacaktır —, o zaman bu bilincin karşıtlığından kurtulmuş bu nesnelleştirme
edimi bütünlüğü içinde genelde düşünme olarak alınabilir.6
Ama bu edime bundan böyle bilinç denmemesi gerekir;
bilinç kendi içinde Benin ve o kökensel edimde bulunmayan nesnesinin
karşıtlığını kapsar. ‘‘Bilinç’’ adlandırması ona giderek düşünme anlatımından da çok öznellik görünüşü
verir, ama düşünce burada bütününde saltık anlamda sonsuz düşünme olarak, bilincin sonluluğu
ile yüklü olmayan düşünme olarak, kısaca genelde düşünme olarak alınır.
| 5Anımsatmam
gerek ki, bu çalışmada Kant felsefesine sık sık göndermede bulunmamın
nedeni (ki bu birçoklarına gereksiz görünebilir), daha sağın karakteri
ve açımlamasının tikel bölümleri bu çalışmada ya da başkalarında
nasıl görülmüş olursa olsun, bu felsefenin modern Alman felsefesinin
temelini ve başlangıç noktasını oluşturuş olması ve bu değerinin
ona yüklenecek hiçbir kusur tarafından etkilenmeksizin kalmasıdır.
Ona Nesnel Mantıkta da sık sık göndermede bulunulmasının nedeni
Mantıksalın önemli, daha belirli yanlarına ayrıntılı olarak
girmesi, ama buna karşı daha sonraki felsefi açımlamaların bunlara
çok az dikkat etmiş ve kimi durumlarda çoğu kez yalnızca ham — ama
öcü alınmamış — bir küçümseme göstermiş olmalarıdır. Aramızda en
yaygın olan felsefecilikte Kant’ın Usun hiçbir gerçek içeriği bilemeyeceği
ve saltık gerçeklik açısından inanca yöneltilmesi gerektiği gibi
sonuçlarının ötesine geçilmez. Ama Kant’ta sonuç olan şey bu felsefecilikte dolaysızca
başlangıç noktası olarak alınır, ve kendisinden o sonucun ortaya
çıktığı ve felsefi bilgi olan önceki açımlama önceden kesilip atılır.
Kant felsefesi böylece kendini herşeyin daha şimdiden tanıtlanmış
ve tamamlanmış olduğu kanısı ile rahatlatan düşünme tembelliği için
bir yastık olarak hizmet eder. Buna göre gerçek bilgi için ve böyle
verimsiz ve kuru bir yatışmada bulunmayan belirli bir düşünce
içeriği için o önceki açımlamaya geri dönülmelidir. |
| 6Eğer
Benin nesnelleştirme edimi
anlatımı anlığın başka ürünlerini, örneğin düşlemi anımsatabilirse, belirtmek gerek ki bir nesnenin belirlenmesinden
ancak onun içerik-kıpılarının duyguya ve sezgiye ait olmaması ölçüsünde söz ediyoruz. Böyle bir
nesne bir düşüncedir,
ve belirlenmesi bir yandan üretilmesi, öte yandan, varsayılmış birşey
olduğu sürece, onun üzerine daha öte düşünceler taşımak, onu düşünerek
daha öte geliştirmek demektir. |
|
Kant5 hat in neueren Zeiten dem, was gewöhnlich Logik genannt worden, noch eine,
nämlich eine transzendentale Logik gegenübergestellt
. Das, was
hier objektive Logik genannt worden, würde zum Teil dem entsprechen, was
bei ihm die transzendentale Logik ist
. Er unterscheidet sie
von dem, was er allgemeine Logik nennt, so, daß sie a) die Begriffe betrachte,
die sich a priori auf Gegenstände beziehen, somit nicht von allem Inhalte der objektiven Erkenntnis abstrahiere, oder daß sie die
Regeln des reinen Denkens eines Gegenstandes enthalte und b) zugleich auf den
Ursprung unserer Erkenntnis gehe, insofern sie nicht den Gegenständen
zugeschrieben werden könne
. — Diese zweite Seite ist es, auf die das
philosophische Interesse Kants ausschließend gerichtet ist
.
Sein Hauptgedanke
ist, die Kategorien dem Selbstbewußtsein, als dem subjektiven
Ich, zu vindizieren
.
Vermöge dieser Bestimmung bleibt die Ansicht innerhalb des Bewußtseins
und seines Gegensatzes stehen und hat außer dem Empirischen des Gefühls
und der Anschauung noch etwas, das nicht durch das denkende Selbstbewußtsein
gesetzt und bestimmt ist, ein Ding-an-sich, ein dem Denken Fremdes
und Äußerliches, übrigbleiben; obgleich leicht einzusehen ist, daß ein
solches Abstraktum wie Ding-an-sich selbst nur ein Produkt des,
und zwar nur abstrahierenden Denkens ist
. — Wenn andere Kantianer
sich über das Bestimmen des Gegenstandes durch Ich so ausgedrückt
haben, daß das Objektivieren des Ich als ein ursprüngliches und notwendiges
Tun des Bewußtseins anzusehen sei, so daß in diesem ursprünglichen Tun
noch nicht die Vorstellung des Ich selbst ist — als welche erst ein
Bewußtsein jenes Bewußtseins oder selbst ein Objektivieren jenes Bewußtseins
sei —, so ist dieses von dem Gegensatze des Bewußtseins befreite objektivierende
Tun näher dasjenige, was für Denken als solches überhaupt genommen werden
kann.6
Dieses Tun sollte
aber nicht mehr Bewußtsein genannt werden; Bewußtsein schließt den Gegensatz
des Ich und seines Gegenstandes in sich, der in jenem ursprünglichen
Tun nicht vorhanden ist
. Die Benennung ‘‘Bewußtsein’’ wirft noch
mehr den Schein von Subjektivität auf dasselbe als der Ausdruck Denken,
der aber hier überhaupt im absoluten Sinne als unendliches, mit
der Endlichkeit des Bewußtseins nicht behaftetes Denken, kurz Denken
als solches zu nehmen ist
.
| 5Ich
erinnere, daß ich auf die Kantische Philosophie in diesem Werke
darum häufig Rücksicht nehme (was manchen überflüssig scheinen könnte),
weil sie — ihre nähere Bestimmtheit sowie die besonderen Teile der
Ausführung mögen sonst und auch in diesem Werke betrachtet werden,
wie sie wollen — die Grundlage und den Ausgangspunkt der neueren
deutschen Philosophie ausmacht und dies ihr Verdienst durch das,
was an ihr ausgesetzt werden möge, ihr ungeschmälert bleibt. Auch
darum ist auf sie in der objektiven Logik häufig Rücksicht zu nehmen,
weil sie sich auf wichtige bestimmtere Seiten des Logischen näher einläßt, spätere Darstellungen von Philosophie
hingegen dasselbe wenig beachtet, zum Teil oft nur eine rohe — aber
nicht ungerächte — Verachtung dagegen bewiesen haben. Das bei uns
am weitesten verbreitete Philosophieren tritt nicht aus den Kantischen Resultaten, daß die Vernunft keinen wahren
Gehalt erkennen könne und in Ansehung der absoluten Wahrheit auf
das Glauben zu verweisen sei, heraus. Was aber bei Kant Resultat
ist, damit wird in diesem Philosophieren unmittelbar angefangen,
damit die vorhergehende Ausführung, aus welcher jenes Resultat herkommt
und welche philosophisches Erkennen ist, vorweggeschnitten. Die
Kantische Philosophie dient so als ein Polster für die Trägheit
des Denkens, die sich damit beruhigt, daß bereits alles bewiesen
und abgetan sei. Für Erkenntnis und einen bestimmten Inhalt des
Denkens, der in solcher unfruchtbaren und trockenen Beruhigung sich
nicht findet, ist sich daher an jene vorangegangene Ausführung zu
wenden. |
| 6Wenn
der Ausdruck objektivierendes Tun des Ich an andere Produktionen des Geistes, z. B. die der Phantasie erinnern kann, so ist zu bemerken,
daß von einem Bestimmen eines Gegenstandes die Rede ist, insofern
dessen Inhaltsmomente nicht
dem Gefühl und der Anschauung angehören. Solcher Gegenstand
ist ein Gedanke, und ihn bestimmen heißt teils,
ihn erst produzieren, teils, insofern er ein Vorausgesetztes ist,
weitere Gedanken über ihn haben, ihn denkend weiterentwickeln. |
|
| Şimdi Kant felsefesinin ilgisi düşünme-belirlenimlerinin sözde aşkınsal yanına yönelik olduğu için, bu belirlenimlerin kendilerinin
ele alınması boş bir sonuç vermiştir; Ben ile o soyut ve tümüne ortak
ilişki olmaksızın, kendilerinde ne oldukları, birbirlerine karşı belirliliklerinin
ve birbirleri ile ilişkilerinin ne olduğu bir irdeleme konusu yapılmamıştır;
buna göre bu felsefe tarafından doğalarının bilgisine en küçük bir katkıda
bulunulmamıştır. Bu noktayla bağıntılı biricik ilginç yan kendini İdeaların
Eleştirisinde gösterir. Ama felsefenin edimsel olarak ilerleyebilmesi
için düşünmenin ilgisinin biçimsel yanın, Benin, bilinç olarak bilincin,
e.d. bir öznel bilmenin bir nesne ile soyut bağıntısının irdelemesi üzerine
çekilmesi ve böylece sonsuz Biçimin, e.d. Kavramın bilgisinin
getirilmesi gerekirdi. Gene de bu bilgiye erişebilmek için, içinde o biçimin
Ben olarak, bilinç olarak bulunduğu o sonlu belirlilik bir yana atılmalıydı.
Biçim, böyle arılığı içinde iyice düşünüldüğünde, kendini belirleme,
e.d. kendine İçerik verme, ve dahası bunu zorunluğu içinde, bir düşünce-belirlenimleri
dizgesi olarak verme yeteneğini kapsar. |
Indem
nun das Interesse der Kantischen Philosophie auf das sogenannte Transzendentale der Denkbestimmungen gerichtet war, ist die Abhandlung derselben selbst
leer ausgegangen; was sie an ihnen selbst sind, ohne die abstrakte, allen
gleiche Relation auf Ich, ihre Bestimmtheit gegen- und ihr Verhältnis
zueinander, ist nicht zu einem Gegenstande der Betrachtung gemacht worden;
die Erkenntnis ihrer Natur hat sich daher durch diese Philosophie nicht
im geringsten gefördert gefunden
. Das einzige Interessante, was hierauf
Beziehung hat, kommt in der Kritik der Ideen vor
. Für den wirklichen
Fortschritt der Philosophie aber war es notwendig, daß das Interesse des
Denkens auf die Betrachtung der formellen Seite, des Ich, des Bewußtseins
als solchen, d. i. der abstrakten Beziehung eines subjektiven Wissens
auf ein Objekt, gezogen, daß die Erkenntnis der unendlichen Form,
d. i. des Begriffs, auf diese Weise eingeleitet wurde
. Um jedoch diese
Erkenntnis zu erreichen, mußte jene endliche Bestimmtheit, in der die
Form als Ich, Bewußtsein ist, noch abgestreift werden
. Die Form, so
in ihre Reinheit herausgedacht, enthält es dann in sich selbst, sich zu bestimmen, d. i. sich Inhalt zu geben, und zwar denselben in seiner
Notwendigkeit, — als System der Denkbestimmungen
. |
@Mantık Biliminin Eski Metafizik
İle Karşılaştırması.
O zaman Nesnel Mantık evren üzerine yalnızca düşünceler yoluyla kurulması gereken bilimsel yapı olarak görülen önceki Metafiziğin
yerini alır. Eğer bu bilimin gelişiminin son şeklini dikkate alırsak,
o zaman yeri Nesnel Mantık tarafından alınan ilkin dolaysızca Varlıkbilimdir
— o Metafiziğin genel olarak ‘‘Ens’’in
doğasını araştırması gereken bir bölümü; ‘‘Ens’’ Varlığı olduğu gibi Özü de kendi içinde kapsar, ki bu ayrım için Alman dilinin değişik anlatımlar
korumuş olması sevindiricidir. — Bundan başka, Nesnel Mantık ayrıca geri
kalan Metafiziği de, arı düşünme-biçimleri ile birlikte Ruh, Evren,
Tanrı gibi ilkin tasarımdan alınan tikel dayanakları anlamaya çalıştığı
ölçüde, ve düşünmenin belirlenimlerinin irdeleme yolunda özsel olanı oluşturmaları
ölçüsünde, kendi içinde kapsar. Ama Mantık bu Biçimleri o dayanaklardan, tasarımın öznelerinden özgür
olarak alır, ve doğalarını ve değerlerini kendilerinde ve kendi için
irdeler. O Metafizik bunu gözardı etti ve bu Biçimleri eleştiri olmaksızın, Kant’ın alatımına göre kendinde-şeyin, ama daha
doğru olarak ussal olanın belirlenimleri olmaya yetenekli olup olmadıkları
ve ne denli yetenekli oldukları konusunda ön bir araştırma olmaksızın
kullanmış olma gibi haklı bir suçlamaya hedef oldu. — Nesnel Mantık
buna göre onların gerçek eleştirisidir — bir eleştiri ki, onları ‘‘a
posteriori’’ olana karşı soyut ‘‘a priorilik’’ biçimine göre değil,
tersine kendi tikel içeriklerin göre irdeler.
|
Die
objektive Logik tritt damit vielmehr an die Stelle der vormaligen Metaphysik,
als welche das wissenschaftliche Gebäude über die Welt war, das nur durch Gedanken aufgeführt sein sollte
. — Wenn wir auf die letzte Gestalt
der Ausbildung dieser Wissenschaft Rücksicht nehmen, so ist [es] erstens
unmittelbar die Ontologie, an deren Stelle die objektive Logik
tritt, — der Teil jener Metaphysik, der die Natur des Ens überhaupt
erforschen sollte; das Ens begreift sowohl Sein als Wesen in sich, für welchen Unterschied unsere Sprache glücklicherweise den verschiedenen
Ausdruck gerettet hat
. — Alsdann aber begreift die objektive Logik
auch die übrige Metaphysik insofern in sich, als diese mit den reinen
Denkformen die besonderen, zunächst aus der Vorstellung genommenen Substrate,
die Seele, die Welt, Gott, zu fassen suchte und die Bestimmungen des
Denkens das Wesentliche der Betrachtungsweise ausmachten
.
Aber die Logik betrachtet diese Formen frei von jenen Substraten, den
Subjekten der Vorstellung, und ihre Natur und Wert an und für sich
selbst
. Jene Metaphysik unterließ dies und zog sich daher den gerechten
Vorwurf zu, sie ohne Kritik gebraucht zu haben, ohne die vorgängige
Untersuchung, ob und wie sie fähig seien, Bestimmungen des Dings-an-sich,
nach Kantischem Ausdruck, oder vielmehr des Vernünftigen zu sein
. —
Die objektive Logik ist daher die wahrhafte Kritik derselben — eine Kritik,
die sie nicht nach der abstrakten Form der Apriorität gegen das Aposteriorische,
sondern sie selbst in ihrem besonderen Inhalte betrachtet
. |
Öznel Mantık Kavramın Mantığıdır,
— bir Varlık ile ya da onun Görünüşü ile bağıntısını ortadan kaldırmış ve belirlenimi
içinde bundan böyle dışsal olmayan, ama özgür, bağımsız, kendini kendi
içinde belirleyen Öznelin ya da daha doğrusu Öznenin kendisi olan Öz olarak Kavramın. — Öznel olan olumsal ve keyfi olanı, bilinç biçimine ait belirlenimleri ilgilendiren yanlış anlamaları genel olarak kendisi ile
birlikte taşıdığı için, burada daha sonra Mantığın kendi içerisinde daha
tam olarak geliştirilecek öznel ve nesnel belirlenimleri arasındaki ayrıma
hiçbir özel ağırlık verilmeyecektir.
|
Die
subjektive Logik ist die Logik des Begriffs, — des Wesens,
das seine Beziehung auf ein Sein oder seinen Schein aufgehoben hat und
in seiner Bestimmung nicht äußerlich mehr, sondern das freie selbständige,
sich in sich bestimmende Subjektive oder vielmehr das Subjekt selbst
ist
. — Indem das Subjektive das Mißverständnis von Zufälligem
und Willkürlichem sowie überhaupt von Bestimmungen, die in die Form des Bewußtseins gehören, mit sich führt, so ist hier auf den Unterschied
von Subjektivem und Objektivem, der sich späterhin innerhalb der Logik
selbst näher entwickeln wird, kein besonderes Gewicht zu legen
. |
Mantık öyleyse genel olarak nesnel ve öznel Mantığa ayrılır; ama
daha belirli olarak üç bölümü vardır.
I. Varlık Mantığı,
II. Öz Mantığı ve
III. Kavram Mantığı.
|
Die
Logik zerfällt also zwar überhaupt in objektive und subjektive Logik; bestimmter aber hat sie die drei Teile:
I. Die Logik des Seins,
II. die Logik des Wesens und
III. die Logik des Begriffs
. |
| |
|
|
|