Platon

Psyche Opening the Golden Box

Prosperine
































 

(1825-1905)

Bouguereau’nun resimleri ilk çıktıklarından bu yana modernist ressamlar ve eleştirmenler tarafından sürekli eleştiri konusu edildi. Resim sanatını kurtarmaya soyunan bu "ilericiler" Bouguereau’nun tablolarında iyi bir resimde olmaması gereken herşeyi görebiliyorlardı. Ne var ki Bouguereau’nun yaşam sürecinden bu modernistler henüz alana egemen değildiler, henüz güzellik ve suçsuzluk insanları kendine çeken değerler olmayı sürdürüyordu, ve sanatçı 1905’de öldüğünde Fransa’nın en sevilen ve tanınan ressamıydı. Elbette (Lawrence Alma-Tadema'da olduğu gibi, Waterhouse'da olduğu gibi, Bouguereau durumununda da) sanatçının ünü ölümünün hemen ardından sona erdi, ve 1970’lere gelininceye dek adı bir daha neredeyse hiç duyulmadı. Yapıtları iki dünya savaşıyla, faşist ve ortaklaşacı devrimlerle karanlığa gömülen bir Avrupa için hiç kuşkusuz fazlasıyla duygusal, fazlasıyla güzel ve gerçektiler. Bu değerlere derin bir duygudaşlık besleyenler hiçbir zaman eksik olmasalar da, modernizm, fütürizm, dadaizm, ekspresyonizm gibi uç ve tek-yanlı modern akımları güzel ve anlamlı sanatın çoğunu yaptığı gibi Bouguereau’yu da unutulanlar arasına gömmeyi başardılar.

1970’lere gelindiğinde ise durum değişim kıpırdıları gösterir gibi oldu ve Bouguereau’nun tabloları yeniden sergilerde az buçuk görülür oldu. Ancak bu estetik ilgi kısa bir sürede Bouguereau tablolarının parasal değerlerinin de artmasına götürdü ve sonuçta bu kez de sanatçının tabloları güzelliğin değil ama paranın değerinde ölçülür oldular. Yine de dünya henüz Bougureau'yu unutmuş olmayı sürdürüyordu.

1990’larda ise İnternetin yayılmasıyla koleksiyoncuların ve pahalı basımların tekelinden kurtulan Bouguereau tablolarına yönelik bir ilgi patlaması yeniden yaşandı. Bugün İnternette yapıtları en hızla yayılan ressam kuşkusuz Bouguereau’dur. Onun adına sayısız kişisel siteler kurulmuştur, ve böylesine büyük bir sanatçıyı daha önce kapsamlarına bile almayan belli sanat galerileri, kitapları, koleksiyonları, incelemeleri vb. ilk kez bu yolla Bouguereau ile tanışmaktadır. 

Bouguereau’nun yalnızca ilgisizlikle karşılaşmamış olduğu olgusu önemlidir. Her zaman onu kabul etmeye hazır bir kamu oyu vardı, Bouguereau görüldüğü yerde insanları etkiliyordu. Ve bu kamu oyu sürekli olarak ondan özellikle uzaklaştırılıyordu. Tabloları engelleniyor, unutturuluyordu. Bu durum kaçınılmazdı; çünkü Picasso vardı ve dünya Picasso ve Bouguereau’nun birlikte varolabilecekleri denli tutarsız bir yer olamazdı. Bouguereau’nun ölümünün hemen ardından ortaya çıkan çirkin akımlarla birlikte sanatçını resimleri tarihin tutarlılığı gereği bir süreliğine rafa kaldırıldı ve sonunda onu ve onunla birlikte sayısız güzel sanat kahramanını yeniden gün ışığına çıkaran kübizmin yarattığı bıkkınlıktan, karamsarlıktan usanan insanlar oldu. 

...

Bouguereau özellikle köy çocuklarını konu alan çalışmalarıyla tanınır. Güzel köy çocukları çizdiği için de sık sık bir Romantik olarak görülürdü. Romantizm için köy yaşamı onurlu ve arı bir yaşam biçimini temsil ediyordu. Çiftlik ve köy insanlarının yalın, karmaşıklaşmamış yaşamları birçok kötülüğü ve gereksiz zorluğu barındıran kent yaşamına göre daha değerli ve anlamlı görülüyordu. Köylülerin dünyadan uzak yaşıyor olmaları, tüm yaşamlarının kilise çevresinde geçiyor olması genelde Romantiklere göre çok önemli eksiklikler değildi. Ne de köy yaşamının yoksulluğu ve kötü yaşam koşulları bu güzelliği lekelemeye yetiyordu. Krallık ve cumhuriyetçiliğin birbiriyle amansız bir savaş içinde olduğu bir dönemde bireyleri kutsallaştırmak, toplumsal türesizliği gün ışığına çıkarmak ve yalın yaşam biçimin temizliğini, suçsuzluğunu idealize etmek toplumda yaygın görülen birşeydi.

Bu açıdan Bouguerau’nun bir romantik olduğu görüşü doğru olabilir. Derin bir toplumsal duyuncu vardı, ve yoksul köy çocuklarını, dilencileri çizerken anlatmak istediği yalnızca estetik değildi. Toplumsal türesizlik onu yaşamı boyunca rahatsız etmişti (bunun en iyi örneği yaşamı boyunca destek verdiği genç ve yoksul ressamlardı), ve çevresindeki insanlara yaptıkları şeyde bir şans tanımak yaşamında hiçbir zaman ayrılmadığı ilkelerinden biriydi. Ama yine de Bouguereau’nun çocuk resimleri yapıyor olmasını yalnızca duyunç kaygılarına bağlamak yanlış olur. Bouguereau hiçbir zaman Realist bir ressam olma savında değildi—çizdiği en yoksul kızların bile elleri, ayakları, giysileri tertemizdi, hepsi iyi beslenmiş, iyi gelişmiş görünüyordu. Ayrıca hiçbirinin bedenleri zorlu ve acılı köy işlerinin izlerini taşımıyordu. Niye? Çünkü Bouguereau için güzellik ve gerçeklik birbirlerinden ayrılabilecek şeyler değildi, tablolarında toplumsal gerçekçilikten önce her zaman sanatsal gerçekçilik geliyordu. Bu da herşeyden önce güzellik anlamına geliyordu.

Resimde bir idealistim. Sanatta yalnızca güzel olanı görüyorum, ve benim için sanat güzel olandır. Niye doğada çirkin olanı yeniden yaratalım? Bunun niye gerekli olabileceğini anlayamıyorum. Gördüğümüzü yalnızca olduğu gibi çizmek, yok hayır — ya da en azından çok yetenekli oluncaya dek değil. Yetenek herşeyi kefaret eder ve herşeyi bağışlayabilir. Bugünlerde ressamlar fazla ileri gidiyorlar, tıpkı yazarların ve realist romancıların yaptığı gibi. Çizgiyi nerede çekeceklerini göstermek olanaksız. Her biri, kendine özgü beğenileri ile şairleri yeğlerim. 

William Bouguereau (Adolphe adını kullanmazdı) Fransa’nın atlantik kıyısındaki La Rochelle’de, 30 Kasım 1825’de doğdu. Çok erken bir yaşta resime ilgi duymaya başladı. Denir ki tıpkı Mozart gibi o da daha çok küçük yaşta resme olağanüstü bir yetenek gösterirdi.

Önce şarap, ardından da zeytinyağı tüccarları olan Bouguereau ailesi, genç William’ın da aile işine girmesini istediler. O da girdi. Bir müşteri babasını genç Bouguereau'yu Güzel Sanatlar’da okutmaya inandırdı. İzleyen yıllarda Bouguereau iş ve çalışmayı birlikte götürdü; resim yapmak için sabahın erken saati ve akşamın geç saatleri onundu. Bunun yanısıra reçel ve konserveler için etiketler yaparak ek para kazanıyordu. 1844’de yalnızca iki yıllık yarı-zamanlı öğrenime karşın genç Bouguereau beti çiziminde bir birincilik aldı. Artık geleceğinden hiçbir kuşkusu kalmamıştı. 

Gene de sanat dünyasının özeği Bordeaux değil, Paris’ti. Bouguereau’nun babasının durumu da onu oraya göndermeye el vermiyordu. Bunun üzerine bir papaz yardımcısı olan amcası devreye girip belirli bir ücrete karşılık kendi bölgesinde (‘parish’) yaşayanların resimlerini yapmasını istediğinde Bouguereau bu işi kabul etti. 33 adet portre ona 900 frank kazandırdı. Bir teyze kalan eksiği tamamladı, ve 1846’da Bouguereau 21 yaşında Paris’in yolunu tuttu. Bordeaux’da yaşayan Alaunx’un salık vermesiyle Bouguereau François-Edouard Picot’nun stüdyosuna kabul edildi, ardından da Paris’in Güzel Sanatlar’ına. O sıralar Paris’teki akademi tüm genç sanat öğrencilerinin resmi kabul görebilmek için hedefledikleri okuldu. 
 

* * *

19. yüzyılın birçok ressamı gibi Bouguereau da biçem ve uygulayım konusunda kendini dikkatle eğitti. Klasik yontmacılık ve ressamlıkla ilgilendi ve bu alanlarda kendini geliştirdi. Kendini Raphael'in bir öğrencisi sayar ve İzlenimcilerin çalışmalarını olsa olsa bitmemiş taslaklar olarak görürdü. Bu açıdan Ön-Rafaelitlere yakın durduğu söylenebilir. 

Bir resmi çizmeye başlamadan önce nesnesinin tarihini iyice gözden geçirir ve resmin sayısız taslağını tamamlardı. Erken resimlerinin çoğu klasik tarih ya da mitolojiden alınan çıplak betiler ve dinsel konular üzerineydi. Renk sayısının düşmesi ve çocuk resimlerine yönelmesi yaşamının daha sonraki dönemlerine rastlar. 
 

Öldüğünde Bouguereau yedi yüzün üzerinde resim tamamlamış, ün ve varsıllık elde etmişti. Yine de zor günlerini hiçbir zaman unutmadığı, gizlice genç sanatçılara kendilerini geliştirmelerinde destek olmayı sürdürdüğü bilinir. Çocukları portrelemedeki sıcaklığı, uygulayımsal yeteneği, klasiklere olan bağlılığı, ve usta renk kullanımı Bouguereau'un resimlerinin en dikkatçekici yanlarıdır.

"Her gün stüdyoma sevinçle dopdolu giderim; akşam karanlık nedeniyle durmam gerektiğinde, neredeyse sabahın gelişini bekleyemem. Çalışmam yalnızca bir haz değil, ama bir zorunluk oldu. Yaşamımda başka ne denli şeyim olursa olsun, eğer kendimi sevgili resmime veremezsem, sefil olurum."

"İnsan Güzellik ve Gerçekliği aramalı, bayım!"

 







 


 

Derleyen ve hazırlayan:
M. Diren Yardımlı


  © İDEA YAYINEVİ 2000
Site tasarı ve yapım: M. Diren Yardımlı
eurora@ideayayinevi.com

Bu sayfa 06/02/2000 tarihinde yüklenmiştir.

28/02/2000 tarihinde yüklenmiştir