Felsefe Tarihi
Kavramı
İnsan tinselliktir —, duyu, duygu ve düşüncedir. İnsan hiç kuşkusuz kendini etkinliğinde vareder, ama etkinliği yalnızca özdekseli biçimlendirmek, yalnızca doğa zorunluklarını yerine getirmek değildir. İnsan Doğanın bittiği ve Tinin başladığı yerde başlar. Ve böylece ancak gizil tinselliğini etkinleştirdiği ölçüde kavramına hakkını verir, ancak tinsel uzamında güzelleştiği, iyi ve gerçek olduğu ölçüde anlam ve değerini, özgürlüğünü ortaya koyar. İnsan tinselliğini sonuna dek geliştirmelidir çünkü tinin zorunluğu özgür olmaktır.
1) İnsan ona verili estetik Duyusallığın sonsuzluğuna
ulaşmalıdır. Bu önsellikler onda tanrısallık dediğimiz herşeydir. Ona verilidirler. İnsan kendini yadsımaksızın bu özsellikleri yadsıyamaz. Bu onun vazgeçilmesi olanaksız belirlenimidir. Yazgısı, doğası, özüdür. Gizilliğinin kendini günışığına çıkarması için, Özgürleşmesi için erkedir. 1)
SANAT insan duyusallığının Güzellik algısında
sonsuza ulaşma eylemidir. |
|||
|
İnsan, değil mi ki Tindir, kendini en yüksek olana değer sayabilir ve saymalıdır. :: Der Mensch, da er Geist ist, darf und soll sich selbst des Höchsten würdig achten. Gerçeklik için yüreklilik, Tinin gücüne inanç Felsefenin ilk koşuludur :: Der Mut der Wahrheit, der Glaube an die Macht des Geistes ist die erste Bedingung der Philosophie. Evrenin ilkin gizli ve kapalı özünün bilginin yürekliliğine direnç gösterebilecek hiçbir gücü yoktur; kendini onun önünde açmalı ve varsıllık ve derinliğini gözler önüne serip yararlanıma bırakmalıdır :: Die zuerst verborgene und versclossene Wesen des Universums hat keine Kraft, die dem Mute des Erkennens Widerstand leisten könnte; es muss sich vor ihm auftun und seinem Reichtum und seine Tifen ihm vor Augen legen und zum Genusse gebe. Hegel, Felsefe Tarihi, I (Heidelberger Niedershrift, 1817) |
|
|
|
Modernist
Felsefe: Us Olmaksızın Felsefe Bu olguya direnmek yine aynı insanlığa ait olan bilginin, inancın ve güzel sanatın kitlesel, evrensel toyluğu nedeniyle güçtür. Bu kültürde gerçekten de insan varoluşu dürtüsel ve düşüncesiz olana, anlamsız ve değersiz olana batmış ya da henüz gerçek ölçünlerine, insana özgü belirlenimlerine yükselmemiştir. Eğer özsel belirlenimi henüz böyle insan geriliği olan modern tinin bütünüyle anlaşılır olarak yararcılık tini de olduğunu anımsarsak, burada felsefenin de kendisini yararcılığa uyarlamaya çalıştığını görürüz. Klasik Tin özsel olarak idealisttir, çünkü Güzellikte ve Erdemde eğitimlidir ve yararlı olanı değerli olandan ayırmayı bilir, yararlı olanı değerli olanın yerine yükseltmez. Felsefe bu yüksek tinde kendi uğruna yapılan ve tam bu nedenle özgür olan bir etkinliktir. Gene de, değerleri henüz ilksel olan modern tinin felsefeye yetenekli olduğunu kabul edersek, bu tinde ‘yararlı’ felsefenin ‘değerli’ olana karşı döndüğünü görürüz. Ve Usun, Bilginin, Bilimin kendisinden vazgeçmeden başka birşey olmayan modern felsefeciliğe nasıl felsefe denebileceğini açıklamada büyük sıkıntı çekeriz. Modernist ‘felsefe’ görgücü-yararcı tini ile bütünüyle tutarlı olarak Usu, insan varoluşunda inanç ve güzellik ile birlikte özsel değer olan Düşüncenin gücünü yadsır. Us olmadan felsefe duyu-algısı ile yapılır. Ya da, düşünceden bağımsız olan, aslında her nasılsa onu önceleyen ve belirleyen dil ile yapılır. Modernist ‘felsefe’ tüm türlülüğüne karşın özsel olarak bir ‘dil felsefeciliği’dir. Dilin düşünce olmaksızın da olabileceği düşünülür, ve Usun varoluşun özeğinden sürülmesiyle ortaya çıkan kuşkucu boşluk bütününde dil ile doldurulur. |
Felsefe
Tarihine Zamansal Bakış Açısı Geçerli
Midir? Her ara aşama kendini bütün Gerçeklik olarak görür, ve bir sonraki tarafından ortadan kaldırılır. Ama Felsefe Tarihi usun kendi öz-bilincini kazanma süreci olarak ereksiz bir olumsuzlamalar zinciri, düşünce uzayının kötü sonsuzluğuna dökülen bir yayılım olmamalıdır. Düşüncenin gizilliğinin açınımı olarak, bu açınımın bilincinin kazanılması olarak ereksel olmalıdır. Felsefe Tarihi ilkin Tarihi olmayan Gerçekliğin, değişmeyenin, başlangıcı ve sonu olmayanın bir "Tarihi" olarak baştan sona çelişkili bir kavram olarak görünür. Gerçeklik geçici ve yitici değilken, tarihsel olan ise özsel olarak geçici ve yitici olmalıdır. Gerçekten de Felsefe Tarihinde ancak ortadan kalkmaya açık olan yan bu tarihi oluşturma hakkını ve değerini kazanır. Ancak kendini ussal bütünde bir kıpı yapmaya yetenekli olan yan saklanır. Öte
yandan, bir oluş süreci olarak da Felsefe Tarihi kavramının kendisi
yitişe belirlenmiş görünür. Felsefe Tarihine eşlik eden dışsal takıntılar
(sofizm, kuşkuculuk, görgücülük, pozitivizm, nihilizm vb.) hiç kuşkusuz
gerçekten de bu süreçte geçici olanı oluştururlar. Ama Tarih kavramını
felsefeye uyguladığımız zaman bu özsel olarak onda gerçek olan
yanı ilgilendirir. |
Felsefenin
Kavramı |
|
Felsefi
Ayrıcalık
|
|
Felsefede
Türlülük |
Başlangıç
Tarih kavramının kendisinin bir oluş süreci gibi bir yanı olduğu sürece, Felsefe Tarihinde bir gelişme yer alıyor olmalıdır. Türlülüğün dışsal bir bağıntı olmasına karşın, felsefenin bir tarihi olması olgusu daha iyisini, bir iç bağıntının olduğunu imlemelidir. Felsefenin geçmişi ve şimdisi arasında yalnızca dışsal sürecin değişimlerini yansıtan zamansal bir adışıklık değil, ama geçmiş olanın şimdide olanı belirliyor olması anlamında özsel bir bağıntı olmalıdır. Bu özsellik tüm zamana ve yere bağlı ekinsel koşullardan, kişiselliğin etkilerinden bağışık, bir bakıma özerk bir yanın olabileceğini düşündürmelidir. Burada tüm böyle olumsallıkların dışında ve üstünde düşüncenin belirli bir yanı işliyor olmalıdır. Bir kez ilk başlangıcını yaptıktan sonra, felsefe ancak önceki felsefenin kazanımları üzerine gelişebilir. Tıpkı Tarihin kendisinde olduğu gibi, felsefe tarihinde de geçmişin gecesinde bir arı yitiş değil ama her zaman şimdiyi belirleyen bir tözsellik büyür. |
Felsefe varlığı özsel olarak kavram olarak alan bakış açısı olduğuna göre, ve kendini tüm başka bilinç biçimlerinden arı kavramsal etkinlik olması yoluyla ayırdettiğine göre, insan usunun varlığı kendi terimlerinde kavramak için İyonya’da yer alan ilk girişimlerinin başarısını da bu aynı us ölçütü yoluyla saptamalıyız. Gerçeklik modern dönemin yararcılık bilincinin bakış açısından herhangi bir ele gelir çıkar sorunu değildir ve tüm dışsallıklar karşısında en çoğundan ikincil bir sorun olabilir. Ama bu bilinç bu tutumunda en yararlı olanı, kendi özünün, en değerli yanının, en önemli, anlamlı yanının çıkarlarını önemsizleştirdiğini görmez. |
|
GELİŞTİRİLİYOR |