Felsefe Tarihi
Kavramı


‘‘Invocation,’’ Fredrick Lord Leighton (1830-1896)
 

İnsan tinselliktir —, duyu, duygu ve düşüncedir. İnsan hiç kuşkusuz kendini etkinliğinde vareder, ama etkinliği yalnızca özdekseli biçimlendirmek, yalnızca doğa zorunluklarını yerine getirmek değildir. İnsan Doğanın bittiği ve Tinin başladığı yerde başlar. Ve böylece ancak gizil tinselliğini etkinleştirdiği ölçüde kavramına hakkını verir, ancak tinsel uzamında güzelleştiği, iyi ve gerçek olduğu ölçüde anlam ve değerini, özgürlüğünü ortaya koyar.

İnsan tinselliğini sonuna dek geliştirmelidir çünkü tinin zorunluğu özgür olmaktır.

1) İnsan ona verili estetik Duyusallığın sonsuzluğuna ulaşmalıdır.
2) Ona verili moral Duygunun sonsuzluğuna ulaşmalıdır.
3) Ve
ona verili kavramsal Düşüncenin sonsuzluğuna ulaşmalıdır.

Bu önsellikler onda tanrısallık dediğimiz herşeydir. Ona verilidirler. İnsan kendini yadsımaksızın bu özsellikleri yadsıyamaz. Bu onun vazgeçilmesi olanaksız belirlenimidir. Yazgısı, doğası, özüdür. Gizilliğinin kendini günışığına çıkarması için, Özgürleşmesi için erkedir.

1) SANAT insan duyusallığının Güzellik algısında sonsuza ulaşma eylemidir.
2) İNANÇ bir ve aynı sonsuzluğun duygu olarak hedeflenişidir, insanın Sevgi yoluyla başkalığı yenme, varlık alanının ile Bir olma istencidir.
3) Ama insanın gerçek doğasının düşünce olduğu düzeye dek, düşüncesiz duyu ve duygu salt birer soyutlamadır. Düşünce duyuyu ve duyguyu doğallığın üzerine tinselliğe yükseltir, onları insanlaştırır, onların gerçekliğidir. FELSEFE insanın düşüncesinde tanrısal olanla özdeşleşme, bilincine tam olarak gerçekliğin biçimini verme girişimidir.

İnsan, değil mi ki Tindir, kendini en yüksek olana değer sayabilir ve saymalıdır. :: Der Mensch, da er Geist ist, darf und soll sich selbst des Höchsten würdig achten.

Gerçeklik için yüreklilik, Tinin gücüne inanç Felsefenin ilk koşuludur :: Der Mut der Wahrheit, der Glaube an die Macht des Geistes ist die erste Bedingung der Philosophie.

Evrenin ilkin gizli ve kapalı özünün bilginin yürekliliğine direnç gösterebilecek hiçbir gücü yoktur; kendini onun önünde açmalı ve varsıllık ve derinliğini gözler önüne serip yararlanıma bırakmalıdır :: Die zuerst verborgene und versclossene Wesen des Universums hat keine Kraft, die dem Mute des Erkennens Widerstand leisten könnte; es muss sich vor ihm auftun und seinem Reichtum und seine Tifen ihm vor Augen legen und zum Genusse gebe.

Hegel, Felsefe Tarihi, I (Heidelberger Niedershrift, 1817)


Bu tinselliklerin dışındaki herşey insan kavramına, onun gerçeğine yabancıdır ve onu bir sıradanlık, değersizlik, anlamsızlık, aptallık varoluşuna düşürür. İnsanın özsel doğası ile saçma bilinç biçimleri arasındaki uyumsuzluğun bir sezgisi olarak, Nihilizm insan gerçeğini olumsuz olarak doğrular. İnsan ne olduğunu ancak ne olabileceği karşısında ölçebilir. Hayvan bu özsellikten yoksun olduğu için nihilist değildir.

Modernist Felsefe: Us Olmaksızın Felsefe
Felsefeye ilgi ancak gerçek, değerli, anlamlı ilgilere yönelecek denli gelişmiş ve büyümüş kültüre özgü olabilir. Varoluşunu gündelik yaşamın gereksinimlerini karşılamada tüketen bir tine özgürlük değil ama zorunluk egemendir. Modern anamalcılık anamalın, kapitalin başat olduğu, ilke olduğu, arke olduğu bir tindir, ve anamalın bir kültüre egemen olabildiği düzeye dek pekala Modern Tinin ‘anamalcı’ olduğunu söyleyebiliriz, çünkü Anamal bir Tindir, bir İstenç belirlenimidir, ve Anamalın egemenliği insanın kendi dışındaki birşeyin, insan-üstü birşeyin egemenliği değil ama
yalnızca insan hırsının, açgözlülüğünün denetimi ele geçirmesi, onun sağ-duyusunu, özgür düşüncesini bastırması, insanın ahlaksal olarak yenik düşmesi, Duyuncunun henüz yeterince güçlü olmadığının bir göstergesidir.

Bu olguya direnmek yine aynı insanlığa ait olan bilginin, inancın ve güzel sanatın kitlesel, evrensel toyluğu nedeniyle güçtür. Bu kültürde gerçekten de insan varoluşu dürtüsel ve düşüncesiz olana, anlamsız ve değersiz olana batmış ya da henüz gerçek ölçünlerine, insana özgü belirlenimlerine yükselmemiştir. Eğer özsel belirlenimi henüz böyle insan geriliği olan modern tinin bütünüyle anlaşılır olarak yararcılık tini de olduğunu anımsarsak, burada felsefenin de kendisini yararcılığa uyarlamaya çalıştığını görürüz. Klasik Tin özsel olarak idealisttir, çünkü Güzellikte ve Erdemde eğitimlidir ve yararlı olanı değerli olandan ayırmayı bilir, yararlı olanı değerli olanın yerine yükseltmez. Felsefe bu yüksek tinde kendi uğruna yapılan ve tam bu nedenle özgür olan bir etkinliktir. Gene de, değerleri henüz ilksel olan modern tinin felsefeye yetenekli olduğunu kabul edersek, bu tinde ‘yararlı’ felsefenin ‘değerli’ olana karşı döndüğünü görürüz. Ve Usun, Bilginin, Bilimin kendisinden vazgeçmeden başka birşey olmayan modern felsefeciliğe nasıl felsefe denebileceğini açıklamada büyük sıkıntı çekeriz.

Modernist ‘felsefe’ görgücü-yararcı tini ile bütünüyle tutarlı olarak Usu, insan varoluşunda inanç ve güzellik ile birlikte özsel değer olan Düşüncenin gücünü yadsır. Us olmadan felsefe duyu-algısı ile yapılır. Ya da, düşünceden bağımsız olan, aslında her nasılsa onu önceleyen ve belirleyen dil ile yapılır. Modernist ‘felsefe’ tüm türlülüğüne karşın özsel olarak bir ‘dil felsefeciliği’dir. Dilin düşünce olmaksızın da olabileceği düşünülür, ve Usun varoluşun özeğinden sürülmesiyle ortaya çıkan kuşkucu boşluk bütününde dil ile doldurulur.

‘‘Grape Vines,’’ John William Goodward (1861-1922)
 

Felsefe Tarihine Zamansal Bakış Açısı Geçerli Midir?
Felsefe tarihinin başlangıcına 1) yine o tarihin başından bakılabilir. 2) Ara bir zaman noktasından bakılabilir. 3) Ve bütünün bakış açısından bakılabilir.

Her ara aşama kendini bütün Gerçeklik olarak görür, ve bir sonraki tarafından ortadan kaldırılır. Ama Felsefe Tarihi usun kendi öz-bilincini kazanma süreci olarak ereksiz bir olumsuzlamalar zinciri, düşünce uzayının kötü sonsuzluğuna dökülen bir yayılım olmamalıdır. Düşüncenin gizilliğinin açınımı olarak, bu açınımın bilincinin kazanılması olarak ereksel olmalıdır.

Felsefe Tarihi ilkin Tarihi olmayan Gerçekliğin, değişmeyenin, başlangıcı ve sonu olmayanın bir "Tarihi" olarak baştan sona çelişkili bir kavram olarak görünür. Gerçeklik geçici ve yitici değilken, tarihsel olan ise özsel olarak geçici ve yitici olmalıdır. Gerçekten de Felsefe Tarihinde ancak ortadan kalkmaya açık olan yan bu tarihi oluşturma hakkını ve değerini kazanır. Ancak kendini ussal bütünde bir kıpı yapmaya yetenekli olan yan saklanır.

Öte yandan, bir oluş süreci olarak da Felsefe Tarihi kavramının kendisi yitişe belirlenmiş görünür. Felsefe Tarihine eşlik eden dışsal takıntılar (sofizm, kuşkuculuk, görgücülük, pozitivizm, nihilizm vb.) hiç kuşkusuz gerçekten de bu süreçte geçici olanı oluştururlar. Ama Tarih kavramını felsefeye uyguladığımız zaman bu özsel olarak onda gerçek olan yanı ilgilendirir.

Felsefe Tarihinin erekselliği insanın henüz Gerçekliğine erişmediğini ama erişeceğini imler. Gerçeklik bilinebilirdir, Varoluş anlamlıdır, İnsan değerlidir: Bunların tümü de bir ve aynıdır.


‘‘Noonday Rest,’’ John William Goodward (1861-1922)

Felsefenin Kavramı
Tüm başka bilimlerin tersine, felsefenin bir ön-kavramı verilemez: Felsefenin ne olduğunu kavramak için birey ne denli değerli görünürse görünsün doğal bilincinin tüm bilgeliğini bir yana bırakmalı, bu tasarımsal içeriği bütününde yadsımayı göze almalıdır. Buna değer. Kavramın sonsuz kurgul doğası bu doğal bilincin sonlu görgül düzleminde kendini gösteremez. Gerçekliğin Bilinci doğal bilincin eriminin, biçiminin, değerinin ve anlamının ötesindedir, ve Gerçeklik doğal bilincin şu ya da bu köşesinde onu bütününde değiştirmeksizin yerleşebilecek bir bilgi parçası değildir. Bu iletişimsizlikten ötürü, felsefe eğitimini üstlenen doğal bilinç, doğal bilinç olarak kaldığı sürece, saltık olarak felsefenin gerçek kavramına ulaşamaz. Kendini yanıltır. Felsefede imge, tasarım, genel düşünce, duyusal-algı, sezgi, duyum, duygu ya da giderek soyut, genel kavram vb. gibi ansal yetilerle değil ama kurgul düşüncenin alanında olduğumuzu başından kabul etmeliyiz — hiçbir ikircim, hiçbir bulanıklık, hiçbir belirsizlik olmaksızın.


Felsefi Ayrıcalık
Felsefe niçin yalnızca birkaç bireye ve yalnızca birkaç ulusa açıktır?

Felsefe ancak düşüncesinde özgür olan kültürlere açıktır. Felsefenin bastırılması düşüncenin evrensel köleleşmesini imler ve o zaman yalnızca felsefe değil, bütün bir bilimler alanı, bütün bir inanç alanı, bütün bir estetik duyusallık alanı da bastırılır, o kültür yalnızca bilgisiz değil, ama ahlaksız ve çirkin de olur.


Felsefede Türlülük
Bir birlik öğesinden yoksun olduğu düzeye dek, doğal bilinç alanında felsefenin ne olduğu konusunda bir TÜRLÜLÜK egemendir. Oysa felsefe Gerçeklik ile ilgilenir, ve Gerçeklik, doğal bilincin de duraksamadan kabul ettiği gibi, Birdir, çok ya da göreli değil. Ve gene de Felsefe Tarihinin kendisi bu türlülüğün dolaysız kanıtı olarak görünür. Doğal bilinç bu Tarihe baktığında, orada birbirlerinden ayrı, giderek birbirleri ile çatışan birçok felsefenin bulunduğunu gözler. Ve bu görüngü konusunda bir yanılgı içinde olup olmadığını sorgulayacak kavramı henüz yoktur. Onun için, bu Tarihte bireysel felsefecilerin önesürümleri, önermeleri, dizgeleri, görüşleri vb. sergilenir, ve bir birlikten söz etse de, bu aslında tümünü aynı sepete doldurmaktan daha iyi değildir.


‘‘Nerissa,’’ John William Goodward (1861-1922)
 

Başlangıç
Felsefe Tarihinin başlangıcında eksik olduğunu söylemenin bir genelemeden daha öte değeri olmamalıdır: Ön-Sokratik dizgeler henüz yalnızca gelişmekte olan bir bütünün ön evreleridirler, ve önlerinde yatan gelişim olanağının kendisi eksikliği kaçınılmaz belirlenimleri yapar. Ama tarihin daha sonraki evrelerinde ortaya sürülen dizgelerde benzer eksiklikleri ve tek-yanlılıkları gördüğümüz zaman, bunun imlemi bu dizgeler için ön-Sokratik dizgelerin hakkı olan özrün geçersiz olduğudur.

Tarih kavramının kendisinin bir oluş süreci gibi bir yanı olduğu sürece, Felsefe Tarihinde bir gelişme yer alıyor olmalıdır. Türlülüğün dışsal bir bağıntı olmasına karşın, felsefenin bir tarihi olması olgusu daha iyisini, bir bağıntının olduğunu imlemelidir. Felsefenin geçmişi ve şimdisi arasında yalnızca dışsal sürecin değişimlerini yansıtan zamansal bir adışıklık değil, ama geçmiş olanın şimdide olanı belirliyor olması anlamında özsel bir bağıntı olmalıdır. Bu özsellik tüm zamana ve yere bağlı ekinsel koşullardan, kişiselliğin etkilerinden bağışık, bir bakıma özerk bir yanın olabileceğini düşündürmelidir. Burada tüm böyle olumsallıkların dışında ve üstünde düşüncenin belirli bir yanı işliyor olmalıdır. Bir kez ilk başlangıcını yaptıktan sonra, felsefe ancak önceki felsefenin kazanımları üzerine gelişebilir. Tıpkı Tarihin kendisinde olduğu gibi, felsefe tarihinde de geçmişin gecesinde bir arı yitiş değil ama her zaman şimdiyi belirleyen bir tözsellik büyür.

‘‘Dolce far nienta,’’ John William Goodward (1861-1922)

Felsefe varlığı özsel olarak kavram olarak alan bakış açısı olduğuna göre, ve kendini tüm başka bilinç biçimlerinden arı kavramsal etkinlik olması yoluyla ayırdettiğine göre, insan usunun varlığı kendi terimlerinde kavramak için İyonya’da yer alan ilk girişimlerinin başarısını da bu aynı us ölçütü yoluyla saptamalıyız.

Gerçeklik modern dönemin yararcılık bilincinin bakış açısından herhangi bir ele gelir çıkar sorunu değildir ve tüm dışsallıklar karşısında en çoğundan ikincil bir sorun olabilir. Ama bu bilinç bu tutumunda en yararlı olanı, kendi özünün, en değerli yanının, en önemli, anlamlı yanının çıkarlarını önemsizleştirdiğini görmez.


GELİŞTİRİLİYOR
İDEA YAYINEVİ