THEODOR ADORNO
Ekin İşleyimini
Yeniden İrdelemek
 
‘‘Ekin ışleyimi: Kitle Ekini üzerine Seçilmiş Denemeler’’den, Londra: Routledge, 1991

çeviren
Deniz Canefe
 

1. Ekin işleyimi terimi belki de ilk kez Horkheimer ve benim 1947’de Amsterdam’da yayımladığımız Aydınlanmanın Eytişimi kitabında kullanıldı. Taslaklarımızda ‘kitle ekini’nden söz ettik. Bu anlatımı ‘ekin işleyimi’ ile değiştirmemizin nedeni kitle ekini savunucularının uygun bulduğu yorumu, yani kitle ekininin kitlelerin kendilerinden kendiliğinden doğan ekin gibi birşey, halksal sanatın çağdaş biçimi olduğu yorumunu başından dışlamaktı. Ekin işleyimi bu ikincisinden sonuna dek ayırdedilmelidir. Ekin işleyimi eski ve tanıdık olanı yeni bir niteliğe eritir. Tüm dallarında, kitleler tarafından tüketilmek üzere biçilen ve bu tüketimin doğasını büyük ölçüde belirleyen ürünler az çok bir tasara göre üretilirler. Bireysel dallar yapıda benzerdirler ya da en azından birbirlerine uyarlar, ve kendilerini bir dizge içersine neredeyse boşluk bırakmaksızın yerleştirirler. Bunu olanaklı kılan şey ekonomik ve yönetsel yoğunlaşma olduğu denli de çağdaş uygulayımsal yeteneklerdir. Ekin işleyimi tüketicilerini amaçlı olarak yukarıdan bütünleştirir. Binlerce yıldır birbirlerinden ayrılmış olan yüksek ve düşük sanat alanlarını ikisinin de indirgenmesi pahasına biraraya zorlar. Yüksek sanatın etkerliği üzerine spekülasyonda ciddiliği yokedilir; düşük olanın ciddiliğini yokeden şey ise toplumsal denetim henüz bütünsel olmadığı sürece bu sanat alanı içersine özünlü olan başkaldırıcı direnç üzerine dayatılan uygarlaştırıcı kısıtlamalardır. Böylece, ekin işleyiminin hedef aldığı milyonların bilinçli ve bilinçsiz durumları üzerine spekülasyon yaptığı olgusunun yadsınamaz olmasına karşın, kitleler birincil değil ama ikincildir, bir hesaplama nesnesidir — düzeneğin bir eklentisi. Tüketici, ekin işleyiminin bizi inandırmayı istediği gibi kral değildir; ekin işleyiminin öznesi değil ama nesnesidir. özel olarak ekin işleyimi için yontulmuş kitle-iletişim-araçları [mass-media] sözcüğünün kendisi vurguyu şimdiden zararsız bir alan üzerine kaydırır. Söz konusu olan şey ne başlıca kaygının kitleler için olması, ne de kendinde iletişim uygulayımlarıdır; söz konusu olan şey onları boğan tindir, efendilerinin sesidir. Ekin işleyimi kitlelerin verili ve değişmez olduğunu varsaydığı ansal yapılarını eşlemlemek, pekiştirmek ve güçlendirmek için, kitleler için kaygısını [!] kötüye kullanır. Bu ansal yapının nasıl değiştirilebileceği tümüyle dışlanır. Kitleler ekin işleyiminin ölçüsü değil ama ideolojisidir, üstelik ekin işleyiminin kendisi kitlelere uymaksızın varolamayacak olsa bile.

THEODOR ADORNO
Culture industry
reconsidered 
 
From ‘‘The Culture Industry: Selected Essays on Mass Culture’’ London: Routledge, 1991


 
 
 
 

1. The term culture industry was perhaps used for the first time in the book Dialectic of Enlightenment, which Horkheimer and I published in Amsterdam in 1947. In our drafts we spoke of ‘mass culture’. We replaced that expression with ‘culture industry’ in order to exclude from the outset the interpretation agreeable to its advocates: that it is a matter of something like a culture that arises spontaneously from the masses themselves, the contemporary form of popular art. From the latter the culture industry must be distinguished in the extreme. The culture industry fuses the old and familiar into a new quality. In all its branches, products which are tailored for consumption by masses, and which to a great extent determine the nature of that consumption, are manufactured more or less according to plan. The individual branches are similar in structure or at least fit into each other, ordering themselves into a system almost without a gap. This is made possible by contemporary technical capabilities as well as by economic and administrative concentration. The culture industry intentionally integrates its consumers from above. To the detriment of both it forces together the spheres of high and low art, separated for thousands of years. The seriousness of high art is destroyed in speculation about its efficacy; the seriousness of the lower perishes with the civilizational constraints imposed on the rebellious resistance inherent within it as long as social control was not yet total. Thus, although the culture industry undeniably speculates on the conscious and unconscious state of the millions towards which it is directed, the masses are not primary, but secondary, they are an object of calculation; an appendage of the machinery. The customer is not king, as the culture industry would have us believe, not its subject but its object. The very word mass-media, specially honed for the culture industry, already shifts the accent onto harmless terrain. Neither is it a question of primary concern for the masses, nor of the techniques of communication as such, but of the spirit which sufllates them, their master’s voice. The culture industry misuses its concern for the masses in order to duplicate, reinforce and strengthen their mentality, which it presumes is given and unchangeable. How this mentality might be changed is excluded throughout. The masses are not the measure but the ideology of the culture industry, even though the culture industry itself could scarcely exist without adapting to the masses.


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

2. Brecht ve Suhrkamp’ın otuz yıl önce belirttikleri gibi, işleyimin ekinsel metaları değer olarak gerçekleştirilmeleri ilkesi tarafından yönetilirler, kendi belirli içerikleri ve uyumlu biçimlenişleri tarafından değil. Ekin işleyiminin bütün uygulaması çıplak kâr güdüsünü ekinsel biçimlerin üzerine aktarır. Bu ekinsel biçimler ilk kez pazardaki mallar olarak yaratıcıları için gelir kaynağı olmaya başladıklarından bu yana her zaman bu nitelikten birşeyler taşımışlardı. Ama o zaman, özerk özlerinin üstünde ve ötesinde, kârı yalnızca dolaylı olarak arıyorlardı. Ekin işleyimi payına yeni olan şey en tipik ürünlerinde sağın ve baştan sona hesaplanmış bir etkerliğin doğrudan ve gizlenmemiş birincilliğidir. Sanat çalışmalarının özerkliği — ki kuşkusuz bütünüyle arı biçimi içinde egemenliği yok denecek kadar azdı ve içine her zaman bir etkiler öbeği yayılıyordu — denetimdekilerin bilinçli istenci olsun ya da olmasın ekin işleyimi tarafından yanlı olarak ortadan kaldırılır. Denetimde olanlar arasında erki elinde tutanlar olduğu gibi buyrukları yerine getirenler de bulunur. Ekonomik terimlerde, bunlar ekonomik olarak en gelişmiş ülkelerde anamalın gerçekleşmesi için yeni fırsatlar arayışı içindedirler ya da içindeydiler. Ekin işleyiminin her-yerde-bulunan bir fenomen olmasını olanaklı kılan aynı yoğunlaşma sürecinin bir sonucu olarak, eski fırsatlar giderek güvenilmez bir duruma geldiler. Gerçek anlamında ekin yalnızca kendini insanlara uydurmakla kalmadı; ama eşzamanlı olarak insanların içinde yaşadıkları taşlaşmış ilişkilere karşı her zaman başkaldırdı ve böylelikle onları onurlandırdı. Ekinin bu taşlaşmış ilişkilere bütünüyle benzeşmesi ve onlarla bütünleşmesi ölçüsünde, insanlar bir kez daha aşağılanırlar. Ekin işleyimine özgü ekinsel kendilikler bundan böyle aynı zamanda da metalar değildirler: Baştan sona metalardırlar. Bu nicel değişme öylesine büyüktür ki bütünüyle yeni fenomenler ortaya çıkarır. En sonunda, bundan böyle ekin işleyimi onu doğuran kâr çıkarlarını her yerde doğrudan izlemek zorunda bile değildir. Bu çıkarlar onun ideolojisi içersinde nesnelleşmiş ve giderek kendilerini her nasılsa yutulmaları gereken ekinsel metaları satmak için gereken zorlamadan bile bağımsız kılmışlardır. Ekin işleyimi, tikel firmalara ya da satılabilir nesnelere bakmaksızın, kamu ilişkilerine, kendinde ‘iyi istenç’in üretilmesine dönüşür. Eleştirel olmayan genel bir uylaşım — dünya için üretilen reklamlar — işlemeye başlar, ve böylelikle ekin işleyiminin her ürünü kendi reklamı durumuna gelir. 2.The cultural commodities of the industry are governed, as Brecht and Suhrkamp expressed it thirty years ago, by the principle of their realization as value, and not by their own specific content and harmonious formation. The entire practice of the culture industry transfers the profit motive naked onto cultural forms. Ever since these cultural forms first began to earn a living for their creators as commodities in the market-place they had already possessed something of this quality. But then they sought after profit only indirectly, over and above their autonomous essence. New on the part of the culture industry is the direct and undisguised primacy of a precisely and thoroughly calculated efficacy in its most typical products. The autonomy of works of art, which of course rarely ever predominated in an entirely pure form, and was always permeated by a constellation of effects, is tendentially eliminated by the culture industry, with or without the conscious will of those in control. The latter include both those who carry out directives as well as those who hold the power. In economic terms they are or were in search of new opportunities for the realization of capital in the most economically developed countries. The old opportunities became increasingly more precarious as a result of the same concentration process which alone makes the culture industry possible as an omnipresent phenomenon. Culture, in the true sense, did not simply accommodate itself to human beings; but it always simultaneously raised a protest against the petrified relations under which they lived, thereby honoring them. In so far as culture becomes wholly assimilated to and integrated in those petrified relations, human beings are once more debased. Cultural entities typical of the culture industry are no longer also commodities, they are commodities through and through. This quantitative shift is so great that it calls forth entirely new phenomena. Ultimately, the culture industry no longer even needs to directly pursue everywhere the profit interests from which it originated. These interests have become objectified in its ideology and have even made themselves independent of the compulsion to sell the cultural commodities which must be swallowed anyway. The culture industry turns into public relations, the manufacturing of ‘goodwill’ per se, without regard for particular firms or saleable objects. Brought to bear is a general uncritical consensus, advertisements produced for the world, so that each product of the culture industry becomes its own advertisement. 
3. Yine de, başlangıçta yazın sanatının bir metaya dönüşümünü damgalamış olan özellikler bu süreçte sürdürülürler. Dünyada herşeyden çok ekin işleyiminin varlıkbilimi, katı biçimde tutucu temel kategorilerden bir iskelesi vardır ki bu örneğin geç onyedinci ve erken onsekizinci yüzyılın tecimsel romanlarından toparlanabilir. Ekin işleyiminde ilerleme olarak, onun sunduğu tükenmez yenilik olarak kendini sunan şey ilksiz sonsuz bir aynılığı gizleyen kılık olarak kalır; her yerde değişiklikler öyle bir iskeleti maskelerler ki, kâr güdüsünün kendisi ilk kez ekin üzerinde egemenliğini kazandığından bu yana ne denli değişmişse o da o denli değişmiştir. 3. Nevertheless, those characteristics which originally stamped the transformation of literature into a commodity are maintained in this process. More than anything in the world, the culture industry has its ontology, a scaffolding of rigidly conservative basic categories which can be gleaned, for example, from the commercial English novels of the late seventeenth and early eighteenth centuries. What parades as progress in the culture industry, as the incessantly new which it offers up, remains the disguise for an eternal sameness; everywhere the changes mask a skeleton which has changed just as little as the profit motive itself since the time it first gained its predominance over culture.  
4. Bu yüzden, ‘işleyim’ anlatımı çok sözel olarak alınmayacaktır. şeyin kendisinin ölçünleştirilmesine — örneğin her sinema izleyicisine tanıdık gelen kovboy filmininkine —, ve dağıtım uygulayımlarının ussallaştırılmasına göndermede bulunur, ama tam olarak üretim sürecine değil. Gerçi ekin işleyiminin özeksel kesimi olan sinemada üretim süreci kapsamlı iş-bölümünde, makinelerin kullanılmasında ve emekçilerin üretim araçlarından ayrılmasında — ki bu sonuncusu da ekin işleyiminde etkin olan sanatçılar ve o işleyimi denetleyenler arasındaki bitimsiz çatışmada anlatım bulur — uygulayımsal işlem kiplerini andırsa da, yine de bireysel üretim biçimleri sürdürülür. Her ürün bireysel bir hava takınır; bütünüyle şeyleştirilmiş ve dolaylı kılınmış olanın dolaysızlıktan ve yaşamdan bir sığınak olduğu yanılsamasının yaratılması ölçüsünde, bireyselliğin kendisi ideolojiyi güçlendirmeye hizmet eder. Her zaman olduğu gibi bugün de ekin işleyimi üçüncü kişilerin ‘hizmetinde’ varolur, küçülmekte olan anamal dolaşım sürecine, onu yaratan tecime eğinimini sürdürür. ıdeolojisi herşeyden önce bireyci sanat ve onun tecimsel sömürüsünden ödünç aldığı yıldız dizgesinden yararlanır. Ekin işleyimi işlem yöntemlerinde ve içeriğinde insanlıktan ne denli uzaklaşırsa, sözde büyük kişilikler ortaya sürmeyi ve yürek-hoplatıcılarla iş görmeyi o denli titizlikle ve başarıyla yerine getirir. Ekin işleyimi toplumbilimsel bir anlamda işleyimseldir; bu uygulayımbilimsel ussallık tarafından birşeyin gerçekten ve edimsel olarak üretilmesi anlamında olmaktan çok, hiçbir şey üretilmediği zaman bile — büro çalışmasının ussallaştırılması gibi — işleyimci örgütlenme biçimlerini içine katmasında böyledir. Buna uygun olarak, ekin işleyiminde oldukça fazla yanlış-yatırım vardır ve bunlar yeni uygulayımlar karşısında eskiyen dalları seyrek olarak daha iyiye yönelik değişimlere götüren bunalımlara düşürürler. 4. Thus, the expression ‘industry’ is not to be taken too literally. It refers to the standardization of the thing itself — such as that of the Western, familiar to every movie-goer — and to the rationalization of distribution techniques, but not strictly to the production process. Although in film, the central sector of the culture industry, the production process resembles technical modes of operation in the extensive division of labor, the employment of machines and the separation of the laborers from the means of production - expressed in the perennial conflict between artists active in the culture industry and those who control it - individual forms of production are nevertheless maintained. Each product affects an individual air; individuality itself serves to reinforce ideology, in so far as the illusion is conjured up that the completely reified and mediated is a sanctuary from immediacy and life. Now, as ever, the culture industry exists in the ‘service’ of third persons, maintaining its affinity to the declining circulation process of capital, to the commerce from which it came into being. Its ideology above all makes use of the star system, borrowed from individualistic art and its commercial exploitation. The more dehumanized its methods of operation and content, the more diligently and successfully the culture industry propagates supposedly great personalities and operates with heart-throbs. It is industrial more in a sociological sense, in the incorporation of industrial forms of organization even when nothing is manufactured — as in the rationalization of office work — rather than in the sense of anything really and actually produced by technological rationality. Accordingly, the misinvestments of the culture industry are considerable, throwing those branches rendered obsolete by new techniques into crises, which seldom lead to changes for the better.
5. Ekin işleyimindeki uygulayım kavramı sanat yapıtlarındaki uygulayım ile yalnızca adda özdeştir. Bu sonuncularda uygulayım nesnenin kendisinin iç düzenlenişi ile, onun iç mantığı ile ilgilidir. Karşıt olarak, ekin işleyiminin uygulayımı başından başlayarak dağıtım ve düzeneksel yeniden-üretim uygulayımıdır ve bu yüzden her zaman nesnesine dışsal kalır. Ekin işleyimi tam olarak ancak ürünlerinde kapsanan uygulayımların tam gizilgücünden kendini dikkatle koruduğu ölçüde ideolojik destek bulur. şeylerin özdeksel üretiminin sanat-dışı uygulayımından bir parazit gibi yaşar, ve bunu içsel sanatsal bütüne onun işlevselliği (Sachlichkeit) tarafından imlenen yükümlülüğe aldırmaksızın, ama ayrıca estetik özerklik tarafından istenen biçim yasaları için kaygı da göstermeksizin yapar. Ekin işleyiminin dış görünüşü için sonuç özsel olarak bir yanda çıkıntıları törpüleme, fotoğrafik sertlik ve keskinliğin, ve öte yanda bireysellik artıkları, duygusallık ve şimdiden ussal olarak ayarlanmış ve uyarlanmış bir romantikliğin bir karışımıdır. Benjamin’in geleneksel sanat çalışmasını aura kavramıyla, olmayan bir şeyin varlığıyla betimlemesi benimsenirse, ekin işleyimi aura ilkesinin karşısına tam olarak başka bir ilke çıkarmaması olgusuyla değil, ama dahaçok çürüyen aurayı bulanık bir sis olarak koruması olgusuyla tanımlanır. Bu yolla ekin işleyimi kendi ideolojik kötüye-kullanımlarını ele verir. 5.The concept of technique in the culture industry is only in name identical with technique in works of art. In the latter, technique is concerned with the internal organization of the object itself, with its inner logic. In contrast, the technique of the culture industry is, from the beginning, one of distribution and mechanical reproduction, and therefore always remains external to its object. The culture industry finds ideological support precisely in so far as it carefully shields itself from the full potential of the techniques contained in its products. It lives parasitically from the extra-artistic technique of the material production of goods, without regard for the obligation to the internal artistic whole implied by its functionality (Sachlichkeit), but also without concern for the laws of form demanded by aesthetic autonomy. The result for the physiognomy of the culture industry is essentially a mixture of streamlining, photographic hardness and precision on the one hand, and individualistic residues, sentimentality and an already rationally disposed and adapted romanticism on the other. Adopting Benjamin’s designation of the traditional work of art by the concept of aura, the presence of that which is not present, the culture industry is defined by the fact that it does not strictly counterpose another principle to that of aura, but rather by the fact that it conserves the decaying aura as a foggy mist. By this means the culture industry betrays its own ideological abuses.
6.Yakınlarda, ekin işleyimini hafife almaya karşı uyarıda bulunurken aynı zamanda onun tüketicilerinin bilinçlerinin gelişimi için büyük önemini belirtmek toplumbilimciler arasında olduğu gibi ekin memurları arasında da gelenekselleşmiştir. Eğitimli insanın burnu-büyüklüğü gösterilmeksizin, ekin işleyimi ciddiye alınmalıdır. Edimsel olarak ekin işleyimi tinin bugüne egemen olan bir kıpısı olarak önemlidir. Her kim ekin işleyiminin insanlara tıkıştırdığı şeylere yönelik kuşkuculuktan ötürü etkisini gözardı ederse, saflık yapmış olacaktır. Yine de onu ciddiye alma uyarısında aldatıcı bir parlaklık vardır. Ekin işleyiminin niteliği üzerine, gerçekliği ya da gerçeksizliği üzerine, ve yaydıklarının estetik düzeyi üzerine rahatsız edici sorular toplumsal rolü nedeniyle baskılanırlar ya da en azından iletişim toplumbilimi denilen şeyden dışlanırlar. Eleştirmen küstah bir içrekliğe sığınmakla suçlanır. İlkin yapılması önerilebilecek şey kendine ayrımsanmaksızın solucan gibi yavaşça yol açan önemin ikili anlamını göstermektir. Sayısız insanın yaşamına dokunsa bile, herhangi birşeyin işlevi onun tikel niteliği için hiçbir güvence değildir. Estetiği onun iletişimsel yanlarının kalıntıları ile karıştırmak toplumsal bir fenomen olarak sanatı sözde sanatsal burnu-büyüklük ile karşıtlık içindeki haklı konumuna değil, ama dahaçok bir dizi yolda onun zararlı toplumsal sonuçlarının savunusuna götürür. Ekin işleyiminin kitlelerin tinsel yapılarındaki önemi onun nesnel meşruluğu üzerine, özsel varlığı üzerine düşünmekten bağışıklık getirmez, üstelik bunun kendini pragmatik gören bir bilim tarafından yapılmasını ise hiç dışlamaz. Tersine: böyle düşünce tam olarak bu nedenle gerekli olur. Ekin işleyimini sorgulamasız rolünün istediği denli ciddiye almak onu eleştirel olarak ciddiye almak demektir, onun tekelci karakteri karşısında geri çekilmek değil. 6. It has recently become customary among cultural officials as well as sociologists to warn against underestimating the culture industry while pointing to its great importance for the development of the consciousness of its consumers. It is to be taken seriously, without cultured snobbism. In actuality the culture industry is important as a moment of the spirit which dominates today. Whoever ignores its influence out of skepticism for what it stuffs into people would be naive. Yet there is a deceptive glitter about the admonition to take it seriously. Because of its social role, disturbing questions about its quality, about truth or untruth, and about the aesthetic niveau of the culture industry’s emissions are repressed, or at least excluded from the so-called sociology of communications. The critic is accused of taking refuge in arrogant esoterica. It would be advisable first to indicate the double meaning of importance that slowly worms its way in unnoticed. Even if it touches the lives of innumerable people, the function of something is no guarantee of its particular quality. The blending of aesthetics with its residual communicative aspects leads art, as a social phenomenon, not to its rightful position in opposition to alleged artistic snobbism, but rather in a variety of ways to the defense of its baneful social consequences. The importance of the culture industry in the spiritual constitution of the masses is no dispensation for reflection on its objective legitimation, its essential being, least of all by a science which thinks itself pragmatic. On the contrary: such reflection becomes necessary precisely for this reason. To take the culture industry as seriously as its unquestioned role demands, means to take it seriously critically, and not to cower in the face of its monopolistic character.
7. Kendilerini fenomenle uzlaştırmaya hevesli, ve hem ona karşı çekincelerini hem de gücüne duydukları saygıyı anlatacak ortak bir formül bulmaya çok istekli entellektüeller arasında ironik bir hoşgörü tonu egemendir — eğer dayatılan gerilemeden yirminci yüzyılın yeni bir mitini daha şimdiden yaratmamışlarsa. Eninde sonunda, diye ileri sürer bu entellektüeller, herkes cep romanlarının, uyduruk filmlerin, dizilerle ve liste-başları ile dolup taşan aile televizyon gösterilerinin, aşk acısı çekene öğütlerin ve yıldız falı sütunlarının ne anlama geldiğini bilir. Bununla birlikte, bunların tümü de zararsız, ve onlara göre giderek demokratiktirler, çünkü bir isteğe yanıt verirler, gerçi bu uyarılmış bir istek olsa da. Aynı zamanda, örneğin bilginin, uyarının ve gerilim azaltıcı davranış kalıplarının yayılması yoluyla türlü türlü nimetler bağışladığını belirtirler. Kuşkusuz, kamunun politik olarak ne denli bilgilendirilmiş olduğu gibi temel birşeyi ölçen her toplumbilimsel incelemenin tanıtladığı gibi, bilgiler yetersiz ya da ilgisizdir. Dahası, ekin işleyiminin gösterilerinden kazanılacak uyarı boş, banal ya da daha kötüsüdür, ve davranış kalıpları utanılacak denli uylaşımcıdır. 7. Among those intellectuals anxious to reconcile themselves with the phenomenon and eager to find a common formula to express both their reservations against it and their respect for its power, a tone of ironic toleration prevails unless they have already created a new mythos of the twentieth century from the imposed regression. After all, those intellectuals maintain, everyone knows what pocket novels, films off the rack, family television shows rolled out into serials and hit parades, advice to the lovelorn and horoscope columns are all about. All of this, however, is harmless and, according to them, even democratic since it responds to a demand, albeit a stimulated one. It also bestows all kinds of blessings, they point out, for example, through the dissemination of information, advice and stress reducing patterns of behavior. Of course, as every sociological study measuring something as elementary as how politically informed the public is has proven, the information is meager or indifferent. Moreover, the advice to be gained from manifestations of the culture industry is vacuous, banal or worse, and the behavior patterns are shamelessly conformist.
8. Köle ruhlu entellektüellerin ekin işleyimi ile ilişkilerindeki iki-yüzlü ironi yalnızca onlara kısıtlı değildir. Aynı zamanda tüketicilerin kendi bilinçlerinin de onlara ekin işleyimi tarafından sağlanan dayatma eğlence ve bunun nimetleri konusunda özellikle çok da gizlenmemiş bir kuşku arasında ikiye ayrıldığı varsayılabilir. Dünya aldatılmayı ister anlatımı şimdiye dek amaçlanmış olduğundan daha gerçek olmuştur. ınsanlar, söylendiği gibi, yalnızca aldatmacaya kanmakla kalmazlar; eğer bu onlara giderek en uçucu doyumun bile güvencesini veriyorsa, kendileri için herşeye karşın saydam olan bir aldatmacayı isterler. Gözlerini sıkıca kapatır ve önlerine çıkarılanın hangi amaç için üretildiğini çok iyi bile bile bir tür kendini-aşağılama içersinde onaylarını dile getirirler. Bundan böyle aslında hiç de doyum olmayan doyumlara sarılamadıkları anda yaşamlarının bütünüyle dayanılmaz olacağını kabul etmeksizin duyumsarlar. 8. The two-faced irony in the relationship of servile intellectuals to the culture industry is not restricted to them alone. It may also be supposed that the consciousness of the consumers themselves is split between the prescribed fun which is supplied to them by the culture industry and a not particularly well-hidden doubt about its blessings. The phrase, the world wants to be deceived, has become truer than had ever been intended. People are not only, as the saying goes, falling for the swindle; if it guarantees them even the most fleeting gratification they desire a deception which is nonetheless transparent to them. They force their eyes shut and voice approval, in a kind of self-loathing, for what is meted out to them, knowing fully the purpose for which it is manufactured. Without admitting it they sense that their lives would be completely intolerable as soon as they no longer clung to satisfactions which are none at all.
9. Ekin işleyiminin güvenle ideoloji olarak adlandırılabilecek olan tini bugün onun en tutkulu savunusu tarafından düzenleyici bir etmen olarak kutlanır. Kaotik olduğu önesürülen bir dünyada insanlara yönelim için ölçünlere benzer birşey sağlar, ve bu kendi başına övgüye değer görülür. Oysa, savunucularının ekin işleyimi tarafından korunduğunu imgeledikleri şey aslında onun tarafından tam tersine başından sonuna dek yokedilir. Renkli sinema eski, içtenlikli tavernayı bombaların yapabileceklerinden çok daha büyük bir boyutta yıkar: film onun imagosunu, idealleştirilmiş imgesini silip atar. Hiçbir anayurt onu kutlayan ve bunu yaparken üzerinde serpildiği eşsiz karakteri değiştirilebilir bir aynılığa döndüren filmler tarafından işlemden geçirilmekten sağ çıkamaz. 9. The most ambitious defense of the culture industry today celebrates its spirit, which might be safely called ideology, as an ordering factor. In a supposedly chaotic world it provides human beings with something like standards for orientation, and that alone seems worthy of approval. However, what its defenders imagine is preserved by the culture industry is in fact all the more thoroughly destroyed by it. The color film demolishes the genial old tavern to a greater extent than bombs ever could: the film exterminates its imago. No homeland can survive being processed by the films which celebrate it, and which thereby turn the unique character on which it thrives into an interchangeable sameness.
10. Haklı olarak ekin denebilecek olan şey bir acı çekme ve çelişki anlatımı olarak iyi yaşam ideasını elinden kaçırmamaya çabaladı. Ekin ne salt varolanı ne de uylaşımsal ve bundan böyle bağlayıcı olmayan düzen kategorilerini temsil edebilir — kategoriler ki, ekin işleyimi tarafından sanki varolan olgusallık iyi yaşammış gibi, ve sanki bu kategoriler onun gerçek ölçüsüymüş gibi iyi yaşam ideası üzerine örtülürler. Eğer ekin işleyiminin temsilcilerinin yanıtı ekin işleyiminin işinin hiç de sanat sunmak olmadığıysa, bunun kendisi ideolojidir ki onunla işi yaşatan şey için sorumluktan kaçınırlar. Hiçbir kötülük hiçbir zaman böyle olduğunun açıklanmasıyla düzeltilmez. 10. That which legitimately could be called culture attempted, as an expression of suffering and contradiction, to maintain a grasp on the idea of the good life. Culture cannot represent either that which merely exists or the conventional and no longer binding categories of order which the culture industry drapes over the idea of the good life as if existing reality were the good life, and as if those categories were its true measure. If the response of the culture industry’s representatives is that it does not deliver art at all, this is itself the ideology with which they evade responsibility for that from which the business lives. No misdeed is ever righted by explaining it as such.
11. Somut belirlilik olmaksızın, tek başına düzene gönderme boşunadır; düzgüler kendilerini olgusallıkta ya da bilinç önünde hiç tanıtlamaksızın, yayılmışlıklarına başvurmak eşit ölçüde boşunadır. ınsanlara öylesine yoksunluğunu çektikleri söylenerek kolayca satılan nesnel olarak bağlayıcı bir düzen düşüncesi, eğer kendini içsel olarak ve insanlarla yüzleşme içinde tanıtlamıyorsa, kendi için hiçbir hak isteminde bulunamaz. Ama ekin işleyiminin hiçbir ürününün girişmeyeceği şey de tam olarak budur. İnsanların kafalarına çaktığı düzen kavramları her zaman statükonun kavramlarıdır. Bundan böyle onları kabul edenler için hiçbir tözleri olmasa bile, sorgulanmamış, çözülmemiş ve eytişimsel olmayan bir yolda varsayılmış kalırlar. Kant’ınkinin tersine, ekin işleyiminin kesin buyrumunun bundan böyle özgürlükle ortak hiçbir şeyi yoktur. Ne ile uyuşulacağı konusunda hiçbir bilgi vermeksizin duyuruda bulunur: Uyuşacaksın; nasıl olsa varolan şeyle, ve herkesin nasıl olsa onun gücünün ve her yerde bulunurluğunun bir yansıması olarak düşündüğü şeyle uyuş. Ekin işleyiminin ideolojisinin gücü öyle bir güçtür ki uyuşumculuk bilincin yerini almıştır. Ondan kaynaklanan düzen hiçbir zaman olduğunu öne sürdüğü şeyle ya da insanların gerçccedil;ek ilgileri ile yüzleştirilmez. Oysa düzen kendinde iyi değildir. Ancak iyi bir düzen olarak böyle olacaktır. Ekin işleyiminin bununla ilgilenmemesi ve soyut olarak düzene övgüler yağdırması olgusu verdiği iletilerin güçsüzlüğüne ve gerçeksizliğine tanıklık eder. Kafası karışanları yönlendireceğini ileri sürerken, onları kendilerininki ile değiştirecekleri yalancı çatışmalarla aldatır. çatışmaları onlar için yalnızca görünüşte, olgusal yaşamlarında hiç çözülmeyecekleri bir yolda çözer. Ekin işleyiminin ürünlerinde insanlar ancak yara almaksızın ve genellikle yardımsever bir topluluğun temsilcileri tarafından kurtarılmak üzere başhorn;larını derde düşürürler; ve sonra boş uyum içinde, başlangıçtaki deneyimlerine göre istemlerini kendi çıkarlarıyla uzlaşmaz olarak görmüş oldukları genellik ilkesi ile uzlaştırılırlar. Bu amaç için ekin işleyimi hafif müzikli eğlence gibi kavramsal-olmayan alanlara dek ulaşan formüller geliştirmiştir. Burada da kişi bir kıskaca, dizemli sorunlara yakalanır ki, temel vuruşun utkusu tarafından hemen çözülebilirler. 11. The appeal to order alone, without concrete specificity, is futile; the appeal to the dissemination of norms, without these ever proving themselves in reality or before consciousness, is equally futile. The idea of an objectively binding order, huckstered to people because it is so lacking for them, has no claims if it does not prove itself internally and in confrontation with human beings. But this is precisely what no product of the culture industry would engage in. The concepts of order which it hammers into human beings are always those of the status quo. They remain unquestioned, unanalyzed and undialectically presupposed, even if they no longer have any substance for those who accept them. In contrast to the Kantian, the categorical imperative of the culture industry no longer has anything in common with freedom. It proclaims: you shall conform, without instruction as to what; conform to that which exists anyway, and to that which everyone thinks anyway as a reflex of its power and omnipresence. The power of the culture industry’s ideology is such that conformity has replaced consciousness. The order that springs from it is never confronted with what it claims to be or with the real interests of human beings. Order, however, is not good in itself. It would be so only as a good order. The fact that the culture industry is oblivious to this and extols order in abstracto, bears witness to the impotence and untruth of the messages it conveys. While it claims to lead the perplexed, it deludes them with false conflicts which they are to exchange for their own. It solves conflicts for them only in appearance, in a way that they can hardly be solved in their real lives. In the products of the culture industry human beings get into trouble only so that they can be rescued unharmed, usually by representatives of a benevolent collective; and then in empty harmony, they are reconciled with the general, whose demands they had experienced at the outset as irreconcilable with their interests. For this purpose the culture industry has developed formulas which even reach into such non-conceptual areas as light musical entertainment. Here too one gets into a ’jam’, into rhythmic problems, which can be instantly disentangled by the triumph of the basic beat.
12. Bununla birlikte, savunucularının bile insanlar için nesnel olarak ve sezgisel olarak gerçek-olmayanın öznel olarak iyi ve gerçek olamayacağını bildiren Platon ile açıkça çelişmeleri güç olacaktır. Ekin işleyiminin bulamaçları ne kutlu bir yaşam için yol göstericiler ne de yeni bir ahlaksal sorumluluk sanatı değil, ama dahaçok arkasında en güçlü çıkarların durduğu çizgiye katılmak için dürtüklemelerdir. Yaydığı uylaşım kör, saydam olmayan yetkeyi güçlendirir. Eğer ekin işleyimi kendi tözü ve mantığı ile değil ama etkerliği ile, olgusallıktaki konumu ile ve belirtik boşsavları ile ölçülürse, eğer ciddi kaygının odağı her zaman başvurduğu etkerlik olursa, etkisinin gizilgücü iki kat ağırlaşır. Bununla birlikte, bu gizilgüç gücü yoğunlaştıran çağdaş toplumun güçsüz üyelerinin içine düştükleri kişilik-zayıflıklarının öne çıkarılmasında ve sömürülmesinde yatar. Bilinçleri geriye doğru daha öte geliştirilir. Kinik Amerikan film yapımcılarının filmlerinin onbir yaşındakilerin düzeyini hesaba katmaları gerektiğini söylediklerinin duyulması rastlantı değildir. Bunu yaparken, en istedikleri şey yetişkinleri onbir yaşındaki çocuklara çevirmektir. 12. Even its defenders, however, would hardly contradict Plato openly who maintained that what is objectively and intrinsically untrue cannot also be subjectively good and true for human beings. The concoctions of the culture industry are neither guides for a blissful life, nor a new art of moral responsibility, but rather exhortations to toe the line, behind which stand the most powerful interests. The consensus which it propagates strengthens blind, opaque authority. If the culture industry is measured not by its own substance and logic, but by its efficacy, by its position in reality and its explicit pretensions; if the focus of serious concern is with the efficacy to which it always appeals, the potential of its effect becomes twice as weighty. This potential, however, lies in the promotion and exploitation of the ego-weakness to which the powerless members of contemporary society, with its concentration of power, are condemned. Their consciousness is further developed retrogressively. It is no coincidence that cynical American film producers are heard to say that their pictures must take into consideration the level of eleven-year-olds. In doing so they would very much like to make adults into eleven-year-olds.
13. Kapsamlı araştırmanın, henüz, ekin işleyiminin tikel ürünlerinin geriletici etkisini tanıtlayan su geçirmez bir uslamlama üretmiş olmadığı doğrudur. Kuşkusuz imgelesel olarak tasarlanan bir deney bunu başarmada ilgili parasal güç ve çıkar odaklarının rahatını kaçıracak denli başarılı olabilirdi. Ne olursa olsun hiç duraksamadan kabul edebiliriz ki dinmeyen damlalar taşı delerler, özellikle yığınları kuşatan ekin işleyimi dizgesi herhangi bir sapmaya karşı hoşgörüsüzken ve davranış üzerine aynı formülleri aralıksız yineleyip dururken. Yalnızca kitlelerin derinlerde yatan bilinçsiz güvensizlikleri, sanat ve görgül olgusallık arasındaki ayrımın kitlelerin tinsel yapılarındaki son kalıntısı onların niçin çoktandır en son bireye dek dünyayı onlar için ekin işleyiminin kurduğu biçimiyle algılamış ve kabul etmiş olmadıklarını açıklar. ıletileri gösterildikleri denli zararsız olsaydı bile — ki her zamanki basmakalıp çizgilerde betimlenen entellektüellere karşı şimdilerde yaygın olan nefret kampanyalarına katılan filmler gibi sayısız durumda açıktır ki zararsız değildirler —, ekin işleyiminin istediği tutumlar zararsız olmaktan başka herşeydir. Eğer bir yıldız falcısı okuyucularını özel bir günde dikkatli araba kullanmaya çağırıyorsa, bu kuşkusuz kimseyi yaralamaz; ama gerçekte hergün geçerli olan ve bu yüzden budalaca olan bu uyarının yıldızların onayını gerektirdiği önesürümünde yatan aptallaştırmadan zarar göreceklerdir. 13.It is true that thorough research has not, for the time being, produced an airtight case proving the regressive effects of particular products of the culture industry. No doubt an imaginatively designed experiment could achieve this more successfully than the powerful financial interests concerned would find comfortable. In any case, it can be assumed without hesitation that steady drops hollow the stone, especially since the system of the culture industry that surrounds the masses tolerates hardly any deviation and incessantly drills the same formulas on behavior. Only their deep unconscious mistrust, the last residue of the difference between art and empirical reality in the spiritual make-up of the masses explains why they have not, to a person, long since perceived and accepted the world as it is constructed for them by the culture industry. Even if its messages were as harmless as they are made out to be — on countless occasions they are obviously not harmless, like the movies which chime in with currently popular hate campaigns against intellectuals by portraying them with the usual stereotypes — the attitudes which the culture industry calls forth are anything but harmless. If an astrologer urges his readers to drive carefully on a particular day, that certainly hurts no one; they will, however, be harmed indeed by the stupefication which lies in the claim that advice which is valid every day and which is therefore idiotic, needs the approval of the stars.
14. ınsan bağımlılık ve köleliğini, ekin işleyiminin yitiş noktasını kendisi ile görüşme yapılan bir Amerikan izleyici tarafından yapıldığından daha aslına bağlı bir yolda betimleyebilmek güçtür. Bu izleyicinin görüşüne göre eğer insanlar yalnızca önde gelen kişilerin önderliğini izleyecek olsalardı çağdaş dönemin ikilemleri çözülürdü. Ekin işleyiminin dünyanın tam olarak onun tarafından önerilen düzende olmasından duyulan bir hoşnutluk duygusu uyandırması ölçüsünde, insanlar için hazırladığı almaşık doyum onlardan aldatıcı olarak öngördüğü aynı mutluluğu çalar. Ekin işleyiminin bütünsel etkisi bir karşı-aydınlanma etkisidir ki bunda, Horkheimer ve benim belirttiğimiz gibi, aydınlanma, yani, doğa üzerindeki ilerici uygulayımsal egemenlik bir kitle aldatmacası olur ve bilinci zincire vurmanın bir aracına çevrilir. Kendileri için bilinçli olarak yargılayan ve karar veren özerk, bağımsız bireylerin gelişmesini engeller. Oysa bunlar kendine bakabilmek ve gelişebilmek için 18 yaşını doldurmuş yetişkinlere gereksinim duyan demokratik bir toplum için önkoşul olacaktı. Eğer kitleler salt kitleler oldukları için yukardan haksız olarak hakarete uğramışlarsa, ekin işleyimi onları kitlelere dönüştürmekten ve sonra da aşağılamaktan, ve bu arada özgürlük için çağın üretici güçlerinin izin verdiği denli olgunlaşmış olan insanların özgürleşmelerini engellemekten en az sorumlu olanlar arasında değildir. 14. Human dependence and servitude, the vanishing point of the culture industry, could scarcely be more faithfully described than by the American interviewee who was of the opinion that the dilemmas of the contemporary epoch would end if people would simply follow the lead of prominent personalities. In so far as the culture industry arouses a feeling of well-being that the world is precisely in that order suggested by the culture industry, the substitute gratification which it prepares for human beings cheats them out of the same happiness which it deceitfully projects. The total effect of the culture industry is one of anti-enlightenment, in which, as Horkheimer and I have noted, enlightenment, that is the progressive technical domination of nature, becomes mass deception and is turned into a means for fettering consciousness. It impedes the development of autonomous, independent individuals who judge and decide consciously for themselves. These, however, would be the precondition for a democratic society which needs adults who have come of age in order to sustain itself and develop. If the masses have been unjustly reviled from above as masses, the culture industry is not among the least responsible for making them into masses and then despising them, while obstructing the emancipation for which human beings are as ripe as the productive forces of the epoch permit.