| |
G.
W. F. Hegel
Mantık Bilimi
Çeviri,
Notlar ve Çözümlemeler: Aziz Yardımlı İstanbul
2002 (c) İdea Yayınevi |
G.
W. F. Hegel
Wissenschaft der Logik
[1812;
1831] |
BİRİNCİ
BÖLÜM
Nesnel
Mantık
Birinci
Kitap
Varlık Öğretisi
Bilim Ne İle Başlamalıdır? |
ERSTER
TEIL
Die
Objektive Logik
Erstes
Buch
Die Lehre Vom Sein
Womit muß
der Anfang der Wissenschaft gemacht werden?
|
@Felsefede
Başlangıç Ne Dolaylı Ne De Dolaysız Olabilir.
Ancak yakın zamanlarda felsefede bir başlangıç bulmada yatan güçlüğün bilinci kendini göstermiş, ve bu
güçlüğün nedeni gibi onu çözme olanağı da çeşitli tartışmalara konu olmuştur.
Felsefenin başlangıcı ya dolaylı ya da dolaysız birşey olmalıdır, ve ne biri ne
de öteki olamayacağını göstermek kolaydır; böylece her iki başlama yolu
da çürütülmüş olur.
|
In neueren
Zeiten erst ist das Bewußtsein entstanden, daß es eine Schwierigkeit sei,
einen Anfang in der Philosophie zu finden, und der Grund dieser
Schwierigkeit sowie die Möglichkeit, sie zu lösen, ist vielfältig besprochen
worden. Der Anfang der Philosophie muß entweder ein Vermitteltes oder Unmittelbares sein, und es ist leicht zu zeigen, daß er weder
das eine noch das andere sein könne; somit findet die eine oder die andere
Weise des Anfangens ihre Widerlegung. |
@Felsefenin Tarihsel İlkeleri: Nesnel
Ve Öznel.
Bir felsefenin ilkesi hiç kuşkusuz bir başlangıcı da anlatır,
ama öznel olmaktan çok nesnel bir başlagıcı, tüm şeylerin başlangıcını anlatır. İlke herhangi bir belirli İçeriktir:
Su, Bir, Nous, İdea, — Töz, Monad vb.; ya da bilginin doğası ile ilişkili
ise ve böylelikle nesnel bir belirlenimden çok bir ölçüt olacaksa — Düşünme,
Sezgi, Duyum, Ben, Öznelliğin kendisi —, o zaman burada da benzer olarak
ilginin yöneldiği şey içerik-belirlenimidir. Buna karşı, genel olarak
başlangıç söylemi sunmanın olumsal bir tarzı ve yolu anlamında öznel birşey
olarak, dikkate alınmayan ve ilgisiz birşey olarak kalırken, ne ile başlanacağı
sorusuna bir yanıt bulma gereksinimi de bir ilke için duyulan gereksinim
karşısında önemsizleşir — bir ilke ki olguya yönelik ilgi, gerçek olanın ne olduğuna, herşeyin saltık
zemininin ne olduğuna yönelik ilgi yalnızca onda yatıyor görünür.
|
Das Prinzip einer Philosophie drückt wohl auch einen Anfang aus, aber
nicht sowohl einen subjektiven als objektiven, den Anfang aller
Dinge. Das Prinzip ist ein irgendwie bestimmter Inhalt:
das Wasser, das Eine, Nus, Idee, — Substanz, Monade usf.; oder wenn es
sich auf die Natur des Erkennens bezieht und damit mehr nur ein Kriterium
als eine objektive Bestimmung sein soll — Denken, Anschauen, Empfinden,
Ich, die Subjektivität selbst —, so ist es hier gleichfalls die Inhaltsbestimmung,
auf welche das Interesse geht. Das Anfangen als solches dagegen bleibt
als ein Subjektives in dem Sinne einer zufälligen Art und Weise, den Vortrag
einzuleiten, unbeachtet und gleichgültig, somit auch das Bedürfnis der
Frage, womit anzufangen sei, unbedeutend gegen das Bedürfnis des Prinzips,
als in welchem allein das Interesse der Sache zu liegen scheint,
das Interesse, was das Wahre, was der absolute Grund von
allem sei. |
Ama
başlangıç çevresindeki modern güçlük inakçı olarak bir ilkenin tanıtı
ile ilgilenenlerin ya da kuşkucu olarak inakçı felsefeciliğe karşı öznel
bir ölçüt bulmakla ilgilenenlerin henüz bilmedikleri, ve pistolden çıkar
gibi iç tanrısal bildirişten, inançtan, anlıksal sezgiden vb. başlayan
ve Yöntem ve Mantıktan bağışık tutulmak isteyenlerin bütünüyle yadsıdıkları
daha öte bir gereksinimden doğar. Eğer daha önceki soyut düşünme ilkin
ilke ile yalnızca içerik olarak ilgilenmiş ama gelişimin ilerleyişinde öteki yana, bilgilenmenin davranışına dikkat etmeye
zorlanmışsa, o zaman öznel edim
de nesnel gerçekliğin özsel kıpısı olarak anlaşılır, ve böylece Yöntemin
İçerik ile, Biçimin İlke ile
birleşmesi gereksinimi kendini gösterir. Böylece ilkenin başlangıç da
olması, ve düşünme için önde olanın düşünmenin sürecinde de ilk olması gerekir.
|
Aber
die moderne Verlegenheit um den Anfang geht aus einem weiteren Bedürfnisse
hervor, welches diejenigen noch nicht kennen, denen es dogmatisch um das
Erweisen des Prinzips zu tun ist oder skeptisch um das Finden eines subjektiven
Kriteriums gegen dogmatisches Philosophieren, und welches diejenigen ganz
verleugnen, die wie aus der Pistole aus ihrer inneren Offenbarung, aus
Glauben, intellektueller Anschauung usw. anfangen und der Methode und Logik überhoben sein wollten. Wenn das früher abstrakte Denken
zunächst nur für das Prinzip als Inhalt sich interessiert, aber
im Fortgange der Bildung auf die andere Seite, auf das Benehmen des Erkennens zu achten getrieben ist, so wird auch das subjektive Tun als wesentliches
Moment der objektiven Wahrheit erfaßt, und das Bedürfnis führt sich herbei,
daß die Methode mit dem Inhalt, die Form mit dem Prinzip vereint sei. So soll das Prinzip auch Anfang und das, was das Prius für das Denken ist, auch das Erste im Gange des Denkens sein. |
| Burada
yalnızca mantıksal başlangıcın
nasıl göründüğünü irdelememiz gerekir; onun nasıl yapılabileceğini gösteren
her iki yan da daha önce ya dolaylı yolda sonuç olarak ya da dolaysız
yolda asıl başlangıç olarak adlandırılmıştı. Zamanımızın kültüründe öylesine
önemli görünen soru, gerçekliğin bilgisinin koşulsuz olarak başlayan dolaysız
bir bilme ya da bir inanç mı, yoksa dolaylı bir bilme mi olduğu sorusu burada
ele alınmayacaktır. Böyle bir irdelemenin bir ön irdeleme olarak yapılabilmesi ölçüsünde,
bu başka bir yerde yerine getirilmiştir (bkz. Felsefi Bilimler Ansiklopedisi, 3’üncü yayım, ‘‘Ön-kavram,’’ § 61
vss.). Burada
ondan yalnızca şunu alıntılayabiliriz ki, ne gökte, ne doğada, ne de anlıkta
ya da nerede olursa olsun başka hiçbir yerde dolaylılığı olduğu gibi dolaysızlığı
da kapsamayan hiçbirşey yoktur,
öyle ki bu iki belirlenim ayrılmaz ve ayrılamaz olduklarını ve karşıtlıkları
ise bir hiç olduğunu gösterir. Ama bilimsel
tartışma söz konusu olduğunda, içinde dolaysızlık ve dolaylılık
belirlenimlerinin ve dolayısıyla karşıtlıkları ve gerçeklikleri üzerine
tartışmanın yer aldığı her mantıksal önerme böyle bir tartışmadır. Bu
karşıtlığın düşünme, bilme ve bilgi ile bağıntı içinde daha somut
dolaysız ya da dolaylı bilme şeklini kazanması ölçüsünde, Mantık
Biliminin içerisinde irdelenecek olan şey genelde bilginin doğası
iken, bilginin daha somut biçimi Tinin Biliminin ve Tinin Görüngübiliminin
içerisine düşer. Ama bilginin durulaştırılmasına bilimden önce varmayı istemek onun bilimin dışında tartışılmasını istemek demektir; oysa bilimin dışarısında bu en azından bilimsel yolda yerine
getirilemez ve burada biricik ilgili nokta ise bilimselliktir.
|
Es ist
hier nur zu betrachten, wie der logische Anfang erscheint; die
beiden Seiten, nach denen er genommen werden kann, sind schon genannt,
entweder als Resultat auf vermittelte oder als eigentlicher Anfang auf
unmittelbare Weise. Die in der Bildung der Zeit so wichtig erscheinende
Frage, ob das Wissen der Wahrheit ein unmittelbares, schlechthin anfangendes
Wissen, ein Glauben, oder aber ein vermitteltes Wissen sei, ist an diesem
Orte nicht zu erörtern. Insofern solche Betrachtung vorläufig angestellt werden kann, ist dies anderwärts (in meiner Enzyklopädie
der philosophischen Wissenschaften, 3. Ausgabe [1830] im ‘‘Vorbegriff,’’
§ 61 ff.) geschehen. Hier mag daraus nur dies angeführt werden, daß
es Nichts gibt, nichts im Himmel oder in der Natur oder im Geiste
oder wo es sei, was nicht ebenso die Unmittclbarkeit enthält als die Vermittlung,
so daß sich diese beiden Bestimmungen als ungetrennt und untrennbar und jener Gegensatz sich als ein Nichtiges zeigt. Was aber die wissenschaftliche
Erörterung betrifft, so ist es jeder logische Satz, in welchem die
Bestimmungen der Unmittelbarkeit und der Vermittlung und also die Erörterung
ihres Gegensatzes und ihrer Wahrheit vorkommt. Insofern dieser Gegensatz
in Beziehung auf Denken, Wissen, Erkennen die konkretere Gestalt von unmittelbarem
oder vermitteltem Wissen erhält, wird die Natur des Erkennens überhaupt
sowohl innerhalb der Wissenschaft der Logik betrachtet, als dasselbe in
seiner weiteren konkreten Form in die Wissenschaft vom Geiste und in die
Phänomenologie desselben fällt. Vor der Wissenschaft aber schon
über das Erkennen ins reine kommen wollen, heißt verlangen, daß es außerhalb derselben erörtert werden sollte; ausßerhalb der Wissenschaft läßt
sich dies wenigstens nicht auf wissenschaftliche Weise, um die es hier
allein zu tun ist, bewerkstelligen. |
| Başlangıç
kendi için varolan özgür düşünmenin öğesinde, arı bilmede yapılacaksa mantıksaldır. Böylelikle arı bilmenin bilincin en son, saltık gerçekliği olması yoluyla dolaylıdır. @Tinin Görüngübilimi
Bilinci Arı Bilme Noktasına Getirir. Giriş bölümünde Tinin
Görüngübilimi’nin bilincin bilimi, onun açımlaması olduğu, ve bilincin
sonucu olarak bilim Kavramını,
e.d. arı bilgii getirdiği belirtilmişti. Mantık bu düzeye dek görüngüsel
Tinin bilimini varsayımı olarak alır ve bu bilim arı bilme olan duruş
noktasının zorunluğunu ve böylelikle tanıtını da tıpkı onun genel olarak
dolaylılığı gibi kapsar ve gösterir. @Tüm Bilim Duyusal
Bilincin — Duyu Pekinliğinin — Eytişimi İle Başlar. Görüngüsel Tinin bu biliminde görgül, duyusal bilinçten
başlanır, ve bu sözcüğün sağın anlamında dolaysız bilmedir; o çalışmada bu dolaysız bilmede neyin imlendiği
tartışılır. Tanrısal gerçekliklere inanç, iç deneyim, içe doğma yoluyla
bilme vb. gibi başka bilinç biçimleri, biraz düşünüp taşınma üzerine,
kendilerini dolaysız bilme biçimleri olarak ortaya sürülmeye oldukça elverişsiz
olarak gösterirler. O incelemede dolaysız bilinç ayrıca bilimde de ilk
ve dolaysız olandır, dolayısıyla varsayımdır; Mantıkta ise kendini o irdelemenin
sonucu olarak tanıtlamış olan şey varsayımdır: Arı bilme olarak İdea. Mantık arı Bilim, e.d. açınımının
bütün bir erimi içindeki arı bilmedir. Ama bu İdea o sonuçta kendini gerçeklik
olmuş olan pekinlik olmaya belirlemiştir — bir pekinlik ki, bir yandan bundan
böyle nesneye karşıt değildir, tersine onu içselleştirmiştir ve kendi
kendisi olarak bilir, — ve öte yandan kendinin bilgisinden nesnel olana
karşı ve yalnızca onun yokedilmesi olan bir bilgi olarak vazgeçmiş, bu
öznelliği dışlaştırmıştır ve kendi dışlaşması ile birdir.
|
Logisch ist der Anfang, indem er im Element des frei für sich seienden Denkens,
im reinen Wissen gemacht werden soll. Vermittelt ist
er hiermit dadurch, daß das reine Wissen die letzte, absolute Wahrheit
des Bewußtseins ist. Es ist in der Einleitung bemerkt, daß die Phänomenologie des Geistes die Wissenschaft des Bewußtseins, die
Darstellung davon ist, daß das Bewußtsein den Begriff der Wissenschaft,
d. i. das reine Wissen, zum Resultate hat. Die Logik hat insofern die
Wissenschaft des erscheinenden Geistes zu ihrer Voraussetzung, welche
die Notwendigkeit und damit den Beweis der Wahrheit des Standpunkts, der
das reine Wissen ist, wie dessen Vermittlung überhaupt enthält und aufzeigt.
In dieser Wissenschaft des erscheinenden Geistes wird von dem empirischen, sinnlichen Bewußtsein ausgegangen, und dieses ist das eigentliche unmittelbare Wissen; daselbst wird erörtert, was an diesem unmittelbaren
Wissen ist. Anderes Bewußtsein, wie der Glaube an göttliche Wahrheiten,
innere Erfahrung, Wissen durch innere Offenbarung usf., zeigt sich bei
geringer Überlegung sehr uneigentlich als unmittelbares Wissen aufgeführt
zu werden. In jener Abhandlung ist das unmittelbare Bewußtsein auch
das in der Wissenschaft Erste und Unmittelbare, somit die Voraussetzung;
in der Logik aber ist dasjenige die Voraussetzung, was aus jener Betrachtung
sich als das Resultat erwiesen hatte, — die Idee als reines Wissen.
Die Logik ist die reine Wissenschaft, d. i. das reine Wissen in
dem ganzen Umfange seiner Entwicklung. Diese Idee aber hat sich in
jenem Resultate dahin bestimmt, die zur Wahrheit gewordene Gewißheit zu
sein, die Gewißheit, die nach der einen Seite dem Gegenstande nicht mehr
gegenüber ist, sondern ihn innerlich gemacht hat, ihn als sich selbst
weiß, — und die auf der andern Seite das Wissen von sich als von einem,
das dem Gegenständlichen gegenüber und nur dessen Vernichtung sei, aufgegeben
[hat], dieser Subjektivität entäußert und Einheit mit seiner Entäußerung
ist. |
@Mantık
Biliminde Başlangıcın Eytişimi.
Şimdi
arı bilmenin bu belirleniminden sonra başlangıcın arı bilmenin bilimine
içkin kalabilmesi için yapılacak tek şey tüm gözlemleri, başka bakımlardan
taşınabilecek tüm sanıları irdelemek, ya da daha doğrusu bunları bir yana
atarak yalnızca ortada bulunanı kabul etmektir.
|
Daß
nun von dieser Bestimmung des reinen Wissens aus der Anfang seiner Wissenschaft
immanent bleibe, ist nichts zu tun, als das zu betrachten oder vielmehr
mit Beiseitsetzung aller Reflexionen, aller Meinungen, die man sonst hat,
nur aufzunehmen, was vorhanden ist. |
Arı
bilme, bu birlik içinde yoğunlaşmış olarak, bir başkası ile ve dolaylılık ile tüm bağıntıyı ortadan kaldırmıştır;
ayrımsız olandır; böylece bu ayrımsızın kendisi bilme olmaya son verir;
ortada bulunan yalnızca yalın dolaysızlıktır.
|
Das
reine Wissen, als in diese Einheit zusammengegangen, hat alle Beziehung
auf ein Anderes und auf Vermittlung aufgehoben; es ist das Unterschiedslose;
dieses Unterschiedslose hört somit selbst auf, Wissen zu sein; es ist
nur einfache Unmittelbarkeit vorhanden. |
| Yalın
dolaysızlığın kendisi bir derin-düşünme anlatımıdır ve dolaylı olandan
ayrımı ile ilişkilidir. Öyleyse bu yalın dolaysızlık gerçek anlatımında arı Varlıktır. Tıpkı arı bilmenin bütünüyle soyut olarak genelde bilmeden başka birşey demek olmaması
gibi, arı Varlık ta genelde Varlıktan
başka birşey demek değildir; başka hiçbirşey değil, ama tüm daha öte belirlenim
ve kapsak olmaksızın Varlık.
|
Die
einfache Unmittelbarkeit ist selbst ein Reflexionsausdruck und bezieht
sich auf den Unterschied von dem Vermittelten. In ihrem wahren Ausdrucke
ist daher diese einfache Unmittelbarkeit das reine Sein. Wie
das reine Wissen nichts heißen soll als das Wissen als solches,
ganz abstrakt, so soll auch reines Sein nichts heißen als das Sein überhaupt; Sein, sonst nichts, ohne alle weitere Bestimmung und Erfüllung. |
| Burada
Varlık ‘başlayan’dır, öyle ki dolaylılık yoluyla, ama aynı zamanda kendi
kendini ortadan kaldırma olan dolaylılık yoluyla ortaya çıkıyor olarak
açımlanır; ve yine burada sonlu bilmenin, e.d. bilincin sonucu olarak arı bilme
bir varsayım olarak alınır. Ama hiçbir varsayımın yapılmaması gerekiyorsa
ve başlangıcın kendisi dolaysız olarak alınırsa, o zaman başlangıç
kendini yalnızca Mantığın, kendi için düşünmenin başlangıcı olmasıyla
belirleyecektir. Ortada yalnızca genel
olarak düşünmeyi irdeleme kararı vardır ki, yine bir özenç olarak
görülebilir. Böylece başlangıç saltık ya da — ki burada eşanlamlıdır — soyut bir başlangıç olmalıdır; hiçbirşey
varsaymamalı, hiçbirşey yoluyla dolaylı olmamalı, hiçbir zemini olmamalıdır;
tersine kendisinin bütün bilimin zemini olması gerekir. Öyleyse saltık
olarak dolaysız birşey, ya da daha
doğrusu yalnızca dolaysızın kendisi olmalıdır. Tıpkı bir başkasına karşı bir belirlenim taşıyamaması
gibi, kendi içinde de hiçbir belirlenim, hiçbir içerik taşıyamaz, çünkü
böyle birşey bir ayırdetme ve ayrı olanların birbirleri ile bir bağıntısı
ve dolayısıyla bir dolaylılık olacaktır. Başlangıç öyleyse arı
Varlıktır.
|
Hier
ist das Sein das Anfangende, als durch Vermittlung, und zwar durch sie,
welche zugleich Aufheben ihrer selbst ist, entstanden dargestellt; mit
der Voraussetzung des reinen Wissens als Resultats des endlichen Wissens,
des Bewußtseins. Soll aber keine Voraussetzung gemacht, der Anfang
selbst unmittelbar genommen werden, so bestimmt er sich nur dadurch,
daß es der Anfang der Logik, des Denkens für sich, sein soll. Nur der
Entschluß, den man auch für eine Willkür ansehen kann, nämlich daß man
das Denken als solches betrachten wolle, ist vorhanden. So muß
der Anfang absoluter oder, was hier gleichbedeutend ist, abstrakter
Anfang sein; er darf so nichts voraussetzen, muß durch nichts vermittelt
sein noch einen Grund haben; er soll vielmehr selbst Grund der ganzen
Wissenschaft sein. Er muß daher schlechthin ein Unmittelbares
sein oder vielmehr nur das Unmittelbare selbst. Wie er nicht
gegen Anderes eine Bestimmung haben kann, so kann er auch keine in sich,
keinen Inhalt enthalten, denn dergleichen wäre Unterscheidung und Beziehung
von Verschiedenem aufeinander, somit eine Vermittlung. Der Anfang ist
also das reine Sein. |
| İlkin
yalnızca bu en yalın olana, mantıksal başlangıca ait olanın bu yalın açımlamasına
aşağıdaki daha öte gözlemleri de ekleyebiliriz; ama gene de bunlar kendi
başına tamam olan o açımlamanın durulaştırmaları ve doğrulamaları olarak
hizmet edemezler, çünkü bunlara yalnızca önceden yolumuza çıkabilen tasarımlar
ve gözlemler neden olmuşlardır ve gene de önceki tüm başka önyargılar
gibi bilimin kendi içersinde ele alınmalı ve oradaki irdelemelerini dayançla
beklemelidirler.
|
Nach dieser einfachen
Darlegung dessen, was zunächst nur zu diesem selbst Allereinfachsten,
dem logischen Anfang gehört, können noch folgende weitere Reflexionen
beigebracht werden; doch können sie nicht sowohl zur Erläuterung und
Bestätigung jener Darlegung, die für sich fertig ist, dienen sollen,
als sie vielmehr nur durch Vorstellungen und Reflexionen veranlaßt werden,
die uns zum voraus in den Weg kommen können, jedoch, wie alle anderen
vorangehenden Vorurteile, in der Wissenschaft selbst ihre Erledigung
finden müssen, und daher eigentlich zur Geduld hierauf zu verweisen
wäre. |
| Saltık
olarak gerçek olanın bir sonuç olması, ve evrik olarak, bir sonucun bir
ilk gerçeği (ki gene de bir ilk olduğu için nesnel olarak irdelendiğinde
zorunlu değil ve öznel yana göre bilinmeyen birşeydir) varsayması gerektiği
içgörüsü yakın zamanlarda felsefenin yalnızca varsayımlı ve belkili bir gerçeklik ile
başlayabileceği ve buna göre felsefeciliğin ilkin yalnızca bir arayış
olabileceği düşüncesinin doğmasına yol açmıştır; bu görüşü felsefeciliğinin
son zamanlarında Reinhold sık
sık vurgulamıştır ve felsefi başlangıcın kurgul doğası ile bağıntılı gerçek bir ilgi üzerine dayandığı için hakkı
verilmelidir. Bu görüşün ayrıntılı tartışması aynı zamanda genel olarak
mantıksal ilerlemenin anlamı üzerine bir ön anlayış getirmek için de bir
fırsat olacaktır, çünkü kendi içinde doğrudan doğruya ilerleme ile ilgili
noktalar kapsar. Öyle ki, bu görüş üzerine felsefede ilerleme dahaçok
bir gerileme ve bir temellendirme olur, ve kendisiyle başlangıç yapılanın
yalnızca keyfi olarak kabul edilen birşey değil ama aslında bir yandan gerçek, öte yandan ilk
gerçek olduğu sonucu ilkin buradan ortaya çıkar.
|
Die
Einsicht, daß das Absolut-Wahre ein Resultat sein müsse, und umgekehrt,
daß ein Resultat ein erstes Wahres voraussetzt, das aber, weil es Erstes
ist, objektiv betrachtet nicht notwendig und nach der subjektiven Seite
nicht erkannt ist, — hat in neueren Zeiten den Gedanken hervorgebracht,
daß die Philosophie nur mit einem hypothetischen und problematischen Wahren anfangen und das Philosophieren daher zuerst nur ein Suchen sein
könne, eine Ansicht, welche Reinhold in den späteren Zeiten seines
Philosophierens vielfach urgiert hat und der man die Gerechtigkeit widerfahren
lassen muß, daß ihr ein wahrhaftes Interesse zugrunde liegt, welches die
spekulative Natur des philosophischen Anfangs betrifft. Die
Auseinandersetzung dieser Ansicht ist zugleich eine Veranlassung, ein
vorläufiges Verständnis über den Sinn des logischen Fortschreitens überhaupt
einzuleiten; denn jene Ansicht schließt die Rücksicht auf das Fortgehen
sogleich in sich. Und zwar stellt sie es so vor, daß das Vorwärtsschreiten
in der Philosophie vielmehr ein Rückwärtsgehen und Begründen sei, durch
welches erst sich ergebe, daß das, womit angefangen wurde, nicht bloß
ein willkürlich Angenommenes, sondern in der Tat teils das Wahre,
teils das erste Wahre sei. |
Kabul
edilmelidir ki, ilerlemenin zemine,
kökensel ve gerçek olana bir
gerileme olduğu, kendisi ile başlangıç yapılanın ona bağımlı olduğu
ve aslında ondan üretildiği düşüncesi özsel bir düşüncedir ve kendini
Mantığın içersinde daha tam olarak gösterecektir. Böylece bilinç kendisi
ile başladığı dolaysızlıktan ileriye doğru yolunda en iç gerçekliği olarak saltık bilmeye geri döner. Bu sonuncusu, zemin, o denli de İlk
olanın kendisinden üretildiği şey, ilkin dolaysız birşey olarak ortaya
çıkmış olan şeydir. — Bu saltık Tin açısından çok daha yüksek bir düzeyde
böyledir, çünkü o kendini tüm varlığın somut, son, ve en yüksek gerçekliği
olarak gösterir, gelişimin ereğinde kendini özgürce dışlaştırıp dolaysız bir varlığın şekline bıraktığı, öyle bir dünyanın yaratılışına
karar verdiği [entschließen]
kabul edilir ki [erkannt],
bu o sonuçtan önceki gelişmeye düşen ve başlangıcı açısından bu evrik
konumu tarafından ilke olarak sonuca bağımlı birşeye dönüştürülen herşeyi
kapsar.* Bilim için özsel olan şey başlangıcın arı dolaysız birşey olması
değil, ama bilimin bütününün kendi içinde ilki o denli de son olarak
ve sonu o denli de ilk olarak alan bir çember olmasıdır.
| *[Bu tümce de
Hegel’in ‘tanrıbilimsel’ yorumcularının yararlanabilecekleri pek
çoğundan biridir. Ve Hegel’de bunları ‘protestan’ kişiliğinin ‘felsefeci’
kimliği ile bozuşmasına yol açmadan yazmanın pekçok yolu vardır.
Gerçekte ‘kuramsal’ın ‘duygusal/tinsel’ ile akrabalığı ölçüsünde,
felsefenin gerçek, arı dinsel duygu ile çeliştiğini söylemek yalnızca
olgucu ya da özdekçi bilincin sorunu olarak görülmelidir — eğer olguculuğa
ve özdekçiliğe felsefe demeyi göze alabilirsek. Dinsel gerçekliğin
duyusal tüm bağlamından sıyrıldığında eriştiği duygu arılığı doğal
bilinci en azından felsefenin başlangıcına getirecek bir düşünce
düzeyidir. Burada ‘din kavramının’ kaba doğal bilinç tarafından
dünyasal, politik bir araç olmaya indirgenen bir ‘din tasarımın’dan
bütünüyle ayrı olduğu açıktır. Üstelik böyle indirgenmiş, düşürülmüş
din ve Tanrı tasarımları eşdeğerlerini yalnızca ve yalnızca görgücü
düşünme alanında bulacaklardır, çünkü orada duyusallık ilkesi zemininde
yaratılabilecek olandan başka bir Tanrı tasarımı yoktur. Felsefenin
görgücülük/olguculuk tarafından indirgenmeye çalışıldığı düzey de
aynı özelliği gösterir ve dinsel yüzeyselliğin ve olgucu yüzeyselliğin
ortaklıkları kuramsal ve dinsele vermeye çalıştıkları biçimde, sözcüğün
tam anlamıyla her iki yanda da bir olan ‘görgül’ tasarımda yatar.
Felsefenin dini kavrayışına bir yandan dini boşinanç olarak gören
özdekçilik ve bir ‘metafizik’ olarak gören olguculuk, ve öte yandan
felsefeyi usun küstahlığı olarak gören kaba inanç eleştirir. Her
iki yanda doğal bilincin zayıflığı üzerinde, disiplinsiz, meraksız,
ilgisiz, dışsal bilinç üzerinde oynamada birleşir. — A.Y.] |
|
Man
muß zugeben, daß es eine wesentliche Betrachtung ist — die sich innerhalb
der Logik selbst näher ergeben wird —, daß das Vorwärtsgehen ein Rückgang in den Grund, zu dem Ursprünglichen und Wahrhaften ist, von dem das, womit der Anfang gemacht wurde, abhängt und in der Tat
hervorgebracht wird. — So wird das Bewußtsein auf seinem Wege von der
Unmittelbarkeit aus, mit der es anfängt, zum absoluten Wissen als seiner
innersten Wahrheit zurückgeführt. Dies Letzte, der Grund, ist
denn auch dasjenige, aus welchem das Erste hervorgeht, das zuerst als
Unmittelbares auftrat. — So wird noch mehr der absolute Geist, der
als die konkrete und letzte höchste Wahrheit alles Seins sich ergibt,
erkannt, als am Ende der Entwicklung sich mit Freiheit entäußernd
und sich zur Gestalt eines unmittelbaren Seins entlassend, — zur
Schöpfung einer Welt sich entschließend, welche alles das enthält, was
in die Entwicklung, die jenem Resultate vorangegangen, fiel und das durch
diese umgekehrte Stellung mit seinem Anfang in ein von dem Resultate als
dem Prinzip Abhängiges verwandelt wird. Das Wesentliche für die Wissenschaft
ist nicht so sehr, daß ein rein Unmittelbares der Anfang sei, sondern
daß das Ganze derselben ein Kreislauf in sich selbst ist, worin das Erste
auch das Letzte und das Letzte auch das Erste wird.
|
| Buna
göre, öte yandan devimin zemini olarak kendisine geri döndüğü şeyin de sonuç olarak görülmesinin eşit ölçüde zorunlu olduğunu görüyoruz. Bu bakımdan
ilk olan o denli de zemin, ve son olan ise bir türevdir; ilk olandan yola
çıkılarak doğru çıkarsamalar yoluyla zemin olarak sonuncuya gelindiği
için, bu zemin bir sonuçtur. Dahası, başlangıcı oluşturandan ilerleme yalnızca onun daha öte bir belirlenimi olarak görülecektir, öyle ki başlangıç
tüm sonraki sürecin temelinde yatmayı sürdürür ve ondan yitmez. İlerleme
yalnızca bir başkasının türetilmesinden
ya da gerçek bir başkaya geçişin yapılmasından oluşmaz; — ve böyle bir
geçiş olması ile birlikte kendini o denli de yeniden ortadan kaldırır.
Böylece felsefenin başlangıcı tüm izleyen gelişimde bulunan ve kendini
saklayan temeldir, daha öte belirlenimlerinde baştan sonra içkin kalandır.
|
Daher
ergibt sich auf der andern Seite als ebenso notwendig, dasjenige, in welches
die Bewegung als in seinen Grund zurückgeht, als Resultat zu betrachten. Nach dieser Rücksicht ist das Erste ebensosehr der Grund
und das Letzte ein Abgeleitetes; indem von dem Ersten ausgegangen und
durch richtige Folgerungen auf das Letzte als auf den Grund gekommen wird,
ist dieser Resultat. Der Fortgang ferner von dem, was den Anfang
macht, ist nur als eine weitere Bestimmung desselben zu betrachten, so
daß das Anfangende allem Folgenden zugrunde liegen bleibt und nicht daraus
verschwindet. Das Fortgehen besteht nicht darin, daß nur ein Anderes abgeleitet oder daß in ein wahrhaft Anderes übergegangen würde; — und
insofern dies Übergehen vorkommt, so hebt es sich ebensosehr wieder auf.
So ist der Anfang der Philosophie die in allen folgenden Entwicklungen
gegenwärtige und sich erhaltende Grundlage, das seinen weiteren Bestimmungen
durchaus immanent Bleibende. |
| O
zaman, bu ilerleme yoluyla başlangıç bu belirlenimlerde genelde dolaysız
ve soyut birşey olarak taşıdığı tek-yanlılığı yitirir; dolaylı birşey
olur, ve böylelikle bilimsel ilerlemenin çizgisi kendini bir çember yapar. — Aynı zamanda bundan şu çıkar ki, başlangıcı oluşturan
henüz gelişmemiş ve içeriksiz birşey olduğu için, başlangıçta henüz gerçek
anlamda bilinmez ve ilkin hiç kuşkusuz bütün bir gelişimi içindeki bilim
onun tamamlanmış, içerikli ve ilk kez gerçekten temellendirilmiş bilgisidir.
|
Durch
diesen Fortgang denn verliert der Anfang das, was er in dieser Bestimmtheit,
ein Unmittelbares und Abstraktes überhaupt zu sein, Einseitiges hat; er
wird ein Vermitteltes, und die Linie der wissenschaftlichen Fortbewegung
macht sich damit zu einem Kreise. — Zugleich ergibt sich, daß
das, was den Anfang macht, indem es darin das noch Unentwickelte, Inhaltslose
ist, im Anfange noch nicht wahrhaft erkannt wird und daß erst die Wissenschaft,
und zwar in ihrer ganzen Entwicklung, seine vollendete, inhaltsvolle und
erst wahrhaft begründete Erkenntnis ist. |
| Ama sonuç ilkin saltık zemin olarak
ortaya çıktığı için, bu bilginin ilerlemesi geçici birşey değildir, ne
de belkili ve varsayımlı bir ilerlemedir; tersine, olgunun ve içeriğin
kendisinin doğası tarafından belirlenmelidir. O başlangıç ne keyfi birşey
ve geçici bir sayıltıdır, ne de keyfi görünmesine ve isteğe bağlı olarak
varsayılmasına karşın daha sonra haklı olarak başlangıç yapıldığı gösterilen
birşeydir; ne de durum geometrik bir önermenin tanıtlaması için yapılması
bildirilen çizimlerin durumuna benzer, çünkü orada tam olarak o çizgileri
çizmede ve bundan sonra tanıtlamanın kendisinde o çizgilerin ya da açıların
karşılaştırması ile başlamada doğru yolun izlendiği ancak sonradan açığa
çıkacaktır; böyle çizgileri çizmek ya da karşılaştırmak özsel olarak tanıtlamaya
ait değildir.
|
Darum
aber, weil das Resultat erst als der absolute Grund hervortritt,
ist das Fortschreiten dieses Erkennens nicht etwas Provisorisches noch
ein problematisches und hypothetisches, sondern es muß durch die Natur
der Sache und des Inhaltes selbst bestimmt sein. Weder ist jener Anfang
etwas Willkürliches und nur einstweilen Angenommenes noch ein als willkürlich
Erscheinendes und bittweise Vorausgesetztes, von dem sich aber doch in
der Folge zeige, daß man recht daran getan habe, es zum Anfange zu machen;
nicht wie bei den Konstruktionen, die man zum Behuf des Beweises eines
geometrischen Satzes zu machen angewiesen wird, es der Fall ist, daß von
ihnen es sich erst hinterher an den Beweisen ergibt, daß man wohlgetan
habe, gerade diese Linien zu ziehen und dann in den Beweisen selbst mit
der Vergleichung dieser Linien oder Winkel anzufangen; für sich an diesem
Linienziehen oder Vergleichen begreift es sich nicht. |
| Böylece
Bilimde arı Varlık ile başlanmasının nedeni dolaysızca Bilimin kendisinde verilir. Bu arı Varlık içine arı bilmenin
geri döndüğü birliktir, ya da bu bilmenin kendisi henüz Biçim olarak birliğinden
ayrı tutulacaksa, o zaman Varlık o denli de arı bilmenin İçeriğidir. Bu
yana göre alındığı zamandır ki arı
Varlık, bu saltık-dolaysız o denli de saltık olarak dolaylı birşeydir.
Ama yalnızca bu tek-yanlılığı içinde arı-dolaysız birşey olarak alınması
da eşit ölçüde özseldir, salt şu
nedenle ki burada başlangıçtır. Eğer bu arı belirsizlik olmasaydı,
eğer belirli olsaydı, dolaylı birşey olarak, şimdiden daha ileri götürülmüş
birşey olarak alınırdı; belirli birşey bir ilk olan için bir başkasını kapsar. Öyleyse Varlık olmak ve bunun dışında hiçbirşey olmamak başlangıcın kendisinin doğasında yatar. Buna göre felsefenin içersine
girebilmek bundan başka hiçbir ön hazırlığı, daha öte hiçbir derin-düşünceyi
ve başlangıç noktasını gerektirmez.
|
So ist
vorhin der Grund, warum in der reinen Wissenschaft vom reinen Sein
angefangen wird, unmittelbar an ihr selbst angegeben worden. Dies reine
Sein ist die Einheit, in die das reine Wissen zurückgeht, oder wenn dieses
selbst noch als Form von seiner Einheit unterschieden gehalten werden
soll, so ist es auch der Inhalt desselben. Dies ist die Seite, nach
welcher dies reine Sein, dies Absolut-Unmittelbare, ebenso absolut
Vermitteltes ist. Aber es muß ebenso wesentlich nur in der Einseitigkeit,
das Rein-Unmittelbare zu sein, genommen werden, eben weil es hier
als der Anfang ist. Insofern es nicht diese reine Unbestimmtheit, insofern
es bestimmt wäre, würde es als Vermitteltes, schon Weitergeführtes genommen;
ein Bestimmtes enthält ein Anderes zu einem Ersten. Es liegt
also in der Natur des Anfangs selbst, daß er das Sein sei und sonst
nichts. Es bedarf daher keiner sonstigen Vorbereitungen, um in die
Philosophie hineinzukommen, noch anderweitiger Reflexionen und Anknüpfungspunkte. |
| Başlangıcın
felsefenin başlangıcı olması olgusundan aslında onun için daha yakın hiçbir belirlenim ya da olumlu bir içerik çıkaramayız.
Çünkü burada başlangıçta, henüz olgunun kendisinin bulunmadığı yerde,
felsefe boş bir sözcük ya da varsayılmış ve aklanmamış herhangi bir tasarımdır.
Arı bilme yalnızca soyut başlangıç olması gerektiği biçimindeki
bu olumsuz belirlenimi verir. Arı Varlığın arı bilmenin içeriği olarak alınması ölçüsünde, arı
bilme kendi içeriğinden geri çekilmeli, onu kendi başına bırakmalı ve
daha öte belirlememelidir. — Ya da, arı Varlık nesnesi ile birleşmesinin
en yüksek doruğundaki bilmenin içersine çöktüğü birlik olarak görüleceği
için, bilme bu birlikte yitmiştir, ondan hiçbir ayrımı yoktur ve dolayısıyla
geriye onun için hiçbir belirlenim kalmamıştır. — Ne de bunun dışında birşey
ya da daha belirli bir başlangıç yapmak için kullanılabilecek herhangi
bir içerik vardır.
|
Daß
der Anfang Anfang der Philosophie ist, daraus kann eigentlich auch keine nähere Bestimmung oder ein positiver Inhalt für denselben
genommen werden. Denn die Philosophie ist hier im Anfange, wo die Sache
selbst noch nicht vorhanden ist, ein leeres Wort oder irgendeine angenommene
ungerechtfertigte Vorstellung. Das reine Wissen gibt nur diese negative
Bestimmung, daß er der abstrakte Anfang sein soll. Insofern
das reine Sein als Inhalt des reinen Wissens genommen wird, so
hat dieses von seinem Inhalte zurückzutreten, ihn für sich selbst gewähren
zu lassen und nicht weiter zu bestimmen. — Oder indem das reine Sein
als die Einheit zu betrachten ist, in die das Wissen auf seiner höchsten
Spitze der Einigung mit dem Objekte zusammengefallen, so ist das Wissen
in diese Einheit verschwunden und hat keinen Unterschied von ihr und somit
keine Bestimmung für sie übriggelassen. — Auch sonst ist nicht etwas
oder irgendein Inhalt vorhanden, der gebraucht werden könnte, um damit
den bestimmteren Anfang zu machen. |
| Ama
şimdiye dek başlangıç olarak kabul edilen Varlık belirlinimi de bir yana bırakılabilir, ve böylece yalnızca arı bir başlangıç
yapılmasından başka birşey istenmeyebilir. O zaman ortada başlangıcın kendisinden başka hiçbirşey yoktur, ve yapılacak tek şey
onun ne olduğunu görmektir. — Bu konum aynı zamanda bir yandan hangi gözlemden
ötürü olursa olsun Varlık ile başlamaktan ve, daha da ötesi, Varlığın
Yokluğa geçmesinin sonuçlarından hoşnut kalmayanların, öte yandan bir
bilime bir tasarımın varsayılması ve daha sonra bunun çözümlenerek sonuçta bilimdeki ilk belirli kavramın
üretilmesi ile başlamaktan başka hiçbir yol bilmeyenlerin yararı için
de bir öneri olarak getirilebilir. Eğer biz de bu yöntemi izleyecek olsaydık,
o zaman hiçbir tikel nesnemiz olmazdı, çünkü başlangıcın, düşünmenin başlangıcı olarak, bütünüyle soyut, bütünüyle genel, tüm
içerikten yoksun salt bir biçim olması gerekirdi; böylelikle elimizde
genel olarak bir başlangıç tasarımından başka hiçbirşey olmazdı. Öyleyse
yalnızca bu tasarımda neyin bulunduğunu görmemiz gerekir.
|
Aber
auch die bisher als Anfang angenommene Bestimmung des Seins könnte
weggelassen werden, so daß nur gefordert würde, daß ein reiner Anfang
gemacht werde. Dann ist nichts vorhanden als der Anfang selbst,
und es wäre zu sehen, was er ist. — Diese Stellung könnte zugleich
als ein Vorschlag zur Güte an diejenigen gemacht werden, welche teils
damit, daß mit dem Sein angefangen werde, aus welchen Reflexionen es sei,
sich nicht beruhigen und noch weniger mit dem Erfolge, den das Sein hat,
in das Nichts überzugehen, teils [es] überhaupt nicht anders wissen, als
daß in einer Wissenschaft mit der Voraussetzung einer Vorstellung angefangen werde — einer Vorstellung, welche hierauf analysiert werde, so daß nun das Ergebnis solcher Analyse den ersten bestimmten Begriff
in der Wissenschaft abgebe. Indem wir auch dies Verfahren beobachteten,
so hätten wir keinen besonderen Gegenstand, weil der Anfang, als des Denkens,
ganz abstrakt, ganz allgemein, ganz Form ohne allen Inhalt sein soll;
wir hätten somit gar nichts als die Vorstellung von einem bloßen Anfang
als solchem. Es ist also nur zu sehen, was wir in dieser Vorstellung
haben. |
| Henüz
Yokluk vardır, ve Birşeyin olması gerekir. Başlangıç arı Yokluk değil,
ama öyle bir Yokluktur ki, ondan Birşeyin çıkması gerekir; öyleyse Varlık
ta daha şimdiden başlangıçta kapsanır. Başlangıç öyleyse her ikisini,
Varlığı ve Yokluğu kapsar; Varlık ve Yokluğun birliğidir, — ya da Var-olmayandır
ki, aynı zamanda Varlıktır, ve Varlıktır ki, aynı zamanda Var-olmayandır.
|
Es ist
noch Nichts, und es soll Etwas werden. Der Anfang ist nicht das reine
Nichts, sondern ein Nichts, von dem Etwas ausgehen soll; das Sein ist
also auch schon im Anfang enthalten. Der Anfang enthält also beides,
Sein und Nichts; ist die Einheit von Sein und Nichts, — oder ist Nichtsein,
das zugleich Sein, und Sein, das zugleich Nichtsein ist.
|
| Dahası:
Varlık ve Yokluk başlangıçta ayrı olarak bulunurlar; çünkü başlangıç başka birşeyi gösterir; — Var-olmayandır
ki, bir başkası olarak Varlık ile bağıntılıdır; başlayan henüz yoktur; ilkin Varlığa giden yoldadır. Başlangıç
buna göre öyle bir Varlık kapsar ki kendini Varolmayandan uzaklaştırmış
ya da onu ona karşıt birşey olarak ortadan kaldırmıştır.
|
Ferner:
Sein und Nichts sind im Anfang als unterschieden vorhanden; denn
er weist auf etwas anderes hin; — er ist ein Nichtsein, das auf das Sein
als auf ein Anderes bezogen ist; das Anfangende ist noch nicht;
es geht erst dem Sein zu. Der Anfang enthält also das Sein als ein
solches, das sich von dem Nichtsein entfernt oder es aufhebt, als ein
ihm Entgegengesetztes. |
| Ama
dahası, başlayan daha şimdiden vardır;
ama o denli de henüz yoktur.
Öyleyse karşıtlar, Olan ve Olmayan, onda dolaysız birleşme içindedirler;
ya da bu onların ayrımlaşmamış birlikleridir.
|
Ferner
aber ist das, was anfängt, schon; ebensosehr aber ist es
auch noch nicht. Die Entgegengesetzten, Sein und Nichtsein, sind also
in ihm in unmittelbarer Vereinigung; oder er ist ihre ununterschiedene Einheit. |
| Başlangıcın
çözümlemesi böylece Varlığın ve Var-olmayanın birliği kavramını — ya da,
yansımalı biçimde, ayırdedilmişliğin ve ayırdedilmemişliğin birliği kavramını —,
ya da özdeşliğin ve özdeşsizliğin özdeşliğini verecektir. Bu kavram saltığın
en ilk, en arı, e.d. en soyut tanımı olarak görülebilirdi — ki gerçekten
de böyle olurdu, eğer genel olarak sorun tanımların biçimleri ve saltığın
adı ile ilgili olsaydı. Bu anlamda, o soyut kavram bu saltığın ilk tanımı
olur ve böylece tüm daha öte belirlenim ve gelişmeler yalnızca onun daha
belirli ve daha varsıl tanımları olurdu. Ama Yokluğa geçtiği ve böylece
Varlık ve Yokluğun birliği ortaya çıktığı için, başlangıç olarak Varlık ile doyum bulamayanların bırakalım başlangıç tasarımı ile başlayan bu başlangıçtan ve onun çözümlemesinden (ki, hiç
kuşkusuz doğru olsa da, benzer olarak Varlık ve Yokluğun birliğine götürür)
Varlık ile yapılan başlangıçtan daha büyük bir doyum elde edip edemeyeceklerini
görelim.
|
Die
Analyse des Anfangs gäbe somit den Begriff der Einheit des Seins und des
Nichtseins — oder, in reflektierterer Form, der Einheit des Unterschieden-
und des Nichtunterschiedenseins — oder der Identität der Identität und
Nichtidentität. Dieser Begriff könnte als die erste, reinste, d. i.
abstrakteste Definition des Absoluten angesehen werden, — wie er dies
in der Tat sein würde, wenn es überhaupt um die Form von Definitionen
und um den Namen des Absoluten zu tun wäre. In diesem Sinne würden,
wie jener abstrakte Begriff die erste, so alle weiteren Bestimmungen und
Entwicklungen nur bestimmtere und reichere Definitionen dieses Absoluten
sein. Aber die, welche mit dem Sein als Anfang darum nicht zufrieden
sind, weil es in Nichts übergeht und daraus die Einheit des Seins und
Nichts entsteht, mögen zusehen, ob sie mit diesem Anfange, der mit der
Vorstellung des Anfangs anfängt, und mit deren Analyse, die wohl
richtig sein wird, aber gleichfalls auf die Einheit des Seins und Nichts
führt, zufriedener sein mögen als damit, daß das Sein zum Anfange gemacht
wird. |
Ama
henüz bu yöntem üzerine yapılacak daha öte bir irdeleme vardır. O çözümleme
başlangıç tasarımını bilinen birşey olarak varsayar; böylece başka bilimlerin
örneklerine göre davranmış olur. Bunlar nesnelerini varsayarlar ve keyfi
olarak herkesin o nesne hakkında aynı tasarımı taşıdığını ve onda aşağı
yukarı bilimlerin çözümleme, karşılaştırma ve başka uslamlamalar yoluyla
şu ya da bu biçimde elde ettikleri belirlenimlerle aynı belirlenimleri
bulabileceğini kabul ederler. Ama saltık başlangıcı oluşturanın da benzer
olarak başka bakımlardan tanıdık birşey olması gerekir; şimdi eğer somut
ve böylelikle kendi içinde çeşitli yollarda belirlenmiş birşeyse, o
zaman bu bağıntı — ki o kendi içinde budur — tanıdık birşey olarak varsayılır; böylelikle dolaysız birşey olarak ortaya koyulur ki gene de değildir; çünkü yalnızca
ayırdedilenlerin bağıntısı olarak bir bağıntıdır, böylelikle dolaylılğı kendi içinde kapsar. Dahası,
somut birşey durumunda, çözümlemenin ve çeşitli belirleme yollarının
olumsallığı ve keyfiliği kendini gösterir. Hangi belirlenimlerin vurgulanacağı
herkesin dolaysız olumsal tasarımında neyi önünde bulacağına bağlıdır. Somut birşeyde,
bireşimli bir birlikte kapsanan bağıntı rasgele bulunmadığı ama tersine
bu birliğe geri dönen kıpıların kendi devimleri yoluyla üretildiği ölçüde zorunlu bir bağıntıdır — bir
devim ki, çözümlemeci yöntemin, e.d. olgunun kendisine dışsalken özneye
içsel olan edimin karşıtıdır.
|
Es ist
aber noch eine weitere Betrachtung über dieses Verfahren zu machen.
Jene Analyse setzt die Vorstellung des Anfangs als bekannt voraus; es
ist so nach dem Beispiele anderer Wissenschaften verfahren worden.
Diese setzen ihren Gegenstand voraus und nehmen bittweise an, daß jedermann
dieselbe Vorstellung von ihm habe und darin ungefähr dieselben Bestimmungen
finden möge, die sie durch Analyse, Vergleichung und sonstiges Räsonnement
von ihm da- und dorther beibringen und angeben. Das aber, was den absoluten
Anfang macht, muß gleichfalls ein sonst Bekanntes sein; wenn es nun ein
Konkretes, somit in sich mannigfaltig Bestimmtes ist, so ist diese Beziehung,
die es in sich ist, als etwas Bekanntes vorausgesetzt; sie ist
damit als etwas Unmittelbares angegeben, was sie aber nicht
ist; denn sie ist nur Beziehung als von Unterschiedenen, enthält somit
die Vermittlung in sich. Ferner tritt am Konkreten die Zufälligkeit
und Willkür der Analyse und des verschiedenen Bestimmens ein. Welche
Bestimmungen herausgebracht werden, hängt von dem ab, was jeder in seiner
unmittelbaren zufälligen Vorstellung vorfindet. Die in einem
Konkreten, einer synthetischen Einheit enthaltene Beziehung ist eine notwendige nur, insofern sie nicht vorgefunden, sondern durch die eigene Bewegung
der Momente, in diese Einheit zurückzugehen, hervorgebracht ist, — eine
Bewegung, die das Gegenteil des analytischen Verfahrens ist, eines der
Sache selbst äußerlichen, in das Subjekt fallenden Tuns. |
Burada
ayrıca kendisiyle başlangıç yapılanın niçin somut birşey, kendi içersinde bir bağıntı kapsayan birşey
olamayacağının nedeni de daha tam olarak imlenir. Çünkü böyle birşey kendi
içersinde bir dolaylılığı ve bir ilkten bir başkasına geçişi varsayar
ki, yalınlaşmış somut nesne bu işlemin sonucu olacaktır. Ama başlangıcın
kendisinin daha şimdiden hem bir ilk
hem de bir başkası olmaması gerekir; böyle kendi içinde bir ilk ve bir başkası olan birşey daha şimdiden bir ilerlemişliği imler.
Buna göre, başlangıcı oluşturan şey, başlangıcın kendisi çözümlenemez
birşey olarak, yalın ve doldurulmamış dolaysızlığı içinde ve öyleyse Varlık
olarak, bütünüyle boş birşey olarak alınacaktır.
|
Hierin
ist auch das Nähere enthalten, daß das, womit der Anfang zu machen ist,
nicht ein Konkretes, nicht ein solches sein kann, das eine Beziehung innerhalb
seiner selbst enthält. Denn ein solches setzt ein Vermitteln und
Herübergehen von einem Ersten zu einem Anderen innerhalb seiner voraus,
wovon das einfachgewordene Konkrete das Resultat wäre. Aber der Anfang
soll nicht selbst schon ein Erstes und ein Anderes sein; ein solches,
das ein Erstes und ein Anderes in sich ist, enthält bereits ein
Fortgegangensein. Was den Anfang macht, der Anfang selbst, ist daher
als ein Nichtanalysierbares, in seiner einfachen unerfüllten Unmittelbarkeit,
also als Sein, als das ganz Leere zu nehmen. |
| Eğer
soyut başlangıcın irdelemesi konusundaki dayançsızlıktan ötürü başlangıcın
başlangıç ile değil ama doğrudan doğruya sorunun
kendisi ile yapılması gerektiği söylenecek olursa, o zaman bu sorun
o boş Varlıktan başka birşey değildir; çünkü sorun olan kendini ilkin
bilimin gelişiminde ortaya koyması gerekendir ve onun tarafından daha
şimdiden tanıdık olarak varsayılamaz.
|
Wenn
man etwa, gegen die Betrachtung des abstrakten Anfangs ungeduldig, sagen
wollte, es solle nicht mit dem Anfange angefangen werden, sondern geradezu
mit der Sache, so ist diese Sache nichts als jenes leere Sein;
denn was die Sache sei, dies ist es, was sich eben erst im Verlaufe der
Wissenschaft ergeben soll, was nicht vor ihr als bekannt vorausgesetzt
werden kann. |
| Bir
başlangıç için boş Varlıktan başka başka hangi biçim kabul edilirse edilsin,
daha önce belirtilen eksiklikleri gösterecektir. Bu başlangıç ile doyumsuz
kalanlar bırakalım bu eksikliklerden kaçınabilmek için başka türlü başlama
görevini üstlensinler.
|
Welche
Form sonst genommen werde, um einen anderen Anfang zu haben als das leere
Sein, so leidet er an den angeführten Mängeln. Diejenigen, welche mit
diesem Anfange unzufrieden bleiben, mögen sich zu der Aufgabe auffordern,
es anders anzufangen, um dabei diese Mängel zu vermeiden. |
@Felsefeye ‘Ben’ İle Başlangıcın
Mantıksal Olanaksızlığı.
Ama
burada felsefenin özgün bir başlangıcından, yakın zamanlarda ün kazanmış
olan o Ben ile başlangıçtan söz etmeden geçemeyiz.
Bu bir yandan bütün bir dizinin bir ilk gerçeklikten türetilmesi gerektiği
düşüncesinden, öte yandan ilk gerçekliğin tanıdık birşey ve dahası dolaysızca pekin olan birşey olması gereksiniminden
doğdu. Bu başlangıç genel olarak bir öznede şöyle, bir başkasında başka
türlü üretilebilecek olumsal bir tasarım değildir. Çünkü Ben, bu dolaysız
özbilinç, bir yandan kendisi dolaysız birşey olarak, öte yandan başka
herhangi bir tasarımdan çok daha yüksek bir anlamda tanıdık birşey olarak
görünür; tanıdık başka herşey hiç kuşkusuz Bene aittir, ama henüz ondan
ayrı, böylelikle doğrudan doğruya olumsal bir içeriktir; buna karşı, Ben
kendi kendinin yalın pekinliğidir. Ama genel olarak Ben de aynı
zamanda somut birşeydir, ya da daha doğrusu Ben en somut şeydir, — sonsuz
türlülük içindeki dünya olarak kendinin bilinci. Benin, bu somutluğun,
felsefenin başlangıcı ve zemini olabilmek için, bölünmesi gerekir, — saltık
edim ki, onunla Ben kendi kendisinden boşaltılır ve soyut Ben olarak kendinin
bilincine varır. Ama bu arı Ben şimdi dolaysız Ben değildir,
ne de bilimin dolaysızca ve herkes için onunla bağlanması gerektiği bilincimizin
tanıdık ve alışıldık Benidir. O edim aslında öznel ve nesnel arasındaki
ayrımın yitişini imleyen arı bilmenin duruş noktasına yükselişten başka
birşey olmazdı. Ama böyle dolaysızca istendiği biçimiyle bu yükseliş öznel bir konutlamadır; kendini gerçek
istem olarak tanıtlamak için, somut Benin dolaysız bilinçten arı bilmeye
ilerleyişi onun kendisinde kendi zorunluğu yoluyla gösterilmeli ve sergilenmeliydi.
Bu nesnel devim olmaksızın arı bilme, üstelik anlıksal
sezgi olarak belirlenmiş bile olsa, keyfi bir duruş noktası olarak
ya da giderek bilincin görgül durumlarından biri olarak görünür ki, onun açısından herşey gelip onu herkesin kendi
içinde bulup bulmadığına ya da üretip üretemeyeceğine dayanır. Ama bu
arı Benin özsel arı bilme olmasının gerekmesi ve arı bilmenin ise bireysel
bilinçte dolaysızca bulunmayıp tersine ancak Benin kendini o duruş noktasına
yükselten saltık edimi yoluyla o bilinçte koyulması ölçüsünde, felsefenin
bu başlangıcından doğması gereken üstünlük, e.d. arı Benin saltık olarak
tanıdık birşey olduğu, onu herkesin dolaysızca kendi içinde bulacağı ve
daha öte derin-düşüncenin onunla bağlanabileceği birşey olduğu sanısı
yiter; o arı Ben, tersine, soyut özselliği içinde sıradan bilinç için
tanınmayan birşey, onun orada bulamadığı birşeydir. Böyle bir başlangıç
dahaçok bir aldanmanın zararını getirir, öyle ki söz konusu olanın tanıdık
birşey olması, görgül özbilincin Beni olması gerekirken, gerçekte bu bilinçten
bütünüyle uzakta olan birşeydir. Arı bilmenin Ben olarak belirlenmesi
sınırlarının unutulması gereken öznel Benin sürekli olarak anımsatılışına
neden olur, ve Benin daha öte gelişiminde ortaya çıkması gereken önermeler
ve ilişkiler sanki sıradan bilinçte yer alıyorlarmış ve daha şimdiden
orada bulunabilirlermiş düşüncesini yaratır, çünkü gerçekte kendisine
ilişkin olarak ileri sürüldükleri şey budur. Bu karışıklık dolaysızca
durulaştırma yerine dahaçok yalnızca çok daha şaşırtıcı bir güçlük ve
tam bir yön bozukluğu yaratır; konuya yabancı olanlar arasında en kaba
yanlış anlamalara neden olmuştur.
|
Ein
origineller Anfang der Philosophie aber kann nicht ganz unerwähnt gelassen
werden, der sich in neuerer Zeit berühmt gemacht hat, der Anfang mit Ich.
Er kam teils aus der Reflexion, daß aus dem ersten Wahren alles Folgende
abgeleitet werden müsse, teils aus dem Bedürfnisse, daß das erste Wahre
ein Bekanntes und noch mehr ein unmittelbar Gewisses sei. Dieser
Anfang ist im allgemeinen nicht eine solche Vorstellung, die zufällig
ist und in einem Subjekte so, in einem anderen anders beschaffen sein
kann. Denn Ich, dies unmittelbare Selbstbewußtsein, erscheint zunächst
selbst teils als ein Unmittelbares, teils als ein in einem viel höheren
Sinne Bekanntes als eine sonstige Vorstellung; etwas sonst Bekanntes gehört
zwar dem Ich an, aber ist noch ein von ihm unterschiedener, damit sogleich
zufälliger Inhalt; Ich hingegen ist die einfache Gewißheit seiner selbst.
Aber Ich überhaupt ist auch zugleich ein Konkretes, oder Ich ist
vielmehr das Konkreteste, — das Bewußtsein seiner als unendlich mannigfaltiger
Welt. Daß Ich Anfang und Grund der Philosophie sei, dazu wird die Absonderung
dieses Konkreten erfordert, — der absolute Akt, wodurch Ich von sich selbst
gereinigt wird und als abstraktes Ich in sein Bewußtsein tritt. Allein
dies reine Ich ist nun nicht ein unmittelbares, noch das bekannte,
das gewöhnliche Ich unseres Bewußtseins, woran unmittelbar und für jeden
die Wissenschaft angeknüpft werden sollte. Jener Akt wäre eigentlich
nichts anderes als die Erhebung auf den Standpunkt des reinen Wissens,
auf welchem der Unterschied des Subjektiven und Objektiven verschwunden
ist. Aber wie diese Erhebung so unmittelbar gefordert ist, ist
sie ein subjektives Postulat; um als wahrhafte Forderung sich zu erweisen,
müßte die Fortbewegung des konkreten Ichs vom unmittelbaren Bewußtsein
zum reinen Wissen an ihm selbst, durch seine eigene Notwendigkeit, aufgezeigt
und dargestellt worden sein. Ohne diese objektive Bewegung erscheint
das reine Wissen, auch als die intellektuelle Anschauung bestimmt,
als ein willkürlicher Standpunkt oder selbst als einer der empirischen Zustände des Bewußtseins, in Rücksicht dessen es darauf ankommt,
ob ihn der eine in sich vorfinde oder hervorbringen könne, ein
anderer aber nicht. Insofern aber dies reine Ich das wesentliche reine
Wissen sein muß und das reine Wissen aber nur durch den absoluten Akt
der Selbsterhebung im individuellen Bewußtsein gesetzt wird und nicht
unmittelbar in ihm vorhanden ist, geht gerade der Vorteil verloren, der
aus diesem Anfange der Philosophie entspringen soll, daß er nämlich etwas
schlechthin Bekanntes sei, was jeder unmittelbar in sich finde und daran
die weitere Reflexion anknüpfen könne; jenes reine Ich ist vielmehr in
seiner abstrakten Wesenheit etwas dem gewöhnlichen Bewußtsein Unbekanntes,
etwas, das es nicht darin vorfindet. Damit tritt vielmehr der Nachteil
der Täuschung ein, daß von etwas Bekanntem, dem Ich des empirischen Selbstbewußtseins
die Rede sein solle, indem in der Tat von etwas diesem Bewußtsein Fernem
die Rede ist. Die Bestimmung des reinen Wissens als Ich führt die fortdauernde
Rückerinnerung an das subjektive Ich mit sich, dessen Schranken vergessen
werden sollen, und erhält die Vorstellung gegenwärtig, als ob die Sätze
und Verhältnisse, die sich in der weiteren Entwicklung vom Ich ergeben,
im gewöhnlichen Bewußtsein, da es ja das sei, von dem sie behauptet werden,
vorkommen und darin vorgefunden werden können. Diese Verwechslung bringt
statt unmittelbarer Klarheit vielmehr nur eine um so grellere Verwirrung
und gänzliche Desorientierung hervor; nach außen hat sie vollends die
gröbsten Mißverständnisse veranlaßt. |
| Dahası,
genel olarak Benin öznel belirliliği
söz konusu olduğunda, arı bilme hiç kuşkusuz Beni bir nesnede üstesinden
gelinemez karşıtını bulma biçimindeki sınırlı anlamından kurtarır. Ama
bu nedenle bu öznel tutumu ve arı bilmenin Ben olarak belirlenmesini sürdürmek
en azından gereksiz olacaktır.
Ama bu belirlenim yalnızca kendisi ile birlikte o rahatsız edici ikircimi
getirmekle kalmaz, ama ayrıca, daha yakından irdelendiğinde, kendisi de
öznel bir Ben olarak kalır. Benden başlayan bilimin edimsel gelişimi o
gelişimde nesnenin Ben için sürekli olarak bir başkası belirlenimini taşıdığını, ve dolayısıyla başlangıcı oluşturan Benin gerçekte
bilincin karşıtlığının üstesinden gelmiş arı bilme olmadığını, tersine
henüz görüngüye saplanmış kaldığını gösterir.
|
Was
ferner die subjektive Bestimmtheit des Ich überhaupt betrifft,
so benimmt wohl das reine Wissen dem Ich seine beschränkte Bedeutung,
an einem Objekte seinen unüberwindlichen Gegensatz zu haben. Aus diesem
Grunde wäre es aber wenigstens überflüssig, noch diese subjektive
Haltung und die Bestimmung des reinen Wesens als Ich beizubehalten.
Allein diese Bestimmung führt nicht nur jene störende Zweideutigkeit mit
sich, sondern sie bleibt auch, näher betrachtet, ein subjektives Ich.
Die wirkliche Entwicklung der Wissenschaft, die vom Ich ausgeht, zeigt
es, daß das Objekt darin die perennierende Bestimmung eines Anderen für das Ich hat und behält, daß also das Ich, von dem ausgegangen wird,
nicht das reine Wissen, das den Gegensatz des Bewußtseins in Wahrheit
überwunden hat, sondern noch in der Erscheinung befangen ist. |
@Bir Başka ‘Anlıksal Sezgi’ Yorumu
Ve Eleştirisi.
Burada belirtilmesi
gereken özsel bir nokta da Benin
hiç kuşkusuz kendinde arı bilme olarak ya da anlıksal sezgi olarak
belirlenebilmesine ve başlangıç olarak ileri sürülebilmesine karşın, Bilimde kendinde ya da içsel olarak bulunanla değil, ama içsel olanın düşünmedeki dışvarlığı ile ve böyle bir içselliğin bu dışvarlıkta
taşıdığı belirlilik ile ilgilendiğimizdir.
Ama anlıksal sezgiye ya da — eğer nesnesine bengi, tanrısal, saltık denilirse — bengi
ya da saltık olana ilişkin olarak bilimin başlangıcında orada varolan birşey söz konusu olduğunda, bu ilk, dolaysız, yalın belirlenimden başka
birşey olamaz. Ona salt bir Varlık sözcüğünün anlattığından daha varsıl
hangi ad verilirse verilsin, irdelenebilecek biricik nokta böyle bir saltığın düşünerek bilmeye ve bu bilmenin bildirimine nasıl girdiğidir. Anlıksal
sezgi hiç kuşkusuz dolaylılığın ve tanıtlayıcı, dışsal derin-düşünmenin
zorlu bir yadsınmasıdır. Ama yalın dolaysızlığın ötesinde bildirdiği ise
somut birşey, kendi içinde değişik belirlenimler kapsayan birşeydir. Gene
de böyle birşeyin bildirimi ve açımlaması, daha önce belirtildiği gibi,
dolaylı kılıcı bir devimdir ki, belirlenimlerin birinden başlar ve ötekine ilerler, üstelik bunun da birinciye geri dönmesine karşın; — bir
devimdir ki, aynı zamanda keyfi ya da önesürümlü olmayabilir. Buna göre,
böyle açımlamada kendisi ile başlanılan şey somut olanın kendisi değil, ama yalnızca devime başlangıç noktası
olan yalın dolaysızdır. Bundan başka, eğer somut birşey başlangıç noktası
yapılırsa, somut olanda kapsanan belirlenimlerin bağlantısının gereksindiği
tanıtlama eksik kalır.
|
Es ist
hierbei noch die wesentliche Bemerkung zu machen, daß, wenn an sich
wohl Ich als das reine Wissen oder als intellektuelle Anschauung bestimmt
und als Anfang behauptet werden könnte, es in der Wissenschaft nicht um
das zu tun ist, was an sich oder innerlich vorhanden sei,
sondern um das Dasein des Innerlichen im Denken und um die Bestimmtheit,
die ein solches in diesem Dasein hat. Was aber von der intellektuellen
Anschauung oder — wenn ihr Gegenstand das Ewige, das Göttliche, das Absolute
genannt wird — was vom Ewigen oder Absoluten im Anfange der Wissenschaft da ist, dies kann nichts anderes sein als erste, unmittelbare,
einfache Bestimmung. Welcher reichere Name ihm gegeben werde, als das
bloße Sein ausdrückt, so kann nur in Betracht kommen, wie solches Absolute
in das denkende Wissen und in das Aussprechen dieses Wissens eintritt.
Die intellektuelle Anschauung ist wohl die gewaltsame Zurückweisung des
Vermittelns und der beweisenden, äußerlichen Reflexion. Was sie aber
mehr ausspricht als einfache Unmittelbarkeit, ist ein Konkretes, ein in
sich verschiedene Bestimmungen Enthaltendes. Das Aussprechen und die
Darstellung eines solchen jedoch ist, wie schon bemerkt, eine vermittelnde
Bewegung, die von einer der Bestimmungen anfängt und zu der anderen
fortgeht, wenn diese auch zur ersten zurückgeht; — es ist eine Bewegung,
die zugleich nicht willkürlich oder assertorisch sein darf. Von was
daher in solcher Darstellung angefangen wird, ist nicht das Konkrete
selbst, sondern nur das einfache Unmittelbare, von dem die Bewegung ausgeht.
Außerdem fehlt, wenn ein Konkretes zum Anfange gemacht wird, der Beweis,
dessen die Verbindung der im Konkreten enthaltenen Bestimmungen bedarf. |
Öyleyse
eğer saltığın ya da bengi olanın ya da Tanrının anlatımında (ve Tanrının başlangıcın onunla yapılması konusunda
tartışmasız hakkı vardır), eğer bunların sezgisinde ya da düşüncesinde
arı Varlıkta olandan daha çoğu imleniyorsa,
o zaman orada imlenenin bilmede
yalnızca tasarımlanan değil ama düşünülen birşey olarak ortaya çıkması gerekir; onlarda imlenen
ne denli varsıl olursa olsun, ilkin bilmede ortaya çıkan belirlenim yalın birşeydir, çünkü yalnızca yalın
olanda arı başlangıçtan daha öte hiçbirşey yoktur; yalnızca dolaysız olan
yalındır, çünkü yalnızca dolaysızda henüz birşeyden bir başkasına bir
ilerlemişlik yoktur. Böylelikle saltığı ya da Tanrıyı tasarımlamanın daha
varsıl biçimlerinde Varlığın ötesinde söylenmesi ya da kapsanması gereken
herşey başlangıçta salt boş bir sözcük ve yalnızca Varlıktır; daha öte
hiçbir imlemi olmayan bu yalınlık, bu boşluk öyleyse saltık olarak felsefenin
başlangıcıdır.
|
Wenn
also im Ausdrucke des Absoluten oder Ewigen oder Gottes (und das unbestrittenste
Recht hätte Gott, daß mit ihm der Anfang gemacht werde), wenn in
deren Anschauung oder Gedanken mehr liegt als im reinen Sein, so
soll das, was darin liegt, ins Wissen als denkendes, nicht vorstellendes,
erst hervortreten; das, was darin liegt, sei so reich, als es wolle,
so ist die Bestimmung, die ins Wissen zuerst hervortritt, ein Einfaches,
denn nur im Einfachen ist nicht mehr als der reine Anfang; nur das Unmittelbare
ist einfach, denn nur im Unmittelbaren ist noch nicht ein Fortgegangensein
von einem zu einem anderen. Was somit über das Sein ausgesprochen oder
enthalten sein soll in den reicheren Formen des Vorstellens von Absolutem
oder Gott, dies ist im Anfange nur leeres Wort und nur Sein; dies Einfache,
das sonst keine weitere Bedeutung hat, dies Leere ist also schlechthin
der Anfang der Philosophie. |
| Bu
içgörünün kendisi öylesine yalındır ki, bu başlangıç böyle olarak hiçbir
hazırlık ya da daha öte sunuş gerektirmez; ve onun üzerine bu geçici uslamlamaların
ona götürmekten çok tüm hazırlığı uzaklaştırmaktan başka hiçbir amaçları
olamaz. |
Diese
Einsicht ist selbst so einfach, daß dieser Anfang als solcher keiner Vorbereitung
noch weiteren Einleitung bedarf; und diese Vorläufigkeit von Räsonnement
über ihn konnte nicht die Absicht haben, ihn herbeizuführen, als vielmehr
alle Vorläufigkeit zu entfernen. |
|
|