Marx kendini son günlerine dek Hegel'in bir öğrencisi olarak gördü. Lenin Marx'ın Hegel'in Mantığı olmaksızın anlaşılamayacağını söyledi. Ve gene de Marx'ın yazıları Hegel'in kurgul felsefesini anlamadığını ve görgücülükten öteye geçemediğini gösterirler.
Marx'ın Hegel'in felsefesi ile ilgili olarak daha sonra kendisi tarafından Das Kapital'de de savunulan erken görüşleri gerçekte Hegel'de kurgul yöntemin yalnızca bir momenti olan diyalektiği değil, ama ikici bir bakış açısından tinsellik mi, yoksa özdek mi birincildir sorusunu ilgilendirir.
Marx'ın diyalektik materyalizminde altyapının birincilliği ve belirleyiciliği tinsel olanı — ki politik alanda bu özsel olarak İstençtir — özerkliğinden ve özgürlüğünden yoksun bırakır. Bu İstenç kavramının kendisinin silinmesine denk düşer.
|
Hegel'in Marx üzerindeki birincil etkisinin Marx'ın ancak yüzeysel ve yöntemsiz olarak anladığı bir dizgesel düzgünlük ideali ve modern koşulların Tüze Felsefesi'nde gizil olarak bulunan kavramsal eleştirisinin gücü olduğu söylenebilir. Ama Hegel'in Tüze Felsefesi Özgürlüğü Yurttaş Toplumunun kaçınılmaz mantıksal Ereği olarak ve Tinin tam gelişiminin sonucu olarak görürken, Marx Hegel'in Tüze Felsefesi'nin son momenti olan Tarih Felsefesi'ni reddederek Özgürlüğü Yurttaş Toplumunu şiddet yoluyla ortadan kaldıran bir proloterya diktatörlüğü (Devlet) kavramı yoluyla erişilebilir bir olanak olarak görür. Proleterya adına Parti Diktatörlüğü Yurttaş İstenci ile çatışan ve onu ortadan kaldıran etmendir.
Hegel'in Tüze Felsefesi İstencin (Özgürlüğün) bir açınımıdır, Yurttaş İstenci ile bir olan Devlet Kavramında sonlanır. Marx'ın ideolojisi Sınıfsız Toplumu kaçınılmaz bir zor ve şiddet Devleti yoluyla kurulacak bir program olarak görür. Yurttaş Toplumu kavramının bir kıpısı olmayan Ortaklaşacı parti ön-modern despotik bilincin kendisinin özencinden başka bir yapılanma ilkesi taşıyamaz. Yurttaş Toplumu kavramını kavramayan entellektüelin Proleterya Diktatörlüğünü Özgürlüğün bir aracı olarak doğrulaması Özgürlük bilincinden yoksunluk zemininde olanaklıdır. |
Hegel'in Sol Hegelci Karl Marx üzerindeki kalıcı etkisinin "diyalektik yöntem" olduğu söylenir. Hegel'in "kurgul yöntem" anlatımını kullanmış ve diyalektiği yalnızca kurgul yöntemdeki ilk olumsuzlama kıpısı olarak görmüş olması olgusundan ayrı olarak, Marx için diyalektik tinsel olan ve özdeksel olan (ya da kuramsal olan ve toplumsal olan) arasındaki bir birincillik sorunu olarak anlaşılır. Yine, Marx'ın "tez-antitez-sentez" formülünü kullanmasına karşın, bunun Hegel tarafından hiçbir zaman kullanılmamış olması olgusu bir yana, "sentez" kavramı Hegel tarafından en iyisinden dışsal bir biraraya gelmeyi anlatır ve kurgul birlik ya da karşıtların birliğini anlatmak için uygun değildir (örneğin Na ve Cl birbirlerini belirleyen ve bu yüzden ayırılamaz karşıtlar olarak değil, ama sentetik olarak biraraya gelirler). Marx ayrıca Hegel'in idealist Tüze Felsefesi'ni kendi "tarihsel materyalizmi" ile değiştirir ve kültürün bütününü tinin özerk biçimlenişi olarak değil, her nasılsa biçimlenmiş bir realitenin bir tür özne olarak tabula rasa üzerindaki izdüşümü ya da yansıması olarak görür.
Tüze Felsefesi'nde Yurttaş Toplumu Devlet ile birdir ve onda bireyler politik istençlerini henüz demagoglardan kurtaramamış olsalar da, hiç olmazsa onu diktatörün istenci altına yatırmayacak kadar büyümüşlerdir ve daha öte büyümelerinin önünde hiçbir engel yoktur. Bu yüzden Partinin (gerçekte bir kural olarak her zaman bireylerin) Diktatörlüğü modern Batı toplumlarında değil, ama ancak Yurttaş Özgürlüğünün bilincini hiçbir zaman kazanamamış ön-modern kültürlerde yaşama geçirebilmiştir. |