![]() |
|
Bir ziyafetten sonra arkadaşları ile birlikte Etna üzerinde bulunduğu ve birden oradakilerin hiç biri tarafından görülmez olduğu söylenir. Kendini Etna'ya atarak insanlığın gözü önünden çekildi. Gerçekten ölmediğini, ama tanrılar arasına kabul edildiğini göstermek istiyordu.
|
Empedokles
|
|
Kendinde Empedokles'i anlayabilir miyiz? Felsefeciydi. Devletadamıydı. Şairdi. Doktordu. Ve bir de — evet, Tanrıydı. Böyle bir bilinç olanaklı mıdır? Us kendini aldatabilir mi? Elbette hayır. Ama Empedokles halkın gözünde bir Tanrı olarak görünmeyi kabul etmede duraksamadı. Giderek izleyicilerini tanrısallığına inandırmak için kendini Etna yanardağının kraterine atmaktan bile kaçınmadı. Yalnızca ölümlü, mitolojik bir Tanrıydı. Empedokles Logos'u kavrayamadı. Herakleitos'ta gördüğümüz o ussallık, o kavramsal düşünce derinliği onda eksiktir. Felsefesi bu yüzden ağırbaşlılığını yitirir ve boşinanca, büyüye açılır. |
Yaşam. Empedokles yaklaşık 490 yılında Sicilya'da Akragas'ta (Latin: Agrigentum) doğdu ve yaklaşık 430 yılında sürgünde Peleponez’de öldü (Aristoteles'e göre öldüğünde altmış yaşındaydı.) Anaxagoras’tan (d. 500) daha genç olduğu söylenir (Aristoteles, Theofrastus). Parmenides’ten 20-25 yaş kadar gençtir. Melissos’tan önce yazmıştır. Protagoras ile, ayrıca Perikles ve Sofokles, Sokrates ve Euripides ile çağdaştı. Çocukluğu sırasında Himera’da Siraküze Kartaca’yı yendi ve Salamis savaşı yer aldı. Yaşamında zamanı kesin olarak bilinen biricik olgu gezileri sırasında 444/3'te kuruluşundan kısa bir süre sonra (445) Thouriori'ye gitmiş olmasıdır. Buna göre Atina'nın Perikles dönemi ile çağdaştı, ve Thourioi'de Heredotos ve Protagoras ile karşılaşmış olmalıdır. Thouriori'den Peloponez'e geçti ve 440 yılında Olimpia'da bulundu. O yıl Olimpiyat oyunlarında onun şarkıları söylendi. Onu diluzluğunun yaratıcısı olarak gören Aristoteles'e göre, (Met. I, 3) "Empedokles yaşta Anaxagoras'tan sonra gelmesine karşın, çalışmaları daha öncedir." Diogenes Laertius'a göre, Empedokles tıpkı Pisagoras gibi bir tür büyücüydü. Yaşamı sırasında büyük saygı gördü ve ölümünden sonra doğduğu kentte yurttaşları onun anısına bir yontusunu diktiler. Herakleitos'un tersine toplumdan ayrı yaşamadı. Parmenides'in Elea için yaptığı gibi, Empedokles de Akragas'ın politik yaşamına katıldı ve etkisi büyüktü. Kentin varsıl bir yurttaşı olan babası Meton'un ölümünden sonra Akragas'ın egemeni oldu ve kente özgür bir anayasa ve tüm yurttaşlar için eşit haklar getirdi. Devlet sonunda öylesine büyüdü ki, Empedokles'in kendisi birçok kraliyet görevini üstlenmek zorunda kaldı. Empedokles kimi yurttaşların yönetimi ele geçirme girişimlerini boşa çıkarmayı başardı, ve artan ünü sonucunda yurttaşları onu taçlandırmayı önerdikleri zaman bunu geri çevirerek aralarında saygın bir yurttaş olarak yaşamayı yeğledi.
Yaşarken ünlü olduğu için, sıradan bir ölümle ölmeyi istemediği söylenir. Ölümlü bir insan olmadığını, yalnızca gözden yittiğini göstermek istedi. Söylendiğine göre, bir ziyafetten sonra ya birden ortadan yitti, ya da arkadaşları ile birlikte Etna üzerindeyken birden hiç biri tarafından görülmez oldu. Gerçekten ölmemiş, ama yalnızca tanrıların arasına alınmış olduğunun düşünülmesini istiyordu. Ama başına gelenin ne olduğu pirinç sandaletlerinden birinin Etna tarafından fırlatılmasıyla anlaşıldı. Mor bir kaftan ve bronz ayakkabılar giyer, Delfi tacı ve altın kemer takar, ve oğlanlar eşliğinde heybetle yürürdü. Kendi anlatımına göre (Fr. 112.9-10) erkekler ve kadınlar ondan “her tür hastalıği iyileştirecek sözü işitmek” isterlerdi ve (111.1) öğrencilerine “hastalıklar ve yaşlılık için varolan tüm ilaçların” bilgisini ileteceği sözünü verirdi. Sonraki yazarlar ondan Sicilya tıp okulunun kurucusu olarak söz ederler. Büyü ve tıp henüz birbirinden ayrılmış olmasalar da, Empedokles’in anatomi ve fizyolojinin gelişimine önemli katkıları oldu. Öğrencilerine verdiği sözler arasında ölüleri diriltme, rüzgarları denetleme ve yağmuru yağdırma ve durdurma güçleri gibi şeyler de vardı. Ama bir nehrin yatağını değiştirerek bir veba salgınını önledi, ve olgu o zamandan kalma paralar tarafından doğrulanır. Ayrıca bir keresinde rüzgarı fiziksel yöntemlerle durdurarak ekinleri kurtardığı Plutark tarafından anlatılır. |
|
Yapıtları.
Empedokles'in yazılarının belli bölümlerinin Orfik dizelere öykündüğü
kabul edilir ve görünürde dinsel etkinliği bu dinsel bölüngü ile uyum
içindeydi. Tüm ön-Sokratikler arasında Empedokles'ten kalan yazıların
kütlesi başka herhangi birinden kalanlardan daha büyüktür. Diogenes'e
ve İskenderiye kütüphanecilerine (Souidas) göre yaklaşık 2000 dizelik
Doğa Üzerine (Peri
Fuseos) şiirinden 300 kadar ve yaklaşık 3000 dizelik Arınmalar'ından
(Katharmoi) 100 kadar dize saklanmıştır.
Empedokles de Xenofanes ve Parmenides gibi dizgesini şiirsel biçemde sundu. Doğa Üzerine çalışması doğal dünyayı bilimsel ve ussal temellerinde açıklamak için bir girişimdir. Arınmalar amacında ve içeriğinde dinseldir. Kendi yanlışlıkları nedeniyle kutlular alanından sürülen ve dünyasal yaşamın her tür biçimini üstlenerek içinde bir yeniden-bedenselleşmeler dizisi içinden geçmeye mahkum edilen tinin yolculuğunu anlatır. İki yapıt kendi aralarında tutarsızlıklar gösterir ve bu nedenle Arınmalar Empedoklesin yaşamının (büyüsel ve yarı-büyüsel güçleri olduğunu düşündüğü) gençlik ve Doğa Üzerine ise (sürgünde geçirildiği düşünülen) olgunluk dönemlerine yüklenir. Doğa Üzerine çalışması Diels’e göre “bütünüyle özdekçi ve tanrıtanımazcı”dır. Ama Diels sırayı değiştirir ve Arınmalar’ın olgunluk dönemi yapıtı olduğunu düşünür. Kranz'a göre Doğa Üzerine “kendi içinde gençliğin ateşini taşır.” |
| Felsefe Dört Öğe. Empedokles'in Pisagorcuları öğrencileri olarak alması ve onlarla birlikte olması kimi zaman kendisinin bir Pisagorcu olarak görülmesine neden olmuştur. Ama Pisagorculuğu bundan daha ileri gitmez ve bir özdeksel öğeler çokluğnu ilkeler olarak alan felsefesi Sayıyı ilke alan Pisagoras'ın felsefesine bir benzerlik göstermez. (Pisagorcu çözümlemede kemik 2 parça toprak, 2 parça su, 4 parça ateşe ayrışır.) Diogenes Laertius'a göre Zenon'un bir öğrencisi olarak da kabul edilir. Düşüncesi üzerinde Parmenides'in etkisi güçlüdür. Arke olarak tek bir ilke konutlayan İyonyalılardan ayrı olarak, 4 temel fiziksel öğe konutlar ve herşeyin bunlardan oluştuğunu ileri sürer. Bu usun bir çıkarsaması değil, ama anlağın bir önesürümüdür, kurgul değil ama bireşimseldir. Bu dört öğeye ek olarak konutladığı Sevgi (filia) ve Çekişme (neikos) birleşme ve ayrılma etmenleridir.
Düşüncesinin başlıca özgünlüğü bu dört öğenin türlülüğünü izleyen bireşimcilikte yatar. Kurgul birlikte öğeler ya da momentler kendi başlarına varolayan karşıtlardır. Bireşim ya da Senteze katılan öğeler ise birliğin dışında da varolabilirler, ateşin kendisi ateş, suyun kendisi su olarak sürer, karşıtlar olarak birbirlerini belirlemezler, ve bu yüzden bireşimin kendisi zorunlu değil ama yalnızca olanaklıdır. Herakleitos'un Varlık ve Yokluk arasında ileri sürdüğü birlik bu ayrı öğelerin o denli de bir ve aynı şey oldukları, birbirlerinden ayırılmalarının olanaklı olmadığıdır. Herakleitos’un içkin kurgul birliğinden ayrı olarak, Empedokles’in bireşimi dışsaldır.
Aristoteles, Metafizik, I, 3 ve 8:
Metafizik, I, 3:
Metafizik, II. 4:
|
| Parmenides'in
Etkisi Doğanın Varoluşu Empedokles bir Doğanın varlığını kabul etmedi:
Empedokles’in Doğanın varoluşunu yadsıması raslantısal değil ama Parmenides’te olduğu gibi görüngünün salt bir sanı üretmesi olgusuna bağlıdır. Bütünsel bir şeyi oluşturan parçalar temel öğeler oldukları için, ve bu dört öğenin dışında hiçbir varlık olmadığı için, o şeyin bu anlamda doğası ya da özü diyebileceğimiz bir yalınlık, bir tür, bir evrensel de yoktur. Evrensel ya da tür onu oluşturan öğeleri ideal kıpılar olarak kapsar. Ama Empedokles’in ilkeleri ve uslamlamaları böyle bir eytişime izin vermezler çünkü ilkeler salt ilkeler oldukları için ortadan kalkmaz, değişmez, dönüşmezler. Dahası, bu evrensel o şeyin gerçekleştirmesi gereken ereği olduğu için, bir ereksellik de yoktur. Parmenides Doğrulanır: Varlık Varlıktır ve Yokluk Değildir.
Parmenides Doğrulanır: Varlık Plenumdur
Parmenides
Yadsınır: Varlık Çoktur Ve Devim Vardır
|
|
Bilgi
Sınırlı Mıdır?
Burada insan bilgisine bir sınırının imlediği açıktır. Ama duyuların güvenilirlik dereceleri üzerine şunlar söylenir.
Aşağıdaki fragmanda daha çoğunu bildiklerini düşünenlere saldırır ve us iş başında olduğu sürece duyuların güvenilir olduklarını belirtir (Sextus Emp., Matematikçilere Karşı, VII 122-125):
Ama inanç yeterli değildir: Gerçekliğin tanıtlaması gerekir.
Öyle görünür ki, Empedokles’e göre
|
|
DÖRT ÖĞE
[Aidoneus toprak olarak kabul edilir, ama Diogenes Laertius, Stobaeus ve Hyppolitus onu Hava ile özdeşleştirirler. Ad “bölünemez” demektir.Kranz 1891’de Aidoneus’u Ateş ile özdeşleştirdi—Sicilya Volkan tanrıları ile ilişki içinde. Yaşam-getiren nitelemesi Toprağı (gaia) düşündürür. Hera ise Hava olarak alınır.Ama Hava da yaşam getirendir, vb.]
Bu öğeler fizikseldir, kimyasal değil. Fiziksel öğeler ile karşıtlık içinde, kimyasal öğeler bölünebilir “modern atomlardan” oluşmalarından ötürü değişkendirler. (Simplikios öğelerin birbirlerine dönüşümünü kabul eder.) |
|
Karışım, Plenum, Devim
Empedokles Parmenides’in Birini Dörte yükseltmiş ama Boş uzayın yokluğunu doğrulamıştır. O zaman: Doluluk ve Devim nasıl bağdaşır? Öğeler birbirlerinin yerini alabilirler. Nasıl? Biricik olanaklı yanıt şudur: Devinen nesnelerden sonuncusu ilkinin yerine girebilir. Bu dairesel burgaç devimidir, ve daha sonra boşluğu yadsıyan Descartes tarafından kullanılmıştır. Devimin olanağı, öğelerin bölünebilirliği ile birlikte alındığında, Kozmoz için bir genesise, bir doğuş sürecine izin verir. |
|
Öğelerin Bölünebilirliği
Görünürdeki değişim yalnızca öğesel parçaların bir yeniden düzenlenişidir. Doğa, daha önce belirtildiği gibi, yoktur:
Yunan ressamlar dört temel renk olarak aldıkları beyaz, siyah, sarı ve kırmızı ile çalışırlardı. Empedokles özdeği sürekli değil ama parçalı olarak görüyordu. Aristoteles şöyle yazar (Doğuş ve Bozuluş, 334a26):
Yüzyıllar sonra Galen şunları yazar
Bu öğeler en temelde yatarlar ve küçük parçacıkların öğelerin öğeleri olmaları anlamında kendilerinin daha öte bileşenleri yoktur. Öğelerin “birbirleri içinden geçmeleri” mikroskobik geçitler ya da gözenekler anlamına gelir (Arist., Doğuş ve Bozuluş, 324b30). Bu nokta duyum ile bağıntı içinde daha tam olarak geliştirilir. “Gözenekleri karşılıklı olarak bakışık tözler karışabilirler” (Arist., Doğuş ve Bozuluş, 324b34). Theofastrus Empedokles “karışımı gözeneklerin genel bakışımı yoluyla açıklar” der. Herşey sürekli olarak ince katmanlar ya da “akışlar/effluences” verir. Plutark (Qu. Nat. 916d, fr. 89) şöyle yazar:
|
|
Sevgi ve Çatışma
Devinmeyen dört öğe bir bakıma iki ayrı ‘öğe’ tarafından devindirilir. Çatışma, ve Afrodit ya da Sevgi—ya da İtme ve Çekme kuvvetleri. (Çatışma/Strife bir başka yerde (fr. 21.7) Öfke/Anger olarak verilir.) Öğeler gibi bunlar da çıkarsanmaz ama dışardan katılırlar. Bir başka tutarsızlık Aristoteles tarafından belirtilir (Met., 985a23):
Yine Aristoteles (Met., 1075b2) Empedokles’de Sevginin sonsal, biçimsel ve özdeksel nedenleri karıştırdığını söyler. Sevgi ‘İyi’dir, erekseldir; ve ynı zamanda hem devindirici hem de özdeksel ilkedir—çünkü hem karıştırır, hem de karışımın parçasıdır, çünkü etkisi kendisi karışmadan yer alamaz.
Öğeler birbirleri ile karışımlarında özdeşliklerini yitirmezler.
İkisi etkin ve dördü edilgin altı etmen vardır. Sevgi ve Çatışma görülmez ve tasarlanamayacak denli incedirler. Özdekseldirler. Ve ortaya çıkardıkları bileşimlere kendileri de karışırlar. Eğer gene de bu iki etkin etmeni kuvvetler olarak görürsek, aralarındaki eytişimsel birliğin eksikliği gibi öğelerle ilişkileri de dışsaldır. Sevgi kendinde Nefret değildir, ve Kuvvet kendinde Özdek değildir. Empedokles’de Herakleitos’un kurgul derinliğinden en küçük bir iz yoktur. Duyusal-tekil öncülleri ile uyum içinde, herşey analitiktir. |
|
ŞANS
VE ZORUNLUK
Olayların olanaklı iki açıklaması vardır: Şans ya da Erek. Şans ya da olumsallık Düzen yaratamaz. Düzen ereksel etkinliğin sonucudur. Doğa ereksel olarak devimdedir, ya da belirlenimlidir. Belirlenimsiliğin başka bir sözcükle anlatımı olarak alındığında, şans ancak öznel insan bilgisine ait olabilir, kendinde evrene değil. Ve bu doğal mantığın güdüsüne yakalandığı zamanlar Empedokles'in kendisi de değişik örgensel tözlerin oluşumunu orantıya yükler ve bu ise Logos'tur. Ama Logos yalın ayrılma ve birleşme devimlerinden daha çoğudur: Ussallık, yasallık, düzenleniştir. Empedokles’in henüz mantığın ön ya da temel kavramsal evrelerinde devinen düşüncesini haklı olarak böyle kurgul noktalara dek ilerletemeyiz. Tersine, Empedokles dikkatin kaçan ussalcılığını bir yana bırakarak sık sık örgensel oluşumları da şansa bağlar, ve bu açıklama Aristoteles tarafından eleştirilir (De. part. anim., 640a19):
Olayların belirli nedenleri vardır. Nedensellik Doğanın temel kategorisidir. Buna karşı Şans ya da Olumsallık kavramı olayların belirli nedenlerini, Doğanın yasallığı kavramını yadsır, ve ‘belirsiz neden’ gibi öznel bir tasarım ise ussallıktan ayrılırarak olayları tansık, olasılık gibi bütünüyle öznel zeminlere bağlar. Doğa açısından yasa, kavram, kuram gibi tinsellikleri doğrulayamayan modern pozitivizm de aynı duyusal başlangıç noktasından yola çıkar. Ama Empedokles durumunda düşünce henüz çıkarsamadığı kavramların yokluğundan ötürü değersizleştirilemezken, buna karşı düşüncenin gelişiminde nedensellik kavramının tüm dizgeselliği içinde çıkarsandığı bir evrede modern pozitivizm bu kavramları bilinçli olarak reddeder. Ama Simplikios kavramsal gelişmenin henüz erken bir aşamada olması olgusuna dikkat etmez (Fizik, 331.15):
Nedensellik kimi yorumcular tarafından (örn. Plutark) Sevgi ve Çatışma ile özdeşleştirilmiştir. Simplikios içinse üçüncü bir etmendir. Ama Sevgi ve Çatışma çekme ve itme kuvvetleri olarak alındıklarında Atomizme bakarken, Nedensellik ise neden ve etkinin birliği olarak zorunluğu (ve dolayısıyla olumsuz olarak şansı) imler. Empedokles, gördüğümüz gibi, ayrıca şeylerin özü olarak alınacak bir Doğa kavramını da kabul etmiyordu. Mantıksal bağıntıları eksik ama tutarlıdır. |
|
Evrim. Empedokles'e göre tüm dünyasal yaşam ağaçlardan ve bitkilerden gelir, ve en uygun olan bireyler sağ kalırlar. İlkin tüm türler birbirlerine benzerdi ve eşeyler gelişmemişti. İnsanlar ayrı bileşenlerin şans yoluyla birleşmelerinden oluşur ve ancak doğru olarak örgütlenmiş olanlar yaşamda kalırlar. Düşünce. Empedokles'in bitkiler ve dölüt üzerine incelemeleri daha sonra dolaşım ve solunum dizgelerine ilgiye götürdü. Düşünme süreçlerinin kanda yer aldığını düşünüyordu. Algı. Bedenin içersindeki ve dışındaki benzer tözlerin karşılıklı çekimi üzerine dayanır. Benzer şeyler benzer şelyer tarafından bilinirler: Eğer Ateşi biliyorsam, onu bende bulunduğu için bilirim. Ruhların Göçü. Günahkarlar 30.000 mevsim boyunca ölümlü bedenler arasında dolaşırlar, bir öğeden bir başkasına itilirler. Işık Hızı. Empedokles ışığın sonlu bir hızla yayıldığına inanıyordu. Aristoteles De Sensu'da şöyle yazar:
|
|
|
|
GELİŞTİRİLİYOR |