Anaximenes

Loren Adams, "Paradise Cove," 2000

Yaşam
Anaximenes de altıncı yüzyılın ortalarında etkindi. Anaximander'in çağdaşıydı ve onun dostu, öğrencisi ve ardılı olarak kabul edilir. Anaximenes'in gençlik yılları Pers kralı Kirus Lidya kralı Kroseus'u yenerek bölgenin denetimini ele geçirdiği zamana karşılık düşer.

Yazılar
Diogenes Laertius (II, 3) başka kaynaklara dayanarak Anaximenes'in "yalın ve ekonomik İyonya biçeminde" yazdığını söyler. Onda Anaxagoras'ın daha şiirsel biçemi yerini daha bilimsel görünüşlü düzyazıya bırakır.


Arke olarak Hava

Anaximenes; Evren
Anaximenes'in Evrenbilimi.  

Anaximenes öncellerinde arke olarak doğrulanan Su ve Apeiron yerine Havayı geçirir. Havayı niçin seçtiğini ancak tahmin edebiliriz. Açıktır ki İyonyalı düşünürler herhangi bir ön felsefi birikimden yararlanmaksızın düşündüler. Us bir arayış içindedir ve bu arayışın nesnesine Öz dersek, İyonyalılar düşüncenin bu ilk eyleminde Özü dışsal nesnel varoluşta aradılar. Us etkindir, öz-edimlidir, ve bu etkinliği tüm dışsal nesnelliği kavramsallaştırmaktan başka birşey değildir. Ama doğal us bu ilk felsefecilerde de etkinliğinin nasıl yer aldığı konusunda bilgisizdir, tüm evrene yalnızca ve yalnızca kendi kavramlarını ya da bunların duyusal öğe ile örtülü biçimleri olarak kendi tasarımlarını yansıttığını, gerçekte tüm nesnellikte yalnızca ve yalnızca kendi kendisinin belirlenimlerini bulduğunun ve bildiğinin bilincinde değildir. Arkenin bilinç ile ilişkisi araştırılmaz ve sorgulanmaz. Yalnızca uslarının bağımsız dürtüsü ile, usun bir bakıma özbilinçsiz içgüdüsel işlemi ile düşünürler.

Hava hiç kuşkusuz görgül bir nesnelliktir, ama Sudan daha az ele gelir ve bu düzeye dek daha az cisimseldir, biçimden daha da yoksundur. Görülmez ama yalnızca duyumsanır.

Plutark
“Tıpkı ruhumuzun, ki havadır, bizi birarada tutması gibi, tek bir tin (pneuma :: pneuma) ve hava birlikte benzer olarak bütün dünyayı birarada tutarlar. Tin ve Hava anlamdaştır.’’

Anaximenes Havayı Ruh ile ilişkilendirdiği ölçüde Doğal Felsefenin Bilinç Felsefesine geçişini yerine getirir.



İlkenin Usu

Aristoteles (Metafizik, I. 8)) İyonyalı düşünürlerden "hiç biri Toprağı ilke yapmadı," der, "çünkü en karmaşık öğe olarak görünür," çünkü birçok birimin bir toplağı gibidir. Su ise tersine birdir ve saydamdır. Yalın öğeselliği duyusal bir görünüş altında sergiler, ve bu Apeiron, Hava, Ateş, Özdek vb. için de böyledir. İlkenin bir olması gerekir, ve bu yüzden kendisinde bir birlik, yalınlık taşıyor olmalıdır. Eğer Toprak gibi çoklu bir doğa gösterirse, kendine özdeş değil ama ayrışıktır. İyonyalı düşünürler Arke ya da İlk olanı belirlenimsiz, ayrımsız, yalın, bir olarak, ya da genelde düşünce olarak aldılar. Bu ilkenin mantığı gereğidir. İlke yine salt kendi mantığı gereği Sonsuz olmalıdır, çünkü sonlu olan ayrım imleyecek ve yalın ya da ilk olmayacaktır. Felsefenin başlangıcı aslında tam olarak Başlangıç kavramının kendisinin mantığını izler. Başlangıç ilktir, ve İlk olan, Arke olan yalın, bir, sonsuz, belirlenimsiz, ayrımsız, ilişkisiz, içeriksiz vb. olmaktan başka türlü olamaz. Bu düşünce tutumu hiç kuşkusuz karşıtlığı dışlayan anlak tutumudur, A = A ya da özdeşlik ilkesine bağlıdır. Bu dinginlik, devimsizlik ilkesidir. Ama İyonyalı düşünürler Anlağın bu devimsizliğini ortadan kaldırırlar, ve Yalın olanın o denli de Karmaşık olduğunu ortaya koymada hiçbir duraksama göstermezler. Su, Apeiron ya da Hava yalındır, Birdir. Ama o denli de ayrımlıdır, Çoktur, çünkü tüm belirlenimler ondan türerler. Arke özsel olarak kurgul doğalıdır, yalın ve karmaşık, kendi ile bir ve çoktur.

İyonyalı düşünürler düşüncelerinin kavram mantığının denetiminde açındığının ve devindiğinin bilincinde değildirler. Ama gene de Kavramın etkinliği oradadır. Aristoteles şöyle der:

Aristoteles:
“Bundan açıkça görünür ki ilk neden tüm bunlar tarafından yalnızca duyusal biçimde anlatılmıştır. Ama böyle ilerledikleri için, şeyin kendisi yollarını onlar için açmış ve onları daha öte araştırmaya zorlamıştır. Çünkü köken ve bozulma ister bir isterse daha çok kaynaktan türesin, ‘Nasıl olur ve nedeni nedir?’ sorusu doğar. Çünkü temel töz kendini değiştirmez, tıpkı tahtanın ve metalin kendilerinin değişimin nedeni olmaması gibi.


Felsefenin ve Bilimin Gelişimi

Doğal bilinç düşüncenin açınımında ilkin onun kendi öz eytişiminden ayrı olarak bir de sanki bir tür yansıma süreci gibi birşeyin olduğu sanısı içindedir ve giderek bunun arı felsefi düşüncenin açınımından ayrı olarak, aslında onunla karşıtlık içinde, Gözlem ve Deneyim gibi dışsal kaynaklar tarafından belirlendiği sanılır. Ama doğal usumuzu ne denli zorlarsak zorlayalım, Gözlem ve Deneyimin kendilerinin düşünce öğelerinden, kavramlardan soyutlandıklarında ne olduklarını, geriye neyin kaldığını, " düşüncesiz arı duyusal öğe" denebilecek birşeyin olmadığını görmek güç olmamalıdır. Düşüncemiz düşüncenin kendisinden soyutlanmış bir Varlığı düşünemez, ve Varlığın kendisi, biraz dikkatli düşünürsek, bir kavram, bir kategori, bir düşüncedir. Bu düzeye dek Gözlem ve Deneyimin kendilerinin özsel olarak kavramsal olduklarını yadsımamız usumuzu yadsımamızla bir ve aynı şey olacaktır. Ve gene de bilimsel düşünccenin açımının kavramdan bağımsız ve ayrı olduğunu, giderek onu dışladığını düşünen Görgücü bilinç ve türevleri gerçekte ne dediğini bilmeyen bilinçsiz doğal us işlevinden başka birşey değildir.

 

Bilincin Açınımının a priori Temelleri

Hiç kuşkusuz İyonyalı düşünürler düşüncelerinin asıl doğası konusunda henüz bilgisizdiler. Kavram henüz bilinçlerinde belirtik değildi. Onları Arke olarak olumlu, varolan bir Birlik konutlamaya, bundan çıkarsamalar yapmaya götüren Kavramsal eytişimin bilincinde değildiler. Birliğin kendinde o denli de Çokluk olduğunu, kendi olumsuzu ile, kendi karşıtı ile ayrılmaz olduğunu ve ancak bu yolla Bir ve Sonsuz olan Arkenin sonlu çokluğa geçtiğini düşünemiyorlardı. Düşüncenin bu ilk açılımında böyle çözümlemelerin bilincinin eksik olması ancak doğal olabilir çünkü henüz başlangıçtır, henüz ilktir. Düşüncenin bu doğası Guthrie'nin "bilinçsiz varsayımlar" dediği önyargılardan bütünüyle ayrı birşeydir. Nietzsche her büyük felsefe "yazarının itirafı, bir tür istemsiz ve bilinçsiz özyaşamöyküsüdür" diye yazar. " Platon ve Aristoteles bilme isteğini felsefenin kaynağı olarak görmede yanılıyorlardı. Gerçekte yalnızca bir başka dürtü bilginin bir araç olarak kullanımını sağlamıştır" der. Böyle bakış açıları usun kendinde etkinliğini, düşüncenin gerçek eytişimsel-kurgul doğasını sıradan tasarımsal önyargılarla değiştirirler.Düşüncenin tasarımsal işleyişinde hiç kuşkusuz kişisel eğilimler, önyargılar vardır. Ama bunlar bile özsel olarak düşüncenin kendinde kavramsal etkinliğinin denetimindedirler.


Arkeden Çıkarsama: Seyrelme ve Yoğunlaşma

Anaximenes için Hava tıpkı Anaximander için Apeironun, Sınırsızın arke olduğu anlamda belirlenimsizdir. Ya da, Hava belirlenimsizdir. Ve gene de "tüm şeyler başlangıçlarını onda bulurlar ve yine geriye ona çözünürler." Ama belirlenimsiz ya da içeriksiz olandan herhangi birşey nasıl türeyebilir? Ancak ve ancak belirlenimsizin kendisinin belirli olması yoluyla. Bu ise doğal bilince saçma, anlaşılmaz, anlamsız görünür. Doğal bilinç A = A bağıntısından, bu yalın özdeşlik ilkesinden başka bir düzlemde düşünemez. Ama bu düşüncesinin kendisinin gerçekten saçma, anlaşılmaz ve anlamsız olduğunu görebilir çünkü eğer A yalnızca A ise, Birşey Başkası da değil ama yalnızca Birşey ise, o zaman A A olarak, Birşey Birşey olarak sonsuza dek kalır, hiçbir değişim, hiçbir süreç, hiçbir oluş olmaz. Birşey ancak kendinde Başkası ise, A kendinde A-olmayan ise değişim, başkalaşım, devim olabilir. Anaximander bu oluş sürecini apokrisis ya da ayrılma olarak adlandırdı. Karşıtlar yalın apeironda kendinde kapsanıyorlardı. Apeiron Birdi, ama salt Bir olduğu için o denli de Çoktu, çünkü Çoku dışlıyordu, ve dışlama ise içermeden başka birşey değildi, çünkü ilişkisizliğin kendisi bir ilişki, ama olumsuz bir ilişki idi. Anaximenes süreci seyrelme ve yoğunlaşma olarak belirledi.

 

Aristoteles Fizik'te (187a12) Doğa Felsefecilerini iki sınıfa ayırır. Bir yanda şeylerin temelde yatan tözünü Bir olarak gören ve onu Su, Hava, Ateş ya da Apeiron gibi belirlenimsiz birşey olarak saptayan ve sonlu şeylerin çoklu görüngüsel dünyasını bir tür süreç yoluyla bu Birden türeten düşünürler vardır. Öte yanda aykırıların ilkede önceden varolduğunu düşünen ve böylece Biri açıkça bir Çoklu olarak, bir karışım olarak gören başkaları vardır. Empedokles, Anaxagoras ve Anaximander'i bu ikinci kümeye ait görür. Ama Anaximenes'i birinci kümeye koyar (Metaf. 984a5).

Simplicius (Fizik, 24.26, A5):
“Öristratos’un oğlu ve Anaximander’in dostu Miletus’lu Anaximenes de şeylerin tek bir sonsuz, temelde yatan tözünü ileri sürer. Ama bu Anaximander’in tözü gibi belirlenimsiz değil, tersine belirlidir, çünkü ona Hava der ve onun değişik tözlere göre seyreklik ve yoğunlukta değiştiğini söyler. Seyreldiğinde Ateş olur; yoğunlaştığında ilkin rüzgar, sonra bulut ve daha da yoğunlaştığında su olur, ve daha sonra toprak ve taşlara dönüşür. Başka herşey bunlardan yapılmıştır. O da değişimin nedeni olarak ilksiz-sonsuz devimi konutladı.’’

Hippolitos (Ref, 1, 7, 1, A 7):
“Öristratos'un oğlu bir başka Miletus’lu Anaximenes arkenin sonsuz hava olduğunu ve varolan herşeyin ya da geçmişte olmuş ve gelecekte olacak olan herşeyin, tanrıların ve tanrısalın da ondan geldiğini söyler. Başka herşey onun türevlerinden yapılır. Şimdi hava biçimde şöyledir: En eşit olarak dağıldığında [ya da biçimdeş / omalwtatoV olduğunda] görülmezdir, ama sıcak ve soğuk ve ıslak ve devim tarafından görülür kılınır. Sürekli devimdedir, yoksa değişen şeyler değişemezlerdi. Seyrelmesine ya da yoğunlaşmasına göre değişik şekiller alır. Daha ince dağıldığında, Ateş olur. Öte yandan Rüzgarlar yoğunlaşma sürecindeki Havadır, ve Havadan yoğunlaşma yoluyla Bulut üretilir. Bu sürecin sürmesi Suyu, ve daha öte yoğunlaşma Toprağı üretirken, Taşlar ise tümü içinde en yoğun biçimlerdir. Böylece doğuşta en önemli özellikler aykırılardır, sıcak ve soğuktur."

Cicero (Acad, II, 37, 118, A9):
“Anaximander’den sonra öğrencisi Anaximenes sonsuz Havayı konutladı ki, bunun ürünleri ise belirlidirler. Bunlar Toprak, Su ve Ateştir ve başka herşey onlardan gelir."

Birincil türevler Toprak, Su ve Ateştir ve başka herşey ikincil olarak bunlardan türer.

 



GELİŞTİRİLİYOR