|
Ön
Not.
Aziz Yardımlı.
İnsanın
bilme yetisi belirli kavramları kullanma yetisidir. Kavramların
nesnel olgusallık karşısında sınırlı, yeterli, uygun vb.
olup olmadıkları sorusu bir yana, doğal dil, anadil kavramların
beliriş ortamlarıdır ve ne olursa olsun herhangi bir içeriği,
anlamı, imlemi anlatmak için tüm kaynaklar oradadır. Bu
kaynaklar yeterli olmadığında, büyük sorun doğar: Düşünce
dil ortamında devindiğine göre, her düşünce dilde anlatım
bulduğuna göre, ‘dilde anlatım bulamayan bir düşünce’
durumunda sorun nedir? Daha iyisi: Acaba böyle bir sorun
doğabilir mi? Kişinin kendisinin düşünebildiği ve başkalarının
düşünemediği ‘evrensel olmayan’ bir kavram, düşünülen
ve gene de dilin kaynaklarıyla evrensel olarak anlatılamayan
bir ansal ürün olabilir mi? Hiç kuşkusuz sezgi, duyumsama,
esin vb. gibi kimi ‘felsefecilerin’ bile yararlandıkları
sanısında oldukları ‘bilme’ ya da ‘düşünme’ aygıtlarını,
ve onlara bağlanan bulanıklık-sever eğilimleri bir yana
atıyoruz. Kişi başkalarıyla paylaşmadığı özel bir deneyimi,
duyguyu yaşayabilir. Bunu anlatması olanaksız olabilir.
Bir duyum, kavramların tersine, kendini duyum olarak
anlatmaya yetenekli değildir. İletişimi için kendisi kavrama
gereksinir.
Düşünülen ancak dil yoluyla ve dil ortamında düşünülebilir.
Eğer dilin kaynakları yeterli değilse, sorun kavramı anlatacak
sözcüğü yaratmaktır, ve doğal dillerin evrimleri bu sorunun
çaresine bakar. Derrida bir çocuk probleminin, henüz yalnızca
birkaç kavramla dünyayı anlamaya çalışan ve böylece ancak
kendine özgü çocuksu dünyasını, görüngüsünü tüm gerçeklik
olarak algılayan bir çocuğun yaşadığı soruna benzer bir
sorunun içindedir. Kavramlarını çözer, ve kavramsız bilincinde
kendi yarattığı kuşkuculukla, kendi yarattığı irrasyonalizmle
oynar. Bütünüyle açık, bütünüyle duru bir anlamı olan
ve doğal us tarafından en kolay ve hiçbir güçlük olmaksızın
anlaşılabilen bir sözcüğe (yapısızlaştırma, sökme,
dağıtma, bozma, parçalama) sözde ‘yeni’ anlamlar ‘vermesi’
dilin evrensel-kavramsal doğası konusunda tam bilgisizlik
zemininde başarılan ve onaylanan bir girişimdir. Ya sözcüğe
şimdiden dilde bulunan bir anlamı verecektir (ki bunu
keyfi olarak yapabilir, ama bu bir yenilik ya da buluş
değildir), ya da Fransızca’da, kendi anadilinde henüz
anlatım bulamamış bir kavram için bir anlatıcı, bir simge,
bir sözcük bulacaktır. Kafası bu konularda bulanıklaşmış
bir insan elbette sözcüğün çevirisinin güçlüğünden yakınacaktır,
giderek bu kişisel saçmalıklarını ‘şiirsel’ bir sorun
olarak bile görebilcektir (açıktır ki her bir dilin kendi
özgünlüklerinden büyük ölçüde yararlanan şiirsel yapıtın
bu biçimsel yanlarda çakışmayan diller arasında çevirisi
bir kavramsal metnin çevirisinden büyük ölçüde ayrılır;
ama ‘yapısızlaştırma’ ya da ‘sökme’ anlatımı hiç de şiirsel
değildir). Sökme, yapıyı dağıtma, çözme, ortalığa saçma
— böyle anlamlar sözcüğün hiç kuşkusuz hiç de estetik
olmayan, ne olursa olsun güzel bir eylemi ve davranışı
anlatmayan, aslında bilinci, kişinin ansal dünyasını kirleten
doğal anlamlarıdır, ama tüm tek-yanlı çözümleme ediminde
olduğu gibi burada da bir yoketmenin, bütünü yoketmenin
eşiğine gelinir. Derrida sözcükten bu anlamı çalmaya,
onu bu doğal anlamından yoksun bırakmaya çalışır. Bu kafası
karışmış, düşünceleri yapısızlaştırılmış bir entelin her
zamanki sorunudur. Ve yaygın bir duygudaşlıkla karşılanmasından
daha anlaşılır birşey olamaz.
Bunun
dışında, makineler, yapılar, araçlar vb. düzleminde değil
ama kavramsal düzlemde kullanıldığında, yapısızlaştırma
çözümleme ile sözcüğün tam anlamıyla aynı şeydir,
çünkü çözümleme de yalnızca ‘söker.’ Ama çözümleme bir
kavramı tüm başkalarından yalıttığını sandığı zaman, onu
kendisinden başka her kavramdan soyutladığını sandığı
zaman, o kavramın kendisini de olanaksızlaştırmayı istediğini
anlamaz. Soyutlamanın olanaksız olduğunu anlamaz. İlişkisiz
kavram kendi niteliğini, değerini, anlamını da yitirir.
Yapısızlaştırma da tıpkı çözümleme gibi sonuçta soyut
evrensele ulaşır. Bütünü dağıtır, ve parçaları öyle
bırakır; bu düzeye dek postmodernistin bilinci bir soyutlamalar
çöplüğüdür. Sık sık belirtildiği gibi, süreç yokedicidir,
çünkü sökülen parçaların kendileri bütünün parçaları olmaya,
ve böylece parçalar olmaya son verirler. Ne zaman bir
parçadan söz etsek, bu bir bütünün göz önüne alındığını
imler. Ama yapısızlaştırma mantığı bireşimi, bütünü varsayan
çözümlemenin kuramsal değerinden de yoksundur. Bireşimi
dışlayan tek-yanlı çözümleme—soyutlamacı anlağın bu düşüncesiz
girişimi—onu yerine getiren görgücü bilincin amacının
tam tersine ulaşır, bireysel / duyusal olana erişme
çabasında tam tersine ‘‘evrensele,’’ ‘‘düşünceye,’’ ‘‘kavrama’’
erişir, ve böylece nasıl bireşimden yola çıkmışsa ve böylece
kendinde bireşimse, sonucunda da yeniden bireşime
açılır, kendinde yine bireşimden başka birşey değidir.
|
Jacques Derrida
Bir Japon Dosta Mektup
(10 Temmuz 1983)
Çeviren: Aziz Yardımlı
İNTERNETTEN
BİR İNGİLİZCE METİN
Sevgili Profesör
Izutsu, son karşılaşmamızda size ‘‘deconstruction’’ sözcüğü üzerine
kimi şematik ve ön düşünceler konusunda söz vermiştim. Tartıştığımız
şey bu sözcüğün Japonca’ya olanaklı bir çevirisi için bir önsöylemdi,
bir çeviri ki en azından, olanaklıysa, imlemlerinin ya
da yananlamlarının olumsuz bir belirleniminden sakınmaya çalışacaktı.
Soru öyleyse ‘yapısızlaştırma’nın ne olmadığı, ya da daha doğrusu
ne olmaması gerektiği olacaktı. Bu ‘‘olanaklı’’ ve ‘‘gerek’’
sözcüklerinin altını çiziyorum. Çünkü eğer çeviri güçlükleri önceden
görülebilirse (ve yapısızlaştırma sorusu ayrıca baştan sona çeviri
sorusudur, kavramların diline, ‘‘batı metafiziği’’ denilen şeyin
kavramsal bedenine ilişkin bir sorudur), kişi saf bir tutumla
‘‘yapısızlaştırma’’ sözcüğünün Fransızca’da belli bir duru ve
ikircimsiz imleme karşılık düştüğüne inanarak başlamamalıdır.
‘‘Benim’’ dilimde daha şimdiden sözcük için şurada burada tasarlanabilecek
şey ve kullanımın kendisi, sözcüğün yedekleri arasında ciddi [sombre]
bir çeviri sorunu vardır. Ve daha şimdiden açıktır ki Fransızca’da
bile, şeyler bir bağlamdan bir başkasına değişirler. Almanca’da,
İngilizce’de ve özellikle Amerikan bağlamlarında durum özellikle
böyledir, çünkü onlarda aynı sözcük önceden çok değişik yananlamlara,
çekimlere ve duygusal değerlere bağlanmıştır. Çözümlemeleri ilginç
olacaktır ve daha kendi başına bir incelemeyi hak eder.
Ben sözcüğü seçtiğim zaman,
ya da o kendini bana dayattığı zaman — sanırım Grammatoloji
Üzerine’deydi [De la Grammatologie] — ona beni o
sıralar ilgilendiren söylemde böylesine özeksel bir rol yükleneceğini
çok az düşündüm. Başka şeyler arasında Heidegger’in Destruktion
ya da Abbau sözcüğünü kendi amaçlarım için çevirmeyi
ve uyarlamayı istedim. Her biri bu bağlamda varlıkbilimin ya
da Batı metafiziğinin temel kavramlarının yapısı ya da geleneksel
mimarisi ile ilgili belli bir işlemi imliyordu. Ama Fransızca’da
‘‘destruction / yoketme’’ çok fazla açıkça bir ortadan
kaldırmayı ya da olumsuz bir indirgemeyi imliyordu ve bu Heidegger’in
yorumuna ya da önerdiğim okuma tipine olmaktan çok Nietzsche’nin
‘‘yıkma’’sına çok daha yakındı. Böylece onu bir yana attım.
‘‘Yapısızlaştırma’’ sözcüğünün (ki aklıma bütünüyle kendiliğinden
gelmiş gibi görünüyordu) iyi Fransızca olup olmadığını araştırdığımı
anımsıyorum. Onu Littré’de buldum. Dilbilgisel, dilbilimsel
ya da diluzsal anlamların [portees] ‘‘düzeneksel’’ bir
anlamla [portee ‘‘machinique’’] bağlı oldukları bulundu.
Bu çağrışım çok talihli, ve ne mutlu ki en azından imlemek istediğim
şeye uygun göründü. Belki de Littré’den kimi girişleri
alıntılayabilirim.
‘‘Deconstruction: yapısızlaştırma
eylemi. Dilbilgisi terimi. Bir tümcede sözcüklerin yapılarını
düzensizleştirme. ‘Yapısızlaştırma üzerine, yapı demenin olağan
yolu,’ Lemare, De la maniére d’apprendre les langues,
bölüm 17, Cours de langue Latine’de. Deconstruire: 1.
Bir bütünün parçalarını ayırmak. Bir makineyi başka bir yere
aktarmak için sökmek. 2. Dilbilgisi terimi ... Şiiri yapısızlaştırmak,
ölçünün bastırılmasıyla, düzyazıya benzer kılmak. Kesinlikle.
(‘Kavram-öncesi dizgelerde, çeviri ile de başlanabilir ve üstünlüklerinden
biri hiçbir zaman yapısızlaştırmaya gereksinmemektir,’ Lemare,
a.y.) 3. Se deconstruire [kendini yapısızlaştırmak] ...
yapısını gevşetmek. ‘Modern araştırmacılık bize göstermiştir
ki zamansız Doğunun bir bölgesinde, eksiksizlik durumuna ulaşan
bir dil yapısızlaştırılır [s’est deconstruite] ve insan
anlığına doğal yalın bir değişim yasasına göre, kendi içersinden
değiştirilir,’ Villemain, Preface du Dictionaire de l’Academie.’’
Doğallıkla tüm bunları Japonca’ya
çevirmek zorunlu olacaktır, ama bu yalnızca sorunu erteler.
Söylemeye gerek yok ki, eğer Littré tarafından sıralanan
imlemlerin tümü ‘‘demek istediğim’’e [voulais-dire] eğinimleri
nedeniyle beni ilgilendirmişlerse, bir bakıma eğretilemeli olarak
yalnızca anlam modellerini ya da bölgelerini ilgilendirmişlerdir,
yapısızlaştırmanın en hırslı konumunda özlem duyduğu şeyin bütünlüğünü
değil. Bu dilbilimsel-dilbilgisel modele sınırlı değildir —
düzeneksel bir model bir yana. Bu modellerin kendilerinin yapısızlaştırmacı
sorgulamanın altına getirilmeleri gerekir. Bu ‘‘modellerin’’
‘‘yapısızlaştırma’’ kavramı ve sözcüğü hakkındaki bir dizi yanlış
anlamamanın arkasında oldukları doğrudur, çünkü onu bu modellere
indirgeme yönünde bir kışkırtma vardır.
Belirtilmelidir ki sözcük
Fransa’da seyrek olarak kullanılıyor ve büyük ölçüde bilinmiyordu.
Belli bir yolda yeniden-yapılaştırılmalıydı, ve kullanım değeri
o sıralar Grammatoloji Üzerine çevresinde ve temelinde
üstlenilen söylem tarafından belirlenmiştir. Şimdi bu değere
belli bir sağınlık vermeye çalışacağım — herhangi bir bağlamsal
stratejiye karşı bir sığınak olarak kullanılan bir ilkel anlama
ya da kökenbilime değil.
‘‘Bağlam’’ konusu üzerine
birkaç sözcük daha. O sıralar yapısalcılık / structuralism
egemendi. Yapısızlaştırma / Deconstruction aynı yönde
gidiyor olarak göründü çünkü sözcük yapılara belli bir dikkati
imliyordu (ki bunların kendileri yalnızca düşünceler, biçimler,
bireşimler ya da dizgeler değillerdi). Yapısızlaştırma da yapısalcı
bir konumdu ya da her ne olursa olsun yapısalcı sorunsal için
belli bir gereksinimi varsayan bir konumdu. Ama aynı zamanda
karşı-yapısalcı bir konumdu, ve talihi bir düzeye dek bu ikircime
dayanır. Yapılar çözülecek, ayrıştırılacak, çökeltisizleştirilecekti
(her tip yapı: dilbilimsel, ‘‘mantık-özeksel,’’ ‘‘ses-özeksel’’
— yapısalcılık o sıralar özellikle dilbilimsel modellerin ‘Saussure’ci
de denilen bir yapısal dilbilimin denetimi altındaydı — toplumsal-kurumsal,
politik, ekinsel ve herşeyden ve başından bu yana felsefi).
Bu, özellikle Birleşik Devletler’de,
yapısızlaştırma motifinin ‘‘yapısalcılık-sonrası / poststructuralism’’
ile bağlanmasının nedeniydi (bir sözcük ki Birleşik Devletler’den
‘‘geri dönüşüne’’ dek Fransa’da bilinmiyordu). Ama yapıların
çözülmesi, çözündürülmesi ve çökeltisizleştirilmesi / désedimentation,
sorguladığı yapısalcı devimden daha tarihsel belli bir anlamda,
olumsuz bir işlem değildi. Yoketme yerine, bir ‘‘ensemble’’ın
nasıl oluşturulduğunu anlamak ve onu bu amaçla yeniden-yapılaştırmak
da zorunluydu. Bununla birlikte, olumsuz görünüşü silmek (de-)
sözcüğünün dilbilgisi tarafından düşündürülenden çok daha güçtür
ve öyle kalır, üstelik bir ‘yıkma’dan çok doğuşsal bir yeniden-yapmayı
[remonter] belirtebilse de. Sözcüğün, en azından kendi
başına, bana hiçbir zaman doyurucu görünmemesinin nedeni budur
(ama hangi sözcük doyurucudur), ve her zaman bütün bir söylem
tarafından kuşatılmalıdır. Onu sonradan gerçekleştirmek güçtür,
çünkü, yapısızlaştırma işinde, tıpkı burada yapmam gerektiği
gibi, uyarıcı belirteçleri çoğaltmam ve tüm geleneksel felsefi
kavramları bir yana bırakmam, ve bu arada en azından ‘silinmiş’
olarak onlara geri dönme zorunluğunu yeniden doğrulamam gerekiyordu.
Dolayısıyla buna iveğenlikle bir tür olumsuz tanrıbilim denmiştir
(bu ne doğru ne de yanlıştır ama burada tartışmaya girmeyeceğim).
Gene de, ve görünüşe karşın,
yapısızlaştırma ne bir çözümleme ne de bir eleştiridir
ve çevirisinin bunu dikkate alması gerekecektir. Özel olarak
bir çözümleme değildir çünkü bir yapının sökülmesi bir yalın
öğeye doğru, çözünemez bir kökene doğru bir gerileme değildir.*Bu
değerler, çözümlemenin değerleri gibi, kendileri yapısızlaştırmaya
konu olan ‘filosofem’lerdir [felsefi sorunlar, öğeler,
ilkeler]. Ne de genel bir anlamda ya da Kantçı anlamda bir eleştiridir.
Krinein ya da krisis örneği (karar, seçim, yargı,
ayrımsama), tıpkı aşkınsal eleştirinin aygıtının tümü gibi,
yapısızlaştırmanın özsel ‘‘temalarından’’ ya da ‘‘nesnelerinden’’
biridir.
Aynı şeyi yöntem
konusunda da söyleyeceğim. Yapısızlaştırma bir yöntem değildir
ve bir yönteme dönüştürülemez. Özellikle eğer sözcüğün uygulayımsal
ve işlemsel imlemleri vurgulanırsa. Belli çevrelerde (üniversite
çevreleri ya da ekinsel çevreler, özellikle Birleşik Devletler’de)
zorunlu olarak yapısızlaştırma sözcüğünün kendisine bağlı görünen
uygulayımsal ve yöntembilimsel ‘‘eğretileme’’ayartmayı ya da
saptırmayı başarabilmiştir. Bu yüzden bu çevrelerde şu tartışma
gelişmiştir: Yapısızlaştırma okuma için ve yorumlama için bir
yöntembilim olabilir mi? Akademik kuruluşlar tarafından böyle
mülk edinilmesine ve evcilleştirilmesine izin verilebilir mi?
Yapısızlaştırmanın belli
bir yöntembilimsel araçsallığa ya da bir kurallar ve konum-değiştirebilir
[transposable] yordamlar kümesine indirgenemeyeceğini
söylemek yeterli değildir. Ne de her yapısızlaştırıcı ‘‘olay’’ın
tekil ya da — her ne olursa olsun — bir deyim ya da imza gibi
birşeye olanaklı olduğu ölçüde yakın kaldığını ileri sürmek
bir işe yarayacaktır. Ayrıca açıkça belirtilmelidir ki yapısızlaştırma
bir edim ya da işlem bile değildir. Yalnızca onunla ilgili olarak
‘‘edilgin’’ birşey olacağı için değil (Blanchot’nun dediği gibi,
edilginlikten, etkinliğe karşıt olan edilginlikten çok edilgin).
Yalnızca kendi başına karar verip onu bir nesneye, bir metne,
bir temaya vb. uygulayacak bir bireye ya da kümeye geri dönmediği
için değil.
Yapısızlaştırma yer alır,
bir olaydır ki düşünüp taşınmayı, bilinci, ya da bir öznenin
ya da giderek modernliğin örgütlenmesini beklemez. Kendisini
yapısızlaştırır. ‘O’ yapısızlaştırılabilir. [Ça se deconstruit.]
‘‘O’’ [ça] burada ‘egolojik’ bir öznelliğe karşıt olan
kişiselliksiz bir şey değildir. O yapısızlaştırmadadır
(Littré ‘‘kendini yapısızlaştırmak [se deconstruire]
... yapısını yitirmek’’ der). Ve ‘‘se deconstruire’’deki ‘‘se,’’
ki bir benin ya da bir bilincin geçişliliği değildir, bütün
bilmeceyi taşır. Bir sözcüğün çevirisine yardımcı olmak için
onu daha duru kılmaya çalışırken, bununla yalnızca güçlükleri
arttırdığımı görüyorum, segili dostum: ‘‘çevirmenin olanaksız
görevi’’ (Benjamin). ‘‘Yapısızlar’’ tarafından bu da denmek
istenir.
Eğer yapısızlaştırma ‘onun’
[ça] yer aldığı her yerde, birşeyin olduğu yerde yer
alırsa (ve öyleyse anlama, ya da sözcüğün şimdiki ‘kitapsal’
anlamında metne sınırlı değilse), gene de sözcüğü ile, ayrıcalıklı
temaları ile, devingen stratejisi ile vb. yapısızlaştırmanın
bir motif olmakta olduğu zamanda, dünyamızda, modernlikte, olmakta
olan yoluyla düşünmemiz gerekir. Bu soruya yalın ve biçimselleştirilebilir
bir karşılığım yok. Tüm denemelerim bu yenilmez soru ile kapışma
girişimleridir. Bunlar onun ılımlı semptomlarıdır, tıpkı o denli
de geçici yorumlar olmaları gibi. Giderek, bir Heidegger şemasını
izleyip, bir yapısızlaştırma-içinde-olma, kendini bir ve aynı
zamanda başka ‘‘çığırlar’’da belirtecek ya da gizleyecek bir
yapısızlaştırma-içinde-olma ‘‘çığırı’’nda olduğumuzu söylemeyi
bile göze almayacağım. Bu ‘‘çığırlar’’ düşüncesi ve özellikle
olmanın yazgısının bir toparlanması ve hedefinin ve saçılmalarının
(Schicken, Geschick) birliği düşüncesi hiçbir
zaman çok inandırıcı olmayacaktır.
Çok şematik olmak için ‘‘yapısızlaştırma’’
sözcüğünü tanımlamanın ve dolayısıyla çevirmenin güçlüğünün
tüm yüklemlerin, tüm tanımlayıcı kavramların, tüm sözlük imlemlerinin,
ve giderek sözdizimi eklemlemelerinin — ki bir kıpı için kendilerini
bu tanıma ya da şu çeviriye ödünç veriyor görünürler — ayrıca
doğrudan ya da başka türlü yapısızlaştırılmış ve yapısızlaştırılabilir
oldukları vb. olgusundan kaynaklandığını söyleyeceğim. Ve bu
bu yapısızlaştırma sözcüğü için de böyledir, tıpkı her sözcük
için olduğu gibi. Of Grammatoloji Üzerine birlik ‘‘sözcüğünü’’
ve özellike ad biçiminde ona yüklenen tüm ayrıcalıkları sorguladı.
Öyleyse sözcüğün bir ‘‘düşünce’’ye eşit olma yeteneksizliğini
yalnızca bir söylem ya da daha doğrusu bir yazı giderebilir.
‘‘Yapısızlaştırma X’tir’’ ya da ‘‘yapısızlaştırma X değildir’’
tipindeki tüm tümceler a priori önemli olan noktayı kaçırırlar,
ki en azından yanlış olduklarını söylemektir. Bildiğiniz gibi,
metinlerimde ‘‘yapısızlaştırma’’ denilen şeyde önemli olan başlıca
şeylerden biri tam olarak varlıkbilimin ve herşeyden önce şimdiki
belirtici üçüncü kişinin sınarlanmasıdır: Ö Ydir.
‘‘Yapısızlaştırma’’ sözcüğü,
tüm başka sözcükler gibi, değerini ancak olanaklı bir durumlar
zincirine, çok şenlikli bir yolda bir ‘‘bağlam’’ denilen şeye
yazılmasında kazanır. Benim için, yazmaya çalıştığım ve henüz
çalışmakta olduğum şey için, sözcüğün ancak belli bir bağlam
içersinde ilgisi vardır ki, orada kendini şunlarla değiştirir
ve belirlenmeye bırakır: ‘‘ecriture,’’ ‘‘trace,’’ ‘‘differance,’’
‘‘supplement,’’ ‘‘hymen,’’ ‘‘pharmakon,’’ ‘‘marge,’’ ‘‘entame,’’
‘‘parergon,’’ vb. Tanım gereği, liste hiçbir zaman kapanamaz,
ve yalnızca yetersiz olan ve yalnızca ekonomi nedenleriyle yapılan
adları alıntıladım. Gerçekte, kimi metinlerimde kendi paylarına
bu adları belirleyen tümceleri ve tümcelerin ara bağlantılarını
alıntılamam gerekirdi.
Yapısızlaştırma ne değildir?
hiç kuşkusuz herşey! Yapısızlaştırma nedir? hiç kuşkusuz hiçbirşey!
Tüm bu nedenlere karşın, onun iyi bir sözcük [un bon mot]
olduğunu düşünmüyorum. Hiç kuşkusuz güzel [beau] değildir.
Kesinlikle yüksek düzeyde belirli bir durumda hizmet etmiştir.
Olanaklı bir eşdeğerler zincirinde onun üzerine nelerin dayatılmış
olduğunu bilebilmek için, özsel eksiksizliğine karşın, bu ‘‘yüksek
düzeyde belirli durum’’un çözümlenmesi ve yapısızlaştırılması
gerekecektir. Bu güçtür ve onu burada yapmayacağım. Daha şimdiden
çok uzun olan mektubu sonlandırmak için son bir söz. Çevirinin
kökensel dil ya da metin ile ilişki içinde ikincil ve türevsel
bir olay olduğuna inanmıyorum. Ve ‘‘yapısızlaştırma,’’ şimdi
dediğim gibi, özellikle bir eşdeğerler zincirinde yerine geçilebilecek
bir sözcük olduğu için, o zaman bu bir dilden bir başka dile
de yapılabilir. Şans, herşeyden önce ‘‘yapısızlaştırma(nın)’’
şansı, Japonca’da aynı şeyi (aynısını ve bir başkasını) söylemek
için, yapısızlaştırmadan söz etmek için, ve başka bir yere,
onun daha güzel de olacak bir sözcükte yazılmasına götürmek
için, bir başka sözcüğün (aynı sözcük ve bir başkası) bulunabilmesi
olacaktır. Ama daha güzel olacak olan başkasının bu yazılmasından
söz ederken, açıkça çeviriyi şiir ile aynı risk ve şansı içeriyor
olarak anlıyorum. ‘‘Şiir,’’ bir ‘‘şiir’’ nasıl çevrilir?
En iyi dileklerimle,
Jacques Derrida
*Gerçekte
görgücü çözümlemenin kendisi hiçbir zaman yalın olana ulaşamaz
(dizel motoru örneğinde görüldüğü gibi), ve analitik bilinç tarafından
yerine getirilişi yapısızlaştırma denilen şeyden ayrı değildir;
ya da, ciddi anlamında alındığında, çözümleme yalnızca sanısal,
sanal, soyut bir yalına ulaşabilir. Şöyle. Çözümlemenin hedefi
yalına ulaşmaktır; yalın kendisinden başka hiçbirşeyi içermeyen,
karışımsız, ayrımsız vb. bir soyutlanmışlık olacaktır. Böylece
düşüncedir. Ama hiçbir düşünce, daha doğru olarak, hiçbir kavram
salt kendisi değildir, ya da yalın değildir, çünkü kendi karşıtını
imlemek zorundadır. Ama bu imlem olumsal değil, tersine mantıksaldır,
ve zorunludur. (A.Y.) GERݘ
|
|
|
|