Platon

Anasayfa 2
Anasayfa Dizin
ANASAYFA DİZİN
CKM
Tarih Felsefesi
NOESİS FELSEFE ATÖLYESİ
Françoise Hardy
signandsight.com
yayınlar
alış verişokumalarsanat
Modern Tin: Hegel'in "Tüze Felsefesi"nin Bir Uygulaması
All Daily
Classical Music Archives
metinler
adlar
konular
mantık bilimi
internet seçmeleri
felsefe tarihi
Mevlana
yaşamöyküleri
noeta
İngilizce Anasayfa
Modern Tin
_
Modernleşme Dünya Tininin gerçek, ereksel Biçimine doğru gelişmek için Geleneksel olandan ve ona bağlı tüm değersiz ve anlamsız kültürden, onunla birlikte giden despotizmden ve boşinançtan Özgürleşme, Ussallaşma, Uygarlaşma sürecidir. Modernleşme — ussal olana doğru sürekli Yenileşme — Tinin değişiminin Gerçeğidir, ve Gelenekselin değişimi onda örtük olanın, onda kendinde olanın kendini ortaya koymasıdır. Modern olan Geleneksel olandan doğar. Ama bunun anlamı ilkin modernin ve gelenekselin, yeninin ve eskinin ayrılmaz birliktelikleridir: Modernleşme bir Oluş Sürecidir. Çelişkinin çözümü değil ama sürmesidir. Onda hiçbirşey tamamlanmış değildir, çünkü Oluştadır. Onda hiçbirşey gerçek, sağlam, kalıcı değil, tersine yanlış, geçici, yiticidir, çünkü Oluştadır. Onda herşey yenidir, ve aynı zamanda ortaya çıkar çıkmaz eskir. Onda herşey eksiktir ve hiçbirşey henüz gerçekliği içinde, Kavramı içinde olduğu gibi değildir: Hak, Ahlak, Törellik; Birey, Toplum, Devlet; Güzel Sanatlar, İnanç ve Bilgi — bütün bir dünyanın, insanın, genel olarak kültürün biçimi. Onda herşey yalnızca değişmekte, kendisi olarak yitmekte ve kendi başkası olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nihilizm, kalıcı olamamanın, salt akıcı olmanın, arı değişimin bu değersizliği eşit ölçüde geçici modern bilinç biçimlerinin nihilizminden, hiçliğinden sorumlu olan şeydir.






Mantık Bilimi / Anasayfa
İdeoloji
Kavramlar
Çin
NOESİS SES
1. Hegel Kongresi - I
2. Mantık Bilimi
3. Tüze Felsefesi
4. Tinin Görüngübilimi
5. Ön-Sokratikler
   


Parthenon
_
Herşey akıştadır — Klasik olanın, Logosun dışında. Klasik olan zamanı zamanda yener çünkü idealdir. Eskimez, yeni olmayı önemsizleştirir. Biçimde erişilen sonsuzluktur.  
Gene de bu süreç, eğer gerçekten süreç ise, hedefsiz bir akışkanlık, “hiç sonlanmayan” bir kötü sonsuz değildir. Bir Özgürlük, eş deyişle bir Zorunluk süreci, Ereğinin saltık denetimindeki bir İstenç sürecidir. Bir Gelişim Sürecidir. Gelişim salt değişim uğruna değişim değil, ama ussal-ereksel değişimdir; ve burada değişim değişmeyenin, yaşamayanın, geleneğin ortadan kalkışıdır. Tinin ereksel gelişimi için gereken tek şey Özgürlüktür. Modern Dönemi onu önceleyen bütün bir ön-Modern Dönemden ayıran, bütün bir Tarihi ikiye bölen muazzam ayrım evrensel Özgürlük Kavramının bilincinin doğmuş olmasıdır. Bu biricik gerçek törel bilinç bireyin ve toplumunun entellektüel, etik ve estetik olarak yetenekli olduğu herşey olması için, Bilim için, Ahlak için, ve Güzellik için, ya da bu üç öğenin özeti olan Uygarlık için biricik koşuldur. Uygarlık Kültürün tamamlanışıdır.
SCHILLER
50 Years of EU in the World

BEETHOVEN



HEGEL
Mantık Bilimi

BİLİMİN BAŞLANGICI NE İLE YAPILMALI?
 



_
Modern olan, yeni olan ortaya çıkar çıkmaz eskiyendir: Yeni salt eskiyebilmek için yenidir. Modern değişim Gelişim sürecine ait ve böylece ereksel-ussal olabilir. Ama pekala salt yenilik uğruna yenilik de olabilir: salt MODERNLİK ile ayrım içinde, MODERNİZM özellikle idealsiz, ereksiz, anlamsızdır, niçin ve neye değiştiğini bilmeyen, anlamayan o Değişim uğruna Değişimdir. Salt ‘farklı olma’nın anlamı bilinçsiz bir Modernizmdir.  
Gelişimin kaynağının, enerjisinin, ereğinin insan doğasının kendisi, onun kendi ussal özü olduğu düzeye dek, insanın şimdiki bilgisizliği, duyunçsuzluğu, çirkinliği onun Gelişimini çürüten, onu aşılmaz bir kültürel-çoğulculuğa teslim olmaya zorlayan etmenler değildirler. Bunlar yalnızca onun varoluşunun geçici basamakları ya da aşamalarıdırlar. Saçma kültürel biçimler olarak, çirkin gelenekler olarak, çürümüş kökler olarak yazgıları ortadan kalkmaktır; en iyisinden güdük Türe, Erdem, Özgürlük biçimleridirler, insanın özsel olarak ussal, moral, ve estetik gizilliği karşısında daha şimdiden hiçtirler. Modernleşme insanın gerçekte olabileceği gibi olması sürecidir, çünkü onda değişimi, yenileşimi, gelişimi engelleyecek hiçbir etmen yoktur. Onda gelişmemek, değişmemek, yetersiz, değersiz, önemsiz bilinç biçimleri üzerinde kuluçkaya yatmak erdemsizliktir. Onda Ahlak için Kutsal Yazıların yerini İyinin ve Doğrunun gerçek yargıcı olarak, gerçek Erdemin ve gerçek Mutluluğun belirleyicisi olarak özgür Duyuncun kendisi alır. Modern toplum Yurttaş Toplumudur, ve kendinde ussal İstencin kendini sınırsızca anlatma olanağı olduğu düzeye dek, Türe için bir “Gerek” değil, ama Varlık alanıdır. İnsan varoluşunun anlamının burada ve şimdide gerçekleşmesi için özgür duyuncun ve istencin ussal Eylem alanıdır.

SÖZLÜKLER
1. Türkçe-İngilizce
2. Uygulayımsal
3. Yabancı Sözcükler
4. Ruhçözümleme

Tinin Görüngübilimi / Anasayfa
www.hegel.net
www.hegel.net

Ön-Sokratikler, 2006, Noesis Felsefe Atölyesi, SES KAYITLARI

 


_
İdeal olan tarihsel değildir. Klasik olandır, tanrısal eksiksizliği içinde dingin kalan, Zamanı tanımayandır. Tarihsel olan ise ortadan kalkmayı isteyen, yitici olan, ama yitişinin kendisinde değişimin, yenileşmenin, gelişimin kendini tüketen gerecidir. Ancak bu kesintisiz akışkanlık insanın kendi gizilliğini, insan doğasının bütün bir entellektüel, etik ve estetik içeriğini ortaya serme olanağını sunar. Modernleşme onda hiçbir üyenin ayık olmadığı bir Bakhüs şenliğidir. Orada erdem ayakta kalmak değil ama düşmektir, sürmede direterek taşlaşmak değil ama akışkan ve plastik olmaktır, öyle ki Tinin her bir şekli daha yeni ve daha ayık bir Tin olarak yeniden doğabilsin. Usdışının bakış açısından, Dünya Tarihi belirlenimsiz, kaotik bir evrende salt yineleyen nedensiz ve anlamsız bir olaylar türlülüğü, gelişmeyen bir çok-kültürlülüktür. Usun bakış açısından, Tarih estetik Duyu olarak, etik Duygu olarak ve bilen Düşünce olarak Dünya-Tininin kendini geliştirme ve gerçekleştirme Eylemidir. Ve Eylem Özgürlük demektir. Varoluşu, İnsanın kendisini Kopyanın Kopyası olarak aşağılayan nihilizme karşıt olarak insan varoluşunun Gerçeğin Gerçeği olduğunu, çünkü Özün Varoluş ile bir olduğunu, Görüngünün kendisinin Gerçek olma sürecinden başka birşey olmadığını ileri sürmeliyiz. Çünkü apatik, anestetik ve irrasyonel postmodern çökkünlük tini ile karşıtlık içinde, insanın Özü kendini etikte, estetikte ve düşüncede öylesine sonsuz Görüngülerde anlatmaya yeteneklidir ki, sonsuz bir kopya olarak kopyası olduğu kopyanın kendisinin sonsuz olduğunu tanıtlar. Ama sonsuz Kopya Asıldan başka birşey değildir. — Aziz Yardımlı
DİZGELER
   1. Mantık Bilimi (B)
   2. Mantık Bilimi (A)
   3. Doğa Felsefesi
   4. Tin Felsefesi
   5. Tüze Felsefesi

Çaykovski / Kuğu Gölü / İngiliz Ulusal Balesi

Çaykovski / Kuğu Gölü / İngiliz Ulusal Balesi

Çaykovski / Kuğu Gölü / İngiliz Ulusal Balesi
Çaykovski / Kuğu Gölü / İngiliz Ulusal Balesi
Çaykovski / Kuğu Gölü / İngiliz Ulusal Balesi

 
 
 
Tarih Felsefesi
TARİH FELSEFESİ  
(Published with permission
© Nancy Stahl)
 
Osmanlı İmparatorluğu Avrupa ile aynı zamanda, aslında Avrupa’nın birçok devletinden daha önce modernleşme sürecine girdi. Bu bütünsel bir kültürel dönüşüm, Osmanlı’nın Osmanlı olarak ortadan kalkışının başlangıcıydı ve sürecin ürünü Özgürlük İlkesi üzerine kurulu modern Türkiye Cumhuriyeti oldu. İlke — onurlu, bilgili, özgür, çağdaş bir törel yaşamın gücü olan ussal İdea — on yıllar boyunca salt kitlesel eğitimsizlikten kaynaklanan erdemsizliğin, karanlık boşinancın ve despotik ideolojilerin taşkınlıklarını ve çılgınlıklarını yatıştırdı, kendini ussal ve uygar İstenç olarak, geri alınamaz bir Özgürlük tini olarak modern bir toplum yapısına doğru edimselleştirdi. Osmanlı Devleti kendini Dünya-Tininin bütün bir tarihsel kalıtı üzerine kuran, Yunan-Roma uygarlığının sürdürücüsü olduğunu bilen ve onu isteyen, daha başında Dünya Tarihinin ilerleyişine ait değişebilen, yenileşebilen, gelişebilen bir politik yapıydı. Ussal olarak değişebilmesinde ve Ussallığa doğru değişebilmesinde özgür Batı tininin parçasıydı, despotik değişmezliğinde direten usdışı Doğunun değil. Modern Cumhuriyeti kuran Tin sözcüğün en gerçek anlamında Özgürlük ve Eşitlik kavramlarını özümsemiş, değişme, yenileşme ve gelişme İstencini kavramış olan bu Osmanlı Tininden başkası değildi. Değişmeyen despotik Doğu Tini ile karşıtlık içinde, Osmanlı İmparatorluğu Tarihin Herakleitos ırmağının akışı içindeydi. Ve Avrupa Orta Çağlarının zifiri karanlık yüzyılları ile karşıtlık içinde, Tarihi pırıl pırıl aydınlığı ve akışkanlığı içinde tutan evreydi. İdeolojiden, boşinançtan, gelenekten özgür eksiksiz bir Türe ve Erdem varoluşuna belirlenen Cumhuriyet Tini ancak ona bu sonsuz değerleri kalıt bırakacak denli yüksek bir tinin ürünü olabilirdi.
 

FelsefeYazın Dergisi 2007
FelsefeYazın Dergisi

KOOP ISLANDS BLUES
KOOP ISLAND BLUES
Kandinsky, Kompozisyon
MODERNİZM

MODERNLİK

 
 
 
Dünya-Tarihsel İnsanlar
Hegel
 
Atatürk ve Sabiha Gökçen.
“Özgür insan haset duymaz, ama büyük ve yüce olanı seve seve tanır ve onun olmasından sevinç duyar.” — Hegel, “Tarih Felsefesi.”
 

“ ‘Bir uşak için bir kahraman yoktur’; bu bilinen bir özdeyiştir; ona şunu ekledim — ve Goethe tarafından on yıl sonra yinelendi —: ‘Gene de ikincisi bir kahraman olmadığı için değil, ama birincisi uşak olduğu için.’ O kahramanın botlarını çıkarır, yatmasına yardım eder, şampanya içmeyi sevdiğini vb. bilir.”
“Sabiha Gökçen is the world’s first female fighter
pilot. ...”
 
 
 
Bach (1685-1750)
Keman Konçertosu
Mi Minor, Adagio

(BWV 1042)
 
 
 

Modern Tin:
Anayasa


Kavram
Anayasa Devletin ana yapısı, ama bu yapı tüzel-törel bir öz olduğu için, Ana Yasasıdır. Bir politik bütünün belirlenimleri olarak tüm değişebilir yasalar, daha özsel Ana Yasa ile uyumlu olmak zorunda olmaları anlamında, ondan doğar, onun tarafından belirlenirler. Yasalar Anayasanın altında dururken, Anayasa Dünya-Tininin tarihsel gelişiminin Ereğine altgüdümlüdür.
Yasa
Yasa evrensel olduğu için, her İstenç için — hiç kuşkusuz tarihsel olarak kral, imparator, padişah için de — bağlayıcı olduğu için Yasadır. Bu evrensellik Yasada ussal olan yandır ki, Yasayı onu yapanın da üzerine yükseltir, onu yasamacı için de bir Ödev kılar.
İlkin modern dönemdedir ki Yasa gücünü ve dayanağını yalnızca despotun özencinde değil, ama özgür Yurttaşın ussal istencinde bulur. Böylece Yasanın yükümlülüğü, Ödev Yurttaşın kendi istenci olduğu düzeye dek ona dışsal bir baskı değil, onun içerikli, belirli, somut ve böylece gerçek Özgürlüğüdür. Genel İstenç bu ussallığında bir özenç olmanın, bir kapris olmanın, Herkesin İstenci olmanın üzerindedir.
Anayasanın Varlığı

Anayasa için yazılı olmak, bir kitap olarak bulunmak ikincil ve biçimseldir, çünkü Yasa ancak bilindiği, ancak insanların bilinçlerinde yazılı olduğu düzeye dek vardır ve Yasadır. Yazılı Anayasaları olmayan Devletlerin de evrensel törel belirlenimleri, yazısız Anayasaları vardır. Ve yazılı Anayasalar bile bir tinin Ana Yasalarının tümünü kapsamlarına almayabilir ya da kimi noktalarda eksik olarak alabilir ya da sık sık onlarla çelişen belirlenimler de kapsayabilirler. Tüm bunların sonucu olan ve tüm bunlardan daha özsel olan şey pozitif Anayasanın kendisinin bir oluş süreci olmasıdır ki, bunun Ereği negatif Anayasayı, henüz olmayan, henüz bir olgu olarak bulunmayan Doğal Hakkı ve böylece Türe idealini edimselleştirmektir. Devlet oluştadır. Tüm pozitif yasaları ile pozitif Anayasasına, ve tüm Anayasası ile Evrensel İnsan Haklarına uygun olma, Evrensel Anayasa olma sürecindedir.

 
 
 
The New Frontier: 1960

 

Pierre Koenig
Case Study House No. 22 1960

Buff, Straub & Hensman
Recreation Pavilion.
Mirman Residence,
Arcadia, California, 1959.

 
 
 
Estetik Üzerine Dersler
Vorlesungen über die Ästhetik
Hegel
...
GİRİŞ

Bu dersler Estetiğe ayrılmıştır; konuları engin Güzellik Ülkesi, ve daha tam olarak alanları Sanat, ve hiç kuşkusuz Güzel Sanattır.

Bu konu için Estetik adı hiç kuşkusuz sözcüğün asıl anlamında bütünüyle uygun değildir, çünkü “Estetik” sağın olarak duyunun, Duyumsamanın bilimini belirtir, ve bu anlamda yeni bir bilim olarak ya da daha doğrusu ilk kez felsefi bir disiplin olması gereken birşey olarak kökenini Almanya’da sanat yapıtlarının örneğin hoşluk, hayranlık, korku, şefkat vb. duyguları gibi üretmeleri gereken duygular açısından irdelendikleri bir sırada Wolff okulunda kazanmıştır. Bu adın uygunsuzluğundan ya da daha doğrusu yüzeyselliğinden ötürü başkalarını, örneğin Kallistik adını üretme girişiminde bulunulmuştur. Ama bu da kendini yetersiz olarak gösterir, çünkü amaçlanan bilim genel olarak Güzeli değil, ama yalnızca Sanattaki Güzeli irdeler. Bu nedenle Estetik adını olduğu gibi bırakacağız, çünkü salt bir ad olarak bizim için ilgisizdir ve dahası bu arada sıradan dile öylesine yaygın olarak girmiştir ki, bir ad olarak pekala kalabilir. Gene de bilimimiz için uygun anlatım “Sanat Felsefesi,” ya da daha belirli olarak, “Güzel Sanat Felsefesi”dir.

 

 
 
 
Batı
 
Kindergarten, Frankfurt. — Varoluşçu, bilinemezci, pozitivist, nihilist, irrasyonalist, kısaca postmodernist bilinç için bilinmeyen bir İstenç tarafından dünyaya fırlatılmış, anlamsız ve saçma varoluşa büyüyen minikler.  

Yoksa tarihsel bir süreç yok mudur? Tüm Olanaklı Dünyaların En İyisi yerine ortalama bir dünya ile, yani anlamsız ve saçma bir varoluş ile mi yetinmek zorundayız?
 
 
 
 
Dünyada Özgürlük Göstergeleri:
Demokrasi 2008
 
   
Seçmen Demokrasileri 2008 (Freedom House). ABD hükümeti tarafından da desteklendiği için bağımsızlığı kuşkulu görülen Freedom House henüz Kast dizgesi altında olan Hindistan’ı da Demokrasiler arasında sayar ve “Seçmen Demokrasileri” ve “Liberal Demokrasiler” gibi bir ayrım yapar, ki bu sonuncunun “Kapitalist Demokrasiler” gibi birşey demek olması gerekir. Gene de sunulan tablo bütünüyle geçersiz değildir. — Demokrasi yalnızca Halkın İstenci olan Devlet değil, ama Halkın ussal İstenci olan Devlettir. Erdemsiz Demokrasi bir mittir. Halkın Demokrasilerde yalnızca aldatıldığı görüşü gerçekte yalnızca Halkı kendi sorumluluğunu ve yükümlülüğünü taşıyamayacak küçük bir çocuk gibi görmenin ötesine geçemeyen despotik Aydının bir alışkanlığıdır. Aldatılmak moral sorumluluğu geçersiz kılmaz. Hiç kuşkusuz her Halkın törel olarak eşit ölçüde olgun olduğu söylenemez. Ama örneğin Hindistan ve Bengladeş ve İran halklarının örneğin İsveç, Hollanda, ABD halklarından daha az aldatılmaya yatkın olduklarını, yoksul olanın daha erdemli ve ahlaklı olduğunu düşünmek için hiçbir zemin yoktur. — Türkiye bir yandan Doğuya ait olduğu düzeye dek Doğunun despotizminden özgürleşen, Yasa Egemenliğini gerçek Özgürlük olarak kabul etme bilincini geliştirebilen biricik Doğu ülkesi iken, öte yandan Batıya ait olduğu düzeye dek tüm Güney ve Doğu Avrupa ülkelerinin tersine Demokrasiye geçişi kendi içinden gerçekleştiren Avrupa ülkelerinden biridir. — Demokrasi bir süreç, törel büyüme sürecidir, ve kendi iç despotizmine karşı gereksindiği Özgürlüğü ve İstenci kendi içinden üretme noktasına dek gelişmiş ulusların erdemidir.
 

 
 
  Bertolt Brecht’e Karşı
Montagsdemonstrationen

 
 

Leipzig’de (DDR) Pazartesi Gösterileri. 1989-90 yıllarında yer alan bu barışçıl eylemlerde Almanlar yabancı ülkelere yolculuk etme ve demokratik bir hükümet seçme gibi özgürlük istemlerinde bulunuyorlardı. 16 Ekim 1989’da yalnızca Lepzig’deki gösteriye 120.000 kişi katıldı. Sonraki hafta 500.000 nüfuslu kentte gösteriye katılanların sayısı 320.000’e yükseldi. Askeri bir müdahele kitle kıyımı demek olacaktı. 9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı yıkıldı.
 
İdeolojik Bilinç kendini silemez. Silecek olursa, boş bir Ego olacaktır, çünkü yeniden biçimlenmesi yeni bir yaşam sürecini gerektirir. Ama karşıtına kolayca dönüverir, çünkü kendinde karşıtıdır. Toplumculuk ve Bireycilik geçişlidirler.

Brecht sulandırılmış bir Marxist değildi. Tam tersine, başkalarına kendi Egolarını ve kendi İstençlerini dayatmada diretenlere örnek oldu. Almanya’nın geleceğinin Sovyetler Birliği tarafından güvence altına alınmış bir Sosyalizmde yattığına inanıyordu. 1953’te Doğu Almanya’da işçilerin hükümete karşı eylemlerini bastırmak için uygulanan önlemleri ve Sovyet askeri gücünün kullanılmasını destekledi. Çok sayıda insanın öldüğü olaylarda ayrıca 17 Sovyet askeri işçilere ateş açmayı reddettikleri için idam edildi. Daha sonra Brecht hükümete halkı dağıtıp yeniden bir halk seçmesini öneren bir şiir yazdı. Ayaklanma konusunda Parti (SED) Birinci Sekreterine gönderdiği mektup şöyleydi:

..
Bertolt Brecht
(1898-1956)
 

“Tarih Almanya Sosyalist Birlik Partisinin devrimci sabrına saygısını gösterecektir. Sosyalist kuruluşun hızı üzerine kitleler ile büyük tartışma Sosyalist başarıların görülmesine ve bekçiliğine götürecektir. Tam bu anda Almanya Sosyalist Birlik Partisine bağlılığım konusunda sizi temin ederim.” (“History will pay ... to the Socialist Unity Party of Germany.”) — Tarih Almanya Sosyalist Birlik Partisine karşı saygısızlık etmede fazla gecikmedi. Brecht’in “kitleler ile büyük tartışma” dediği şey daha sonra Macaristan ve Çekoslovakya’da yinelendi ve özellikle SSCB’de hiçbir zaman gündemden kalkmadı. Tartışan yanlardan biri Karl Marx’ın öngördüğü diktatörlük yöntemlerini kullanan Partiydi, çünkü tartışmanın karşıt ucunda Özgürlük bilincini kazanmakta olan, bir kitle, bir yığın, bir halk olmaya son vererek Yurttaş Toplumu olmanın yoluna girmiş olan milyonlar vardı. Brecht’in tutumu ideolojinin insana ne yapabileceğinin çarpıcı bir göstergesidir.

Brecht insanı anlamada kendi içindeki insanlığın sınırlarını aşamadı. Eğer Güzel Sanat ve Özgürlük kavramları arasında bir bağlantı varsa, eğer estetik değer moral değerden ayrılamazsa, Brecht’in İnsan İstencine başkaldıran sanatı hiç olmazsa Güzel Sanat olmamalıdır. Ve gerçekten de öyledir. Brecht’te Biçim de en az İçerik kadar çirkindir. Bildiği en iyi Özgürlük kavramı Kapitalizmden öteye geçmez ve oyunlarında insanın Hırstan daha çoğuna yetenekli moral bir varlık olduğunu anlamadığını sergiler ... [Mahagonny Kentinin Yükselişi ve Düşüşü]

 
 
 
 
Dünyada Ölçülebilir Mutluluk



The Happy
Planet Index

World Values Survey


Avrupa
Değerleri
Araştırması
2008
White, Adrian. (2007). A Global Projection of Subjective Well-being: A Challenge To Positive Psychology? Psychtalk 56, 17-20.

_
Dünyadaki en mutlu 20 ulus: 1. Danimarka 2. İsviçre 3. Avusturya 4. İzlanda 5. Bahamalar 6. Finlandiya 7. İsveç 8. Bhutan 9. Brunei 10. Kanada 11. İrlanda 12. Lüksemburg 13. Kosta Rika 14. Malta 15. Hollanda 16. Antigua ve Barbados 17. Malezya 18. Yeni Zelanda 19. Norveç 20. Şeysel Adaları.
Başka ilginç sonuçlar: 23. ABD 35. Almanya 41. İngiltere 62. Fransa 82. Çin 90. Japonya 125. Hindistan 167. Rusya
En mutsuzlar: 176. Demokratik Kongo Cumhuriyeti 177. Zimbabwe 178. Brundi.
___

Adrian White’ın (Leicester Üniversitesi, İngiltere) UNESCO, CIA, New Economics Forum ve Dünya Sağlık Örgütünün ve daha başka kaynakların istatistiklerine dayanan "mutluluk haritası" mutluluğun özsel olarak sağlık, gönenç ve eğitim (hiç kuşkusuz pozitif, pragmatik, yararcı eğitim) ile bağlı olduğu sayıltısından yola çıkar. Bu gerçekten de sayıltıdır ve bu tür etmenler sanıldığı gibi Mutluluk için özsel değildirler. Mutluluğun kaynağının gönenç, sağlık, eğitim gibi dışsal etmenler değil ama insan Duygusunun kendisi olması ölçüsünde, insanlık Güzelliği, Duyguyu ve Düşünceyi tam gelişmişlikleri içinde Bire kaynaştırmadıkça modern Mutluluk olarak görülen şey Hoşnutluktan daha iyi değildir. Mutluluk özdeksel-doğal olandan değil tinsel olandan doğar çünkü tinseldir. Bu tür görgül mutluluk araştırmalarının ölçemeyecekleri öznel etmen Sevgidir, çünkü Sevgi kavramı gereği sonsuzdur — entellektüel, etik ve estetik Başkalığın yenilmesi. İnsanlığın gerçek Duyguyu varoluşunun olağan durumu olarak yaşaması bireyi sonlu olana bağlayan kültürel biçimlerin ortadan kalkmasını, duyunçsuz, bilgisiz, güzelliksiz Ego biçimlerinin yerlerini gerçek Biçime bırakmasını gerektirir. Bu düzeye dek bu tür kültürel Mutluluk Araştırmalarına eşit ölçüde Mutsuzluk Araştırmaları da denebilir, çünkü ölçümler olumsuz yanlarında genel olarak kültüre özünlü bilgisizlik, sevgisizlik ve çirkinlik öğelerinin de ölçümleridirler.

 
 
 
Fenomenler
 

 


Nazi Almanyasının Sonu.
Sovyet Savaş Suçları
  Hero        
 
 
 

Françoise Hardy / Träume

 
 
Doğu ve Despotizm
Putin Benazir Bhutto
RUSYA
DESPOTİZMDEN — DESPOTİZM YOLUYLA —
DESPOTİZME
JAPONYA, KORE,
HİNDİSTAN
PAKİSTAN
İSTENÇSİZ DEMOKRASİ?
AFGANİSTAN; İRAN,
KAZAKİSTAN
ÇİN
DESPOTİZM ALTINDA LİBERALİZM


Çin; Hero
 
 
Despotizm bir Kültürdür, Uygarlık değil.
 
_
Tarihlerinde kendilerini Marxist-Leninist ya da Maoist tanım altında toplumcu ya da ortaklaşacı devletler olarak bildirmiş ülkeler. — Sovyetlerin ve uydularının haritadan çekilmeleri henüz Despotizmin alanını küçültmüş değildir. İnsana Nazizmin verdiğinden daha fazla değer vermeyen Hint Kast Dizgesi Asya’nın genel despotik karakteri ile uyum içindedir.  
Doğulu bilinç Batının Kötü ile bir olduğunu düşünür — ya da daha doğrusu duyumsar. Batı kötü, suçlu, duyunçsuzdur. Doğu ise suçsuz kurban. Ve Batı kötü olduğu için Doğu iyi olandır, — ya da Doğu iyi olduğu için Batı kötü olandır, çünkü Doğu ve Batı karşıtlardırlar. Bu bilinç sorunun daha karışık olabileceğini düşünemez, çünkü düşünmekten çok duyumsar, ya da düşünceleri nereden doğduklarını hiç bilmediği dürtülerinin buyruğundadır. Bu bilinç “düşünce özgürlüğü” gibi birşeyden söz ederken bile onun dışarıdan değil ama kendi içinden ve kendisi tarafından bastırıldığını bilemez. Ve ona düşünme özgürlüğü verilmediği için düşünmez. Böyle bilinç dünyaya baktığı zaman onun için İran özgürdür, İsveç değil; Çin’de en gerçek demokrasi vardır, ABD’de ise faşizm. — Doğuya duyulan o sevecenlik, giderek şefkat Doğuyu bilmekten değil, ama gerçekte Batıya duyulan Nefretten kaynaklanır. Despotik bilinç korkar — ister efendi olsun ister köle. Korku ise Düşmansız ve Nefretsiz ancak analitik bir soyutlama, ancak olanaksız birşeydir. Başka bir deyişle, Korku kendinde Nefrettir, ve Nefret olarak yok etmesi gereken Düşmansız yapamaz ve eğer onu bulamıyorsa yaratır. Korku Özgürlükle bağdaşmaz, ve Korkusuz yapamayan Despot için İstenç ve Özgürlük onun Başkası, onun Düşmanıdır. Despot Özgür İstençte bütünüyle haklı olarak yokoluşun gözdağını görür. — ‘Doğu’ teriminin altında yatan şey yön ile, coğrafya ile ilgisiz engin bir despotik bilinç alanıdır — henüz Özgürlük ile, varoluşun anlamı, değeri, güzelliği ile, henüz gerçek Kendisi ile, olabileceği Kendisi ile tanışmamış, eskimiş bir insanlık alanı. Eğer Özgürlük Ahlak için, Erdem için saltık koşul ise, Duyunç ile bir ise, eğer ancak özgür bir insanın Ahlakı ve Erdemi onun kendisinin olabilir ve ancak bu özgürlük içinde büyüyebilirse, eğer kölelerin salt köle oldukları, istençsiz oldukları için Ahlak ve Erdemleri olamazsa, o zaman Özgürlük Kavramının insan bilincine ve varoluşuna nerede ulaştığı sorulmalıdır: Çin’de mi? Hindistan’da mı?

 
_
Bir Demokrasi indeksi, 2007 (açık renk daha demokratik). Büyük ölçüde öznel olmasına karşın Doğu ve Batı ayrımını göstermek için yeterli. — Henüz dünyanın büyük yarısının kültürü olan Despotizm gelişemez, çünkü Gelişim özgür bireyin yeteneğine bağlıdır. Despotizm ise İstençsizlik, Eylemsizlik, Düşüncesizliktir. Bir Tarih savurganlığı olarak modern Despotizm Batıya henüz Batının kendisinde de Özgürlük ile bağdaşmayanda öykünmektedir — sömürüde, saldırganlıkta, eşitsizlikte. Ondan alabildiği onda anlayabildiğidir.  
Eğer Batı tüm Özgürlüğüne karşın, Demokrasinin, Yasa Egemenliğinin ve İnsan Haklarının bilincine karşın henüz moral ve törel gerilik içindeyse, ahlakın ve törelliğin koşulu olan Özgürlüğe henüz bütünüyle yabancı olan Doğunun durumunun ne olabileceğini yalın bir karşılaştırma ile çıkarabiliriz. Görüngü kendini gizleyen değil, ama sergileyen Özdür. Ve bir Kültür olarak Doğunun Özü ise Özgürlükten başka herşeydir — bir Kast dizgesi, Diktatörlükler, ve Mollalar, ve boşinanç, ve bilgisizlik, ve kölelik, ve bastırılmış güzellik, bastırılmış duyunç, bastırılmış düşünce.

Doğu Özgürlüğü hiçbir zaman tanımamıştır. Doğunun bildiği biricik özgürlük Despotun özgürlüğüdür. Batı ise Tarihtir, akışkanlık, değişim, gelişimdir. İnsanın kendi özünde olanı orada ortaya döktüğü, böylece gerçek olanı yanlış olandan, iyi olanı kötü olandan, güzeli çirkinden ayırdederek kendini orada tanıdığı Oluş sürecidir. Özgürlük sürecinin Ereğinin kendisi Özgürlüktür, çünkü süreç ancak daha şimdiden onda olanı, daha şimdiden olduğu şeyi üretebilir. Batı evrensel Özgürlük bilincinin doğduğu yerdir. Bu demek değildir ki Özgürlük bilinci doğar doğmaz Avrupa Özgürlüğü tam içeriği ile yaşama geçirmiş, Ahlak ve Erdem birden bire tüm bireyler için bütün bir varoluşun koşulu olmuştur. Bu demektir ki, Özgürlük yoksunluğu içinde Ahlakı ve Erdemi de hiçbir zaman tanımamış olan Asya ile karşıtlık içinde, Avrupa Ahlakı, Erdemi ve Mutluluğu bu yaşamda gerçekleştirmenin yoluna girmiştir. Bu Zamanın, daha tam olarak Tarihin işidir ve yüzyılları gerektirir. Batı bu süreçte kendi içindeki despotla, kendi moral ve törel geriliği ile savaşım içindedir. Doğu ise Özgürlüğü bugün bile kavrayabilmiş değildir, ondaki kavga her durumda bir Despotun bir başka Despotla dürtüsel kavgasından ötesi değildir. Erdemsizlerin yaptıkları Devrimlerin kendilerinin ahlaklı olamayacaklarını, yalnızca despotizmin el değiştirmesi olduklarını Dünya-Tini her zaman olduğu gibi ancak onları yaparak ve yaşayarak öğrenmektedir. Doğunun milyarları Özgürlüğü öğrenmek ve kavramak zorundadırlar çünkü buna yeteneklidirler. Doğulu Batılıdan ayrı bir tür değildir. O da homo sapienstir, aynı özsel insan doğasını taşır, ve insan olmanın değerini, anlamını, güzelliğini, mutluluğunu yaşayabilir ve yaşamalıdır. Doğu salt Avrupa tarafından küçümsendiği için küçümsenmeyi hak etmiyor değildir. İkisini de küçümseyen bir saltık küçümseme noktası, gelişimin ikisi için de Bir olan Ereği vardır.
 
 
 
 
İnsanlığı Kurtarmak İçin Materyal
Düşünceler
 
Materyalist Tarih görüşü — ya da dünyayı Özdek yoluyla açıklayan bilimsellik savındaki ideoloji — politik, dinsel ve törel düşünceleri ekonomik altyapı olan belirleyici özdeksel temelin üst- ya da yan-ürünü olarak kabul eder. Bilinç ve İstenç ve Duyunç dış dünyanın yansımalarıdır. Özgür bir Us düşüncesi metafiziksel bir kurgudur. Buna göre emekçi özgür olarak düşünemez, çünkü “egemen sınıfın düşünceleri her evrede egemen düşüncelerdir.” Yalnızca özgür Düşünce değil, ama Hak, Ahlak ve Yasa gibi tinsellikler de doğrudan doğruya birer yanılsamadır. İnsan özdeksel altyapı tarafından belirlendiğine göre moral değil, doğal/türsel bir varlıktır. Bütün bir kültür bir sömürü düzeneği olan üretim ilişkilerinin bir türevi, ve bütün bir Tarihin kendisi materyal çıkar hırsının sergilenişi olarak bir sınıf kavgaları arenasıdır. Dış realitenin bir yansıması olarak insanın özerk moral büyümesi, estetik ve etik gelişimi, türede ve tüzede olgunlaşması diye birşey yoktur, ve egemen sınıfların hizmetindeki felsefe başından bu yana boş metafiziksel kuruntulardan daha iyisini üretmemiştir. İnsan realitesinin Duyunçsuz ve İstençsiz bir kopyasıdır, ve böyle olarak yalnızca yanılmaya ve yanılsamaya yeteneklidir. Komünist Manifesto’ya göre (Manifest der Kommunistischen Partei) Ahlak, Yasa ve Din yalnızca “çeşitli burjuva önyargıları”dır ki, “arkalarında pusuda çeşitli burjuva çıkarları yatar.” Bütün bir törel ve politik yaşam gerçekte egemen sınıfın istençsiz ve düşüncesiz kitlelere karşı bir komplosudur. Demokrasi, İnsan Hakları, Yasa Egemenliği — bunlar modern dönemin metafiziksel masallarıdır. Yurttaş Toplumu gerçekte ne olduklarını bilmeyen, özgür olduklarını sanan kölelerin bir yığınıdır. Ve Hegel’in felsefesi Tarihsel Materyalizmin üç ayağından biridir, aslında “Hegel’in duruş noktası da modern politik ekonominin duruş noktasıdır,” ve kendisi bilinçsizce de olsa bir tarihsel materyalisttir, Düşünceyi değil, ama “Emeği insanın özü olarak kavrar.”
 



Adam Smith:
Tarihsel Materyalizmin Temel İlkeleri

 
 
 
Dünyada Duyuncun Göstergeleri:
Tüze ve Türe
 
Dünyada Politik Yozlaşma Algısı İndeksi (Transperancy International / Uluslararası Saydamlık Örgütü). Dünyada Rüşvetin faturası yaklaşık 1.000.000.000.000 (trilyon) dolardır ve bunun büyük yarısını ödeyen yoksul Doğu erdemsizliğine karşılık olarak Mutsuzluğu ve Gönençsizliği satın almaktadır  
Tüze (Hukuk) ve Türe (Adalet) bir tinin moral olgunluğu temelinde edimselleşen Kavramlar, ya da Platon’un anlatımını kullanırsak, İdealardır. Tüm İdealar gibi nesneldirler, göreli ya da kültürel değil; küresel ya da evrenseldirler, yerel ve tikel değil. Postmodern çok-kültürlülük ile saltık olarak çelişkilidirler, çünkü kültürel görelilik saltıklık ile bağdaşmaz, ve Türe ve Tüze ise her İdea gibi saltıktır. Türlülükleri yalnızca bir Sürecin, Tarihin yaşandığını, yalnızca gelişmekte olduklarını anlatır. Bu demektir ki İdeal Türe en sonuncuya dek her bir bireyin Hakkıdır. Ve İdeal yalnızca Reel olabileceği için idealdir. — Moral olgunluk Özgürlük ile koşulludur, çünkü Ahlak varoluşun saltık olarak insanın özgür Duyuncundan doğan değeridir. Duyunç Özgürlük içinde gelişmedikçe, Tüzenin ve onun işlemesi olarak Türenin kendisi bir aptallık tiyatrosundaki oyunlara dönerler. Duyunç ancak birey başkalarının İstenci altında olmadığı, Doğruyu ve Eğriyi korkutucu dinsel, geleneksel vb. yetkelerden değil ama kendi içinden bulmayı öğrendiği düzeye dek gelişir, erginleşir. Özgürlükten, Duyuncu bağımsız olmaya bırakmaktan korkmak anlamsızdır, çünkü Duyunç a priori İyi ve Doğru olanı bilme ve isteme yetisidir. Ve ussal yasa İstenci olarak Devlet ancak gelişmiş bir Duyunç üzerine dayandığı düzeye dek Devlet karikatürü olmaktan kurtulur, Kavramına, Özgürlüğe karşılık düşer. Bugün insan Duyuncu her zaman olduğundan daha olgundur, geçersiz geleneklere ve boşinançlara her zaman olduğundan daha az bağımlıdır. İstençsizliğe ve dolayısıyla eylemsizliğe bağlı suçsuzluk Ahlak olamaz, ve bütün bir tarihlerinde Özgürlüğe ilk kez adımlarını atan, ilk kez doğal suçsuzluğun ötesine geçen uluslardan hemen erdem beklenemez. — Batının, özellikle ABD’nin moral geriliği ancak daha ileri olabileceğinin ve olmak zorunda olduğunun bir göstergesidir, ve Batının Reformasyon ile başlayan modern dönemdeki moral gelişiminin güçlüğü Doğuya yalnızca Duyunç özgürlüğünü kazanma, kölelerini insanlar yapma sürecine girmede daha da gecikmemesi gerektiğini göstermelidir. [AHLAK] [DUYUNÇ]
 


GEREKSİNİMLER DİZGESİ


GEREKSİNİM

 
 
 
 

Mülkiyet pekala Hırsızlık olabilir, ama ancak Hırsızlık daha şimdiden Mülkiyeti varsaymadığı sürece. Ya da, “Mülkiyet Hırsızlıktır” demek Mülkiyet Mülkiyetten önce vardır demektir. Ya da, o önermede Mülkiyeti tanımlaması gereken yüklemin kendisi Mülkiyeti kapsar. — Doğal bilinç ancak kendi Usunun çıkarsamalarını doğrulama yürekliliğini gösterdiği zaman ussal bilinç olabilir.

 
Mülkiyet insanın bilincinde, daha tam olarak İstencindedir. Mülkiyet İstencin Şey üzerinde tanınmasıdır. Bu onu Hırsızlıktan, Suç olmaktan ayıran etmendir. Materyalist bakış açısı Mülkiyeti bir İstenç belirlenimi olarak değil, bir tinsellik olarak değil, ama fiziksel Şey olarak görür. Öyle görmelidir çünkü bu bakış açısı tinsel olanı özdeksel yapar. — İstenç ve Şey arasındaki dolaysız bağıntıda İstenç ilkin Duyuncun yargısı altında değildir, ve böyle dolaysız, duyunçsuz olarak İstenç ilkin her nesneye, giderek insanın kendisine dek uzanır. Liberalizm/Kapitalizm bu duyunçsuz istencin kendini Anamal olarak etkinleştirmesidir, sınırsızca ve koşulsuzca isteyen Mülkiyet İstenci ile — Hırs ile — aynı şeydir. Kapitalisti kapitalist yapan kapitali değil, ama kapitalini birincil sayması, onu tüm moral, törel ve giderek tüzel belirlenimlerin de üstüne koyma İstencidir. Ama Yurttaş Toplumu bu dolaysız İstenci denetler, ona Tüze olarak kendi İstencini tanıtır, ve bu nedenledir ki Yurttaş Toplumu ‘Kapitalist Toplum’ denilen saçmalık değildir.

Mülkiyet kötü olarak, Kötülüğün kendisi olarak görülebilir. O zaman Mülkiyetin kendisi bir moral varlığa çevrilmiş, ona kendine özgü bir İstenç yüklenmiş olur. Bu Yabancılaşma üzerine konuşanların ve yazanların, Mülkiyetin insandan bağımsız olarak, bir tür "görülmez el" olarak, bir tür "altyapı" olarak davrandığını düşünenlerin demek istedikleri şeydir. O zaman Mülkiyetin o sözde "fetiş"ten bir ayrımı kalmaz. Ama böyle "fetiş"in denetimindeki insan için geriye Özgürlük de kalmaz.

Mülkiyeti yasaklamak gerçekten de ona bağımlı olmayı önler, ama yatkınlığı önlemez. Ahlak salt görünüşte kazanılmışken, baskı ne denli başarılı ise baskılanarak gizlenen İstenç o denli terbiye edilmemiş, o denli yabanıl kalır. Gerçek, somut bağımsızlık bağımlı olmayı soyut olarak yadsımakla, ondan kaçmakla değil, ama onu yenmekle, onu olumsuz bir kıpıya dönüştürmekle kazanılır, tıpkı suçsuzluğun da bir hayvanat bahçesindeki arı doğallık değil, ama törel dünyadaki suçun kendisinin olumsuzlanması olması gibi. İstenci, böylece bireyselliğin kendisini tanımayı bilmeyen Marxizm — tıpkı Brahmanın olumsuz Özgürlüğü durumunda olduğu gibi — insanın ancak istemeyerek, ancak eylemsiz kalarak suçsuz olabileceği sanısı içindedir. Bu engelleme insanı özgür kılmaz, tersine ilkin moral bir varlık olmasına son verir. Özgürlük bilincinden ve böylece İstençten yoksun bireysel ya da toplumsal kültürün Mülkiyetten korkusu bir erdem değil, tersine bir erdemsizlik anlatımıdır. Kişi kaçarken kaçtığından özgür değildir. ...

 

Emek

 
 
 
Tarihsel Materyalizm
Karanlık Özdek  
Gözlemlenebilir evrende karanlık özdek haritası. Hubble Uzay Teleskopu verilerinden (NASA 2007). Tarihsel Özdekçilik Bach’ı ve Dede Efendi’yi, Mona Lisa’yı ve Dokuzuncu Senfoniyi, ve Güzelliği, ve Türeyi, ve Özgürlüğü özdekten çıkarsamalıdır.  
“Tarihsel Materyalizm” anlatımında “materyalizm” sözcüğü saçmadır. Eğer Marx’ın kendisinin kullandığı “Materyalist Tarih Görüşü” anlatımı yeğlenirse, bu da eşit ölçüde geçersiz olacaktır, çünkü “özdekçiliğin,” “atomculuğun” ve daha başka ön-Sokratik özdekçi felsefi dizgelerin erken felsefe tarihinde önemleri ve anlamları olsa da, bugün örneğin Devleti, Yasaları, insan ilişkilerini, sanatı, felsefenin kendisini vb. atomlardan ve moleküllerden çıkarsamaya çalışan bir felsefi girişim en azından antika görünecektir. Bu yüzden böyle birşey yoktur ve “Materyalist Tarih” anlatımı bir skandal olarak algılanmıyorsa, bu felsefesiz entellektüelin aynı zamanda düşüncesiz olduğunun da bir kanıtıdır. Eğer materyalizm bir monizm ise, o zaman tinselliğe de varlık yükleyebilecek bir düalizmi dışlayacaktır