Herakleitos


Herakleitos’un mantıksal öncelleri olan Eleatikler karşıtlığı yok sayan soyut anlağın özdeşlik ilkesini doğruladılar. Eleatikler ‘Varlık Vardır,’ ya da ‘A = A’ diyorlardı. Yokluk — ya da A-olmayan — yoktu. Bu devimsiz, değişmesiz, karşıtlıksız ilkeye bağlı kalarak, ve devimin karşıtlık içerdiğini görerek, Devimi, Değişimi, aslında bütününde OLUŞ sürecine nesnelliği yadsıdılar ve onu yalnızca öznel saydılar.

Karşıtlık sorunu ile yüz yüze gelen düşüncenin karşıtlardan birini doğrulaması ve ötekini yadsıması soyutlamacı Anlağa özgü bir öznelliktir, çünkü Anlak çelişkiden uzak durur. Her iki yanı da doğruyabilir. Ve her iki yanı da yadsıyabilir. Anlağımız bu durumu çatışkı ya da çelişki olarak anlar ve çelişkiyi yadsır çünkü doğruladığını yadsıyamaz.

Gerçekte iki yan da geçerlidir. Reel olan budur, Gerçek olan çatışkıdır, Var olan çatışkıdır. Ve düşünce Var olanı, Gerçek olanı doğrulamalıdır. Bu birliği kavrayan düşünce karşıtlığı nesnel olarak almalı, kendini aradan çekerek ve sorunu bir yeğleme sorununa indirgemeksizin kavramın kendi nesnel devimini izlemelidir. Herakleitos karşıtların bu birliğini doğrulayacak yürekliliği gösterdi. Ve bilincini ve duygusunu tüm sıradan bilincin ve duygunun üzerine yükseltti.


Efes

Zenon devimin zorunlu olarak, mantıksal olarak karşıtlık içerdiğini görmüş, ama bu karşıtlığı yine nesneden soyutlayarak özneye sınırlamış, ve bu bakış açısından tutarlı olarak görüngüyü oluşa ve bilgiyi görüşe indirgemişti. Bu öznel kıpıya kitlenmiş düşüncenin biricik olanaklı ileri adımı karşıtlığa nesnel imlemini vermekti. HERAKLEİTOS Eleatiklerin öznel eytişimini nesnelleştirdi, OLUŞ kavramını yalnızca bilince değil ama şeye, Realiteye, Olgusallığa yükledi.

Herakleitos sık sık kurgul düşünce ile hiçbir işi ve ilgisi olmayan bir doğal bilinç biçimi tarafından, anlak felsefecileri tarafından, halk felsefecileri tarafından, uyanıkken uykuda olanlar tarafından yüceltilir. Bunun nedeni Değişim kavramını doğrulamasıdır. Ama Herakleitos Değişmez olanı, Logos'u ilk kez ve en vurgulu anlamda felsefi düşünceye kazandıran düşünürdür.

Doğal bilinç Herakleitos’u da yanlış anlar ve onda kendi sonlu imgesinin, kendi görüngü dünyasının, arı değişim evreninin bir doğrulanışını bulduğu sanısına kapılır. Oysa değişen görüngü dünyası Herakleitos için de tam olarak Parmenides’i sanı dediği bilgisizlik alanının nesnesidir.

Herakleitos’u daha dengeli, daha ılımlı, daha ussal bir düşünür olarak görmeliyiz. Onun gerçek önemi tam olarak onu anlamadan yücelten halk felsefecilerine karşı kendisinin felsefe adına amansız tutumunda yatar. Felsefe tarihinde Kavram duyusal olmayan, duyumsanmayan, görgül olmayan, ama tüm bu anlak düşünürlerinin yeteneklerinin ötesinde olan kurgul biçimini ilk kez onun düşüncesinde kazandı. Kurgul düşünce ise görgül felsefecilik için hiçbir zaman ‘‘karanlık’’tan başka birşey olamazdı.

‘‘Çok bilmek anlamayı öğretmez, yoksa onu Hesiod ve Pisagoras’a ya da Xenofanes ve Hekataeus’a öğretirdi.’’


   
Efes, Kütüphane
Efes, Kütüphane  

Yaşam
Herakleitos (535?-475?) Efes’te doğdu ve öldüğünde kentin pazar yerinde gömüldü. Efes kolonisini kuran Kodrus’un soyundan geliyordu ve soyluluk haklarından kardeşinden yana vazgeçti. Kral Darius’un sarayına bir çağrıyı da geri çevirdi. Yapıtını bilen ve yirmi beş yaş küçüğü olan Parmenides ile çağdaştı. Ayrıca Pisagoras, Hekataeus ve Xenofanes’ten de söz eder.
Felsefecinin kendini kamu ve ülke ile ilgili işlerden ayırma ve kendini bütünüyle felsefeye adama tutumu ilk kez onda görülür. Böylece Efesliler tarafından küçümsendi. Ama Efesliler onun tarafından daha da acımasızca küçümsendiler. Sıradan düşünceleri ve halkının yaşam biçimini yeren pekçok sözü saklanmıştır. Örneğin Cicero onu şöyle aktarır:

(Fr. 121) Efesliler son yetişkine dek asılmayı hak ederler ve kent küçüklere kalmalıdır, çünkü Hermodoros’u, aralarında en yetenekli olanı sürgüne gönderdiler ve buna gerekçe olarak şunları söylediler: ‘Aramızda hiç birinin geri kalanlardan daha yetenekli olmaması gerekir, ve eğer böyle biri varsa, başka bir yerde ve başka insanlar arasında olmalıdır’. (aktaran: Cicero, Tusc. Quaest. V. 36; Diogones Laertius, IX, 2.) Atina'da halk her yıl bir toplantı yaparak o yıl kimin on yıl süre ile sürgüne gönderileceği konusunda oylama yapardı.

Diogenes Laertius şunları ekler:

Yurttaşları ondan kamu işlerinin yönetimine katılmasını istediler, ama o bunu geri çevirdi, çünkü anayasalarını, yasalarını ve yönetimlerini sevmiyordu. (Diogones Laertius, aynı yer.)

Proclus şunları yazar:

Soylu Herakleitos halkı anlak ya da düşünceden yoksun olmakla suçladı. ‘Anlayışları,’ der, ‘ya da sağgörüleri nedir ki? İçlerinden çoğu kötü, ama çok azı iyidir. (T. III. s. 115-6, yay. haz. Cousin.)

Digonenes Laertius’un aktardığı ve Darius Hystaspes’in ona ‘‘Yunan bilgeliğini tanıtmak’’ için ülkesine gelmesi çağrısına yanıt olarak yazdığı bir mektupta halkın gerçek ve doğru saydıkları için küçümsemesini en güçlü yolda anlatır:

Tüm ölümlü insanlar gerçeklikten ve türeden saparlar ve kötü anlaklarına göre kendilerini aşırılığa ve boş görüşlere teslim ederler. Ama ben tüm kötülüğün unutulmasına ulaştığım ve beni izleyen güçlü haseti ve yüksek konumun kibirini yendiğim için, Persia’ya gelmeyeceğim. Azla yetinecek ve kendi yolumda yaşayacağım.


Artemis Tapınağı, Osmanlı İmp. zamanında. Tapınak dünyanın yedi harikasından biridir.
Artemis Tapınağı, Osmanlı İmparatorluğu Zamanında. Tapınak dünyanın Yedi Harikasından biridir.

Yapıt
Diogenes Laertius’tan öğrendiğimize göre kimilerine göre ‘Müzler,’ başkalarına göre ise ‘Doğa Üzerine’ (Peri FuseoV) başlığını taşıyan biricik çalışmasını Efes’te Diana tapınağına bıraktı.


 
St. Paul. Efes’te kitap yakma ayinlerinden biri.
 

Bulanıklık Herakleitos "karanlık" ya da "bulanık" (okoneitoV) olarak görülür ve bu yanıyla da ünlüdür — doğal bilinç düzleminde. Cicero giderek Herakleitos’un bilerek bulanık yazdığını bile düşünür. Ama böyle bir tutum ancak kurgul düşünceye yabancılığın bile ne olduğunun bilinçsizi olan, felsefeyi gündelik bilincin bir sorunu olarak gören anlak için son sözdür. Aristoteles (Diluzluğu, III. 5) soruna dilbilgisi açısından bakılsa bile konunun bir ölçüde noktalama imleri ile ilgili olduğunu belirltir: "Bir sözcüğün onu önceleyene mi yoksa sonrakine mi ait olduğunu anlıyamıyoruz," der. Hegel’e göre, Demetrios da böyle düşünüyor görünür. Ama burada ‘karanlık’ sözcüğünü hak etmeyen bir dil sorununun belirtildiği gözümüzden kaçmamalıdır. Diogenes Laertius’un anlattığına göre, Sokrates Herakleitos'un kitabı üzerine şunları söyler: "Ondan anladıklarım harikaydı, ve anlamadıklarımın da iyi olduklarından kuşkum yok; ama dibe ulaşmak için iyi bir dalgıç olmak gerekir."

Gerçekten de Herakleitos'tan kalan fragmanlar arasında ilk bakışta bulanık görünen çok şey vardır. Ama fragmanlar arasında en bulanık, en karanlık görüneni hiç kuşkusuz Varlık ve Yokluk kavramlarının birliğini ileri süren fragmandır. Yalnızca soyut özdeşliğe izin veren anlak kendini karşıtlığı kavramaya kapatır. Sonsuzluk, süreklilik, birlik gibi kavramların gerçekte o denli de karşıtları olmaları olgusu, tüm kavramların kendi olumsuzları ile saltık olarak birlik içinde olmaları olgusu anlak için bulanıktan da ötedir: Onun için böyle birşey yoktur. Düşüncemizi ancak bu soyut, tekilci, çözümleyici tutumundan uzaklaştırarak karşıtların kurgul birliğini kavrayabiliriz, ve bu herhangi bir özel işlemi değil, kavramın kendi doğasına yabancı dışsal bir bilgikuramı gibi bir gereksizliği değil, ama yalnızca düşüncenin kendisinin önünde olan karşıtlığı doğrulamasını gerektirir. Karşıtlık anlak için herşeyin bittiği yerdir. Us için, tam tersine, herşey düşüncenin bu biricik gerçek eylemi ile başlar.


 
‘‘Nerissa,’’ John William Goodward (1861-1922)
 

Platon Herakleitos’un felsefesini özel bir dikkatle inceledi, ve düşüncesine belirleyici katkılardan biri hiç kuşkusuz sık alıntıladığı Herakleitos'un eytişimidir. Felsefenin tam kavramına ulaşması için İyonyalıların özdek tasarımları, Pisagorcuların sayıları ve Eleatiklerin soyut düşünceleri salt ön girişimlerdi. Düşüncenin Herakleitos'un kavrama sözcüğün gerçek anlamında sonsuz değerini, kurgul özünü kazandıran gelişim noktasına ilerlemesi zorunluydu.

Aristoteles Metafizik, IV, 3 ve 7’de Herakleitos’tan şunları aktarır:

"Varlık ve Yokluk aynıdırlar; herşey vardır ve gene de yoktur." Bu anlatım "Herşey akıştadır" önermesi ile anlam kazanır.

 

Kurgul kavram karşıtların birliğidir, çünkü Kavram belirlidir ve belirlenimini karşıtı yoluyla olumsuzlanma kıpısından alır. Bu öznel bir yaratı, salt insan düşüncesinin ilginç bir buluşu değil, ama düşüncenin kendi nesnel çıkarsamasıdır: Düşünce başka türlü düşünemez, varlığı bir yana, yokluğu başka bir yana ilgisiz, ilişkisiz, bağıntısız şeyler olarak koymayı başaramaz. Varlığın ancak yokluk ile karşıtlık içinde varlık olduğunu doğrulamaktan başka türlü yapamaz. Ve bu onun öznelliği değil ama tam olarak nesnelliği dediğimiz şeydir, onun onu tüm varlığın usu ile bağlayan doğasından gelir. Eleatikler insan usunun kurgul düşünceye doğru çabasında yalnızca bir ön adımı, yalnızca soyut anlak kıpısını temsil ederler ki, kurgul düşüncenin kendisinde içerilir ve onun kendisi denli zorunlu bir aşamadır. Varlık gerçekten de tüm yokluğu olumsuzlar. Bu varlık kavramının kendi olanağıdır. Ama olumsuzlamanın kendisi saltık olarak vazgeçilmez bir kıpıdır ve olumlu olanla saltık olarak ayrılmamacasına bağlıdır. Herakleitos bu kurgul kavramı görüngü dünyasına uygular, ve

"Herşey akış durumundadır; hiçbirşey sürmez, ve ne de aynı kalır."

Platon Herakleitos’tan şunları aktarır: ‘‘Şeyleri bir ırmağın akıntısına benzetir: Hiç kimse aynı ırmağa iki kez giremez.’’
(Platon, Kratylus, s. 402, Aristot. Met. I. 6 XIII. 4.). Ardılları "girilmesi bile olanaksızdır," dediler, çünkü hemen değişir, var olan dolaysızca yok olandır (= akıntının tek bir kıpısına bile girmek reel zamanda olanaksızdır).
Aristotle (De Cœlo, III. 1) Herakelitos'tan şunları aktarır: ‘‘Yalnızca Bir kalır, ve başka herşey bundan oluşur; bu Birin dışında hiçbirşey dayanıklı değildir.”

Herakleitos'un sözleri şöyle de çevrilir:
"Aynı kalan nehre girenlerin üzerinde başka ve başka sular akar" :: "On those stepping into rivers staying the same other and other waters flow." (DK 22B12)

(Hermann Diels (1848-1922) ve Walther Kranz)

Bu evrensel ilke OLUŞ kavramında anlatım bulur. Herşey hem var ve hem de yok olduğuna göre, sürekli devim, değişim, oluş sürecindedir. Ama bu gerçeklik tüm gerçeklik olmasa da, görgül dünyanın özsel gerçekliğidir. Ortaya çıkış gibi ortadan yitiş de oraya aittir. Doğanın ve Tinin tüm daha yüksek kategorileri temel olarak bu doğuş ve yitiş belirleniminin üzerine dayanır. Doğada ve Tinde her belirlenim vardır. Ama o denli de olumsuzu ile, yokluk ile yüklüdür ve bu yokluk varlığa dışsal değil ama onun kendi gerçekliğidir.

‘‘Karşıtlar aynı Birde birleşirler, tıpkı balın hem tatlı hem de acı olması gibi.’’

‘‘Noonday Rest,’’ John William Godward (1861-1922)


Fragmanlar
Fragman Numaraları Diels/Kranz’a göre

GELİŞTİRİLİYOR