![]() |
![]() |
| Çirkinin
‘Sanatı’ 3 ç 0 3 2 1 |
Aziz Yardımlı |
|
‘‘Güzellik
yoluyla, duyumsayan insan biçim ve düşünceye götürülür;
‘‘Ahlakın
yasaları sanatın da yasalarıdır.’’ |
![]() |
|
Modernlik kendinde yanlış ya da kınanacak birşey değildir. Modernlik ancak modernizm olduğu zaman, ancak modern olmanın, yeni olmanın , çağdaş olmanın kendisi saltıklaştırıldığı ve bir ilke yapıldığı zaman usdışına geçer. Bu olduğunda, her zaman yeni olan, hiç eksimeyen, hiç değişmeyen ilksiz-sonsuz değerler, ilksiz-sonsuz insan hakları, ilksiz-sonsuz güzellik, törellik ve doğallık ilkeleri hep değişenin, hep yitenin, hep geçici olanın karşısında yadsınırlar. Hiçbir zaman gerçekten varolmayan her zaman gerçekten varolanı, yitici oluş kalıcı varlığı yener. ‘Modern’ anlatımının bütünüyle suçsuz, bütünüyle yalın bir içeriği vardır, yalnızca ‘yeni’ olanı belirtir. Modern olan kendini geleneksel olanla karşıtlık içinde belirler. Onunla görelidir. Ama bu görelilik ona dışsal değildir. Tersine, ona özünlüdür. Yeni salt başkasının karşısında değil ama kendi asıl doğasında eskidir. Salt yeni olan sonlu nesne kendinde daha şimdiden eskidir, tüm belirlenimi eskimekten daha iyisi değildir, ve bunu eskiyerek tanıtlar. Yenilik tıpkı eskilik denli değelidir. Tinin gerçek değeri için yalnızca uygunsuz, yetersiz, yoksul belirlenimdir. Soyut
modernist anlak, karşıtların eytişimini kavramayan analitik bakış açısı
bu kendi doğası gereği soyut akışkanlık, tözsüz değişim kategorisine
sarılır. Bu en genel, en ilkel, en soyut oluş kategorisinde en yüksek
ilkenin karşısında olduğu sanısına kapılır. Göreciliğinde saltıkçı, kuşkuculuğunda
inakçıdır. Yine aynı nedenle, soyut, içeriksiz, eğitimsiz, öz-belirlenimsiz
modernizm bir tözsellikten, bir kalıcılıktan da yoksundur. Dayanıksızdır çünkü
tüm temellerin yıkılışıyla doğar ve geçicilik üzerine koşulludur. Bu
içeriksiz olumsuzlama modernist ruh durumunda ‘özgürlük’ olarak
algılanır, ve bu plastik özgürlük ne olursa olsun dışsal her belirlenimi,
sonlu her belirlenimi içerik olarak alabilir: Kaçındığı biricik içerik
gerçek, sonsuz değerlerdir. Ama onlar her zaman yenidirler. Nihilizm
değişmezliğin kendisini yadsıyan modernizmin değerler alanında kaçınılmaz
vargısıdır. İnsan Hakları ya da Doğal Hak kavramı tüm göreliliğin, tüm
tarihselliğin, tüm ekinselliğin üzerinde ve ötesinde olan a priori değeri
anlatır, ve Güç, Şiddet, Türesizlik ile karşıtlık içinde durur. Modernizm
buna da katlanamaz. Bentham’dan Wittgenstein’a tüm irrasyonalistlerin
insan hakları kavramına karşı çıkmaları bir özenç sorunu değildir. Liberal
Locke’un Köleciliği yasallaştırması bir tutarsızlık değildir. Nietzsche’nin
baş irrasyonalist olarak tüm değerlerin denize atılması isteminde bulunması
ve Güç İstencini yüceltmesi bir tutarsızlık değildir. |
|
|
Güzel Sanatlar insanı tanrısala yaklaştırır, ona varoluşunun estetik olarak nasıl olabileceğini anlatırlar. Dünyayı tılsımlı kılarlar. Güzelliği yadsıyan Kübizm insanın gerçek dünyasına, insan varoluşuna ait değildir. Bir başka varoluşa, nihilist tinin anlamsız, değersiz hiçliğine aittir. |
|
|
|
|
|
||||||||||
|
|
|
![]() |
|||||
|
Modern Sanat soyutluğunda öğretilebilir olmasının güvencesini bulur. Yetenek gerektirmez. Tam tersine, gereken şey özellikle yeteneksizliktir. Öğretende ve öğrenende ustalık da gerektirmez. Modern kurumsallaşma ortamında Felsefe de soyutlanarak kitle düzleminde öğretilebilirlik kazanır, ve modern toplum bu iki uygarlık değerini, felsefe ve sanatı, yalnızca etkisizleştirmekle kalmaz, ama onları usdışı bütüne uyarlamayı başarır. Kurumsallaşan sanat ve kurumsallaşan felsefe yalnızca özgürlüklerin iyitirmekle kalmaz, ama kendi kavramlarına karşı savaşmanın en etkili araçları olurlar. Modern Üniversite Gerçeklik ile kaygılanmaz. Güzellik ile de kaygılanmaz. Pragmatik tininde pragmatik istemlee yanıt ve doyum vermeye ayarlanmıştır. Fabrikanın mal üretmesi gibi, modern Üniversite de anlamayan fizikçi, türesiz tüzeci, duyarlıksız sanatçı, kavramsız felsefeci üretir. Modernist soyutlama yalnızca kavramları kendilerine karşı çevirmekle de yetinmez. Aynı Soyutlamacılık bilgide özelleşmeyi de dayatır. Matematikten habersiz tarihçi, fizikten habersiz toplumbilimci, felsefeden habersiz gökbilimci modern Yararlık İlkesinin bir kâr düzenine adadığı paradigmalar olurlar. |
Modern
varoluşta niçin herşey analitik olmak zorundadır? Niçin parçalar
yerlerinde olmamalı, niçin bütüne yaşam veren bağ koparılmalı, niçin doğal
nesne biçimini, bütünlüğünü, birliğini yitirmelidir? Niçin herşey sökülmeli,
yapısızlaştırılmalı, parçalanmalıdır? Yenilik tutkusu bu ayrıştırmacılığın
duygusal ve mantıksal zemini olarak görünür: Kaos, uyumsuzluk, belirlenimsizlik,
süreksizlik, görecilik, inançsızlık, geçicilik, tözsüzlük, içeriksizlik,
çağrışımcılık, atomizm, uylaşımsızlık vb. modernist tinin yenilik dediği
şeyi üretmesini sağlayan olumsuz terimleridir. Bireysellik (ya
da türlülük, çoğulculuk) her durumda kötü bir tinselliğin dışsal, ezici,
yabancı, yalancı birliğine yeğlenmelidir. Batının birlik ilkesi
yoktur. İnsan doğasının onuruna, Batıda somut değil ama soyut yeğlenmelidir. Modern
‘sanat’ın güzeli konu almaması bir başka olanaklı sorunu da çözer çünkü
güzellik duygusallığa yol açar. Duygu ise tam olarak modern toplumun
yararcı törelliğinin işlemesini önleyecek etmendir. Benzer olarak,
modern ‘felsefe’ gerçekliği konu alamaz çünkü gerçeklik ussallığa götürür.
Us ise tam olarak modern toplumun gerçekliksiz varoluşu için birincil
gözdağıdır. Modernizm duyguyu reddettiği yerde usu, ve usu reddettiği
yerde duyguyu reddetmek zorundadır. Us ve Duygu ve Duyarlık bir ve aynı
İdeanın anlatımlarıdır. Felsefeyi, Sanatı ve Sevgiyi püskürten bu uygarlık
düşmanı, bu barbarlık dostu tutumlar, bu analitik, atomik, soyutlamacı
eğilimler bir ve aynı usdışı bütünün sakınımı için zorunludurlar.
Modernizmin
kendine özgü bir sürekliliği vardır:
Tözsüz Sürekli Yenileşme |
Picasso süreklidir — yenilikte. Onun sürekliliği modern varoluş tarafından serseme çevrilen ve usunda ve ruhunda dayanıklı hiçbirşey, değerli hiçbirşey saklamayı başaramayan bireyin sürekliliğidir. Tözsel olmayanın, hiçbir öğesi sağlam olmayanın, her zaman yeni olanı arayanın sürekliliğidir. Onunki öyle bir akışkanlıktır ki akanın kendisi bir hiçliktir. Girdiği ırmak Herakleitos’un ırmağı değildir çünkü yalnızca tözü olan Logos’tan değil ama başka her tözden de yoksundur. Bunun dışında, Picasso süreksizdir, kopuktur — uygarlıktan, sanatın sürekliliğinden, güzelliğin sürekliliğinden. Picasso da yapıtları gibi bir Paradigmadır: Tıpkı modern fiziği bilimsel süreklilikten koparan Einstein gibi, tıpkı niceliğin sürekliliğini uzaydan ve matematikten silip atan Hilbert gibi: Tıpkı insanlığın törel sürekliliğini kesintiye uğratan Anglo-Saxon yararcısı ve Amerikan pragmatisti gibi. Modern fizik, modern estetik, modern törellik YENİdirler. Bir birikim ve gelişim sürecine ait değil ama onun ötesinde ve üzerindedirler. Yeni bir bilim kavramına, yeni bir sanat ve yeni bir törellik kavramına anlatım verirler. Onlarda Kavramın kendisi yeni bir ‘kavram’ olur — eytişimsiz, karşıtlıksız, ve süreksiz. |
|||||
![]() |
Modern
toplum Aydınlanmış toplumdur, orada herkes kendi bahçesini eker, kendi
bencilliği ile oyalanır. Orada pazar kurallarının düzenlediği toplumsal
işlere ve ilişkilere inancın ve duyuncun kesinlikle burnunu sokmaması
istenir. Ve orada geleneğin boş tinsel değerlerinden kurtarılan modern
toplum bireysel varoluşa yararlık değerleri tarafından, tüketim değerleri
tarafından belirlenen bir anlam verir. Bu insanlık-dışı varoluşta saf duyunç kaçınılmaz olarak anlamsızlıktan, değersizlikten, saçmalıktan yakınır. Modernizmden nefret bir varoluşçu başkaldırıya yoğunlaşır. Ama bu yakınma yakındığı toplumun kendisinin kategorilerine bağlı olarak düşündüğü sürece anlamsızı, saçmayı doğrulamanın ötesine geçerek neyin anlamlı, değerli ve gerçek olduğunu görmeyi başaramaz, modernist düşmanı ile işbirliği yapmayı, idealizm ve romantizme saldırma olanağını seçer. |
|
Yontudan
mimariye, şiirden müziğe dek her sanat dalında yer alan evrensel çirkinleşme
süreci egemen bir sınıfın ya da hükümetlerin komplosu değildir. Modern
sanatın sıradanlığın, sığlığın ortak beğenisini yansıtması, halksal Güzellik
duyusuna anlatım vermesi ya da sanatın kendini görgüsüz popüler beğeniye
indirgemesi de söz konusu değildir. Pop sanat elbette çirkinin
sanatı değildir. Çirkini beğenmek duyarlığın a priorisine, insan doğasının,
insan özünün kendisine aykırıdır. Çirkini beğenmek ve
Güzellikten tiksinmek özel
bir ruhsal bozukluğu, bir duyarlık başkalaşımını gerektirir. Ve
bu estetik indirgeniş özel bir entellektüeller sınıfına, ideolojiyi, nihilizmi,
fanatizmi, sadizmi de üreten bir nefret ekinine aittir. Hiç kuşkusuz Galileo ve Kepler, Descartes, Hegel, Spinoza, Mozart, Beethoven, Goethe, Schiller, Waterhouse, Bouguereau, Alma-Tadema, Maxwell ‘Batılı’ felsefeciler, ‘Batılı’ sanatçılar, ‘Batılı’ bilimcilerdir. Ama tümü de ödünsüz ussalcılıklarından ve idealizmlerinden ötürü Batı uygarlığının düşmanları olarak görülürler, tümü de bu uygarlığın asıl sözcüleri tarafından horlanırlar, karalanırlar. ‘Uygarlığa’ değil ama Uygarlığa, Batıya değil ama İnsanlığa aittirler. Buna karşı, evrensel usdışına anlatım verdikleri düzeye dek Picassolar ve Matisseler, Sartre ve Einstein, Locke ve Hume, Nietzsche ve Russell ve benzerleri aynı usdışı yolunun yolcularıdırlar, pozitivizmleri, nihilizmleri ve kübizmleri ile sözcüğün en gerçek anlamında modern Batı uygarlığının ‘felsefi,’ ‘sanatsal,’ ‘bilimsel’ temsilcileridirler. |
Picasso’nun hayranlık verici ölçüde derin kavrayışlarından biri de sanatta Evrim ya da Gelişim düşüncesini reddetmesiydi. Bu Picasso’nun küçüklüğü değil, tam tersine büyüklüğüdür. Kandinsky gibi kendini bilmezlerin savundukları böyle saçmalıklar yerine, Picasso postmodern Türlülük tasarımına benzer birşeyi yeğledi. Her sanat yapıtı bir paradigmaydı — tam olarak sürekliliği, iç bağıntıyı sevmeyen pozitivistin de bayılacağı gibi. Kübist sanat yapıtı kendi içinde olduğu gibi dışında da tam bir süreksizlik olmalıdır. Çünkü süreklilik gelişimin koşuludur. |
|
![]()
|
![]()
![]() |
| Matisse: Tanrısal Çirkinlik | ||||
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
| Güzeli Çirkine yeğleyen biri şöyle yazar: ‘‘... büyük Matisse Ecole’u Bouguereau ya da Gerome gibi resim YAPAMADIĞI için bırakmadı — büyük bilgeliği içinde Matisse onlarınınkinin aşağılık hazlara, tiksindirici güzelliğe ve günahkâr kösnüye götüren yol olduğunu anlamıştı. Buna göre Matisse hiçbir zaman Erkekten güzelliğine hayranlık çığlıkları getirecek bir kadının resmini yapmamaya karar verdi, ve tanrısal olarak Çirkin sanatı yoluyla Matisse dünyaya güzellik, uyum ve anlaşılırlık kuruntularından vazgeçmesini, ve bunun yerine kendini çirkinlik, uyumsuzluk ve beceriksizliğe tapınmaya vermesini bildirdi.’’ | ‘‘... the great Matisse did not leave the Ecole because he was UNABLE to draw like Bouguereau or Gerome — in his great wisdom Matisse had realized that theirs was the path to base joys, foul beauty, and sinful sensuality. Therefore Matisse determined to never paint a woman who should bring from Man cries of admiration at her beauty, and through his Divinely Ugly art Matisse instructed the world to forsake the chimeras of beauty, harmony, and intelligibility, and to instead devote themselves to the worship of ugliness, disharmony and incompetence.’’ |
|
Kübist Picasso Sanata saldırısını tutarlı olarak Gerçekliğe bir saldırı ile birlikte götürdü: |
‘‘Gerçeklik nedir? Gerçeklik varolamaz. ... Gerçeklik yoktur. ... Gerçeklik bir yalandır’’ | :: ‘‘What is truth? Truth cannot exist. ... Truth does not exist. ... Truth is a lie.’’ (Parmelin, Picasso: The Artist, His Model, and Other Related Works, 1965, s. 110.) |
![]() |
‘‘Hepimiz biliriz ki sanat gerçeklik değildir. Sanat bize gerçekliği, en azından bize anlamak için verilen gerçekliği kabul ettiren yalandır. Sanatçı başkalarını yalanlarının doğruluğuna inandırmanın yolunu bulmalıdır’’ |
:: ‘‘We all know that art is not truth. Art is a lie that makes us realize truth, at least the truth that is given us to understand. The artist must find the way to convince others of the truthfulness of his lies.’’ (The Arts, Picasso Speaks, 1923.) |
| Kübizm Öncesi | Kübist devimin Picasso ve Braque tarafından 1907-1914 arasında geliştirildiği ve 1927’de 39 yaşında ölen Juan Gris tarafından mantıksal vargısına dek götürüldüğü kabul edilir. (Gris Paris’te Picasso ve Braque ile yakın ilişki içinde çalıştı). Kübist sanatçılar konularını bir dizi yüze parçalayarak tek bir nesnenin değişik yanlarını eşzamanlı olarak gösterirler. Ama kübist biçem tablo düzleminin yassı, iki-boyutlu yüzeyini vurgular, geleneksel perspektif uygulayımlarını reddeder. Doğaya öykünmeyi yadsıyan parçalı kübist nesnenin çok-yüzlülüğü geometrik kökenli ‘kübizm’ teriminin gerekçesidir. 1912’ye dek süren ve renkleri zayıflatarak geometrik biçim üzerinde yoğunlaşan çalışmaya Analitik Kübizm adını verdiler. İkinci aşama Sentetik Kübizm olarak adlandırıldı ve daha süslü şekiller, şablonlama, tutturma, ve daha parlak renkler kullandı. Bu aşamada Picasso ve Braque tablolarında kesilmiş gazete parçaları kullanmaya başladılar. Tüm bu yenilikler kökenlerini klasik güzellik ve incelik öğelerini anlamsız bulan Picasso’nun 1907’ de ilkel İberya yontularında gözüne çarpan çarpıklıklara öykünmesinde buldular. | Kübizm |
![]() |
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
.
|
![]() |
![]() |
|
|
Picasso
yalnız başına yeterli olarak anlaşılmaz. Onu kötü çizimler yapan, Güzellik
ile arası iyi olmayan, giderek Güzellikten nefret eden bir ‘sanatçı’ olarak
görüp geçip gidebiliriz. Ama eğer çalışmasını örneğin çağdaş müzik denilen
benzer çirkinliklerin yanına koyarsak, eğer ‘non-Euclidean’ denilen sözde
geometrinin yanına koyarsak, eğer Einstein’ın usdışı görecilik kuramının
yanına koyarsak, eğer Wittgenstein ya da Sartre ya da Russell gibi irrasyonalistlerin
felsefe düşmanı sabuklamalarının yanına koyarsak, davranışçılığın, fizikselci
dilbilimin vb. yanına koyarsak, önümüzde belli bir iç ilkesi olan tutarlı
bir tablo şekillenmeye başlar. |
|
|
James
Joyce
|
|
![]() |
Picasso
yaşamı boyunca bütünüyle bilinçsiz olarak Jung’un hastalarının bilinçaltına
ulaşabilmek için onlardan istediği türde resimsel biçimler üretmeyi sürdürdü.
Jung 1932’de Picasso’ya (ve onunla birlikte kitle ekin işleyimi tarafından
yine yüzyılın bir başka sanatçısı olduğu buyrulan James Joyce’a)
şizofreni tanısını koydu. Bu sanatçıların yapıtlarında kendini dolaysızca
gösteren kavram bozukluğuna yine bütünüyle açık olarak duygu yitimi de
eşlik eder. Us-dışı olan duygu-dışıdır. Picasso’nun us-dışı ve duygu-dışı yapıtlarının soyutluğu modern kitle ekininde neyin soyutlandığını yansıtır — tam olarak olması gerektiği gibi. Orada soyutlanan şey Güzelliktir, insana verilen estetik Değerdir. Ama Güzelliğinden sıyırılan, çirkinleştirilen nesne çoğunlukla kadındır. Picasso’nun kadına yönelik duygusu — Picasso’ya duygudaş yazarların bile sık sık bir saygı belirtisi olarak, neredeyse bir onur sanı olarak kullandıkları bir anlatımla — ‘hayvansal’dır, bir duygu değil ama bir içgüdüdür. Yaşamı boyunca zamanın geçişiyle orantılı olarak daha da çirkinleşen ve korkunçlaşan tabloları insandan daha da yabancılaştığına, daha da kuşkucu olduğuna tanıklık ederler. Ve daha da hırslı, daha da saldırgan, daha da duygusuz olduğuna. Pablo gençliğinde öğrendiği ve bir alışkanlığa yükselttiği bir tutumla, kadınlarla ilişkisinde tinsel sevgi yerine daha özdeksel aracılar kullanmayı yeğledi. Bütün erotik yaşamı Paris’te geçirdiği gençlik yıllarının hastalıklı deneyimlerinin doğal bir uzantısı oldu. Jung’un mitolojik-mistik çözümlemelerinin üstünde ve ötesinde, bu ‘simgeler’ Picasso’nun sevgisizliğini, erotizm korkusunu, kadına düşmanlığını anlatırlar. |
![]() |
|
![]() |
![]() |
||
![]() |
![]() |
||
|
at her twice I hope I'll never be like her a wonder she didnt want us to cover our faces but she was a welleducated woman certainly and her gabby talk about Mr Riordan here and Mr Riordan there I suppose he was glad to get shut of her and her dog smelling my fur and always edging to get up under my petticoats especially then still I like that in him polite to old women like that and waiters and beggars too hes not proud out of nothing but not always if ever he got anything really serious the matter with him its much better for them go into a hospital where everything is clean but I suppose Id have to dring it into him for a month yes and then wed have a hospital nurse next thing on the carpet have him staying there till they throw him out or a nun maybe like the smutty photo he has shes as much a nun as Im not yes ... |
|
|
|
‘‘Picasso sanatında kadınlardan korkusunu yoketti.’’ (Anonim.) |
|
|
|
|
|
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
Franz
Xavier Winterhalter |
1) Barbe Dimitrievna Mergassov, Bayan Rimsky-Korksakov (1864). |
2) İlkbahar. |
3) Pauline Sandor, Prenses Metternich (1860). |
4) Prenses Charlotte adında genç bir kız (1850). |
|
|
Felsefede Gerçekliğin zaman-üstü olmasından, zamana göreli olmamasından, değişmez, ilksiz-sonsuz, bengi olmasından söz ederiz. Pisagor teoremi zamanda değildir. Kavramın eytişimi zamansal, göreli, geçici olanı anlatmaz. İdea bengilik içindedir. Güzellik İdeası zamanı yokeder, varlığın sonluluğunu, geçiciliğini bir yana atar, ruhumuz kendini ona bıraktığı zaman insan olmanın nasıl yüksek, nasıl soylu, nasıl değerli birşey olduğunu anlarız. Güzellik İdeamız bize kendi değerimizi yaşatır. Klasik ile karşıtlık içinde, modern sanat tam olarak geçici, zamansal olandır, insanı küçültür, önemsizleştirir, aşağılar. Yenilik dediği sonluluğa bağımlı olduğu ölçüde sürekli eskiyen, yitip giden, geride hiçbirşey bırakmayandır. Anlamsızdır. |
|
| Birkaç modern sanat yapıtı |
Yapıtlarına çirkinleşmiş ruhlarının damgasını basarak modern beğeniye tam olarak almaya yetenekli olduğu duygusuzluğu sunan kitle sanatçıları kitlelerini usdışını doğrulamaya da alıştırırlar. Böyle yapıtlarda rahsal yapı kendini ona benzemeyen birşeyle özdeşleştirmeyi öğrenir. |
|||||||||
|
|
|
||||||||
|
|
|
|
||||||||
|
Hiç kuşkusuz daha da kötüleri, çok daha kötüleri vardır. Ama onlarla ilgilenmek Jung’un işidir. |
Bunlar ‘resim’dir. ‘Sanat’tır. Tıpkı Cantor’un sonsuz (‘sonlu-ötesi’) sayılarla dört işlem yapmasının ‘aritmetik’ olması gibi. Tıpkı Einstein’ın tahtadan koordinat dizgesini ısıtıp genleştirerek Geometriyi çürütmesinin ‘bilimsellik’ ve görelilik kuramının ‘fizik’ olması gibi. Tıpkı Skinner’in hayvan davranışı deneyleri ile geliştirdiği şeyin ‘ruhbilim’ olması gibi. Tıpkı Heisenberg’in elektronlarının gözlendiklerini algılamaları gibi, tıpkı Gödel’in nedenleri önceleyen etkileri gibi. |
||||||||
| Bu ıvır zıvırı şimdilik bir yana bırakıp ... | ||||||||||
| ... Sanatın ne olduğunu yeniden anımsamalıyız: . | ||
|
Bouguereau’nün Batı akademik sanatının ellerinden gördüğü davranış bu akademizmin nasıl bir şarlatanlık olduğunu gösteren en doğrudan ölçüttür. Bouguereau için neredeyse bir dipnot kadar yer ayıran modernist Enc. Britannica bu sefil yazısını sanatçıyı suçlayan tümcelerle sonlandırır: ‘‘Modern eleştirmenler Bouguereau’yü uygulayımda gözüpekliği ve bakış açısında özgünlüğü insan betisinin oldukça cilalanmış ama uylaşımsal bir işlenişine kurban eden bir ressam olarak değerlendirme eğilimindedirler.’’ Bunu
modernizmin Bouguereau’ya yaptığı bir haksızlık olarak göremeyiz. Modernist
Hak kavramı plastiktir. Eğer Modernizm Bouguereau’yü kabul edecek olsaydı,
başka pekçok şeyi de kabul eder, ve pekçok şeyi bir yana atardı. Bouguereau
ve Picasso’yu uzlaştırmak olanaklı mıdır? Güzelliği ve Çirkinliği? Pekala
olanaklı olabilir, diyebiliriz. Sanatın da öldüğü duyurusunu yapan Postmodernizm
niçin bu uzlaşmanın zemini olamasın? Bouguereau bir idealistti, ne yaptığını
çok iyi biliyordu. Eğer Postmodernizm idealizmi, ussalcılığı doğrulayabilirse,
ruhunda Bouguereau için de bir yer açabilir. Ama Bouguereau’nün oraya
sığmayacağından emin olmalıyız.
|
Adolphe-William
Bouguereau (Büyük
görüntü için |
|
| Picasso
bilinçaltından gelen dürtülerine her zaman sözle de anlatım verdi: Ressam(lar)ın
diktatörlüğü üzerine: |
||
|
|
|
‘‘There ought to be an absolute dictatorship ... a dictatorship of painters ... a dictatorship of one painter ... to suppress all those who have betrayed us, to suppress the cheaters, to suppress the tricks, to suppress the mannerisms, to suppress charms, to suppress history, to suppress a heap of other things. But common sense always gets away with it. Above all, let’s have a revolution against that! The true dictator will always be conquered by the dictatorship of common sense ... and maybe not!’’(Cashiers de Art, Conversation Avec Picasso, 1949) |
|
|
||
|
‘‘These
are animals, massacred animals. That's all as far as I'm concerned ...’’
‘‘Bunlar hayvanlardır, kitle kıyımından geçirilen hayvanlar. Benim için hepsi bu kadar ...’’ (Alıntı ‘Treasures Homepage,’ Picasso, ‘‘... questions of meaning’’ sayfasından.) Les Demoiselles d’Avignon ne denli dişil güzelliğin tanrısal soyluluğuna duyulan hayranlığı anlatıyorsa, Guernica da o denli insanlığın barış için özlemine, nefretin yenilmesi için tutkusuna, yokediciliğe bir son verilmesi için duyduğu ussal, estetik ve törel özleme anlatım verir. Picassolara hayran olan aynı duyarsız ve duyunçsuz uluslar on yıl sonra kendilerine geldikleri zaman aralarından 50 milyonu yokettiklerini gördüler. |
||
![]() |
Picasso Guernica’yı Paris Dünya Fuarındaki İspanyol Pavyonu için siyah, beyaz ve gride, ve buruşuk gazete küpürlerinin de kullanımıyla, bir duvar resmi olarak yaptı (3,50 × 7,82 m). Tablo İspanyol İç Savaşı (1936-1939) sırasında Guernica’nın İspanyol Ulusalcı Generali Emilio Mola’nın isteği üzerine Alman pilotların kullandıkları Alman uçakları tarafından 1937’nin 26 Nisanında bombalanışına duyulan tepkiyi anlatıyordu. Savaşın dehşeti yabanıl bir çirkinlik tini ile pekiştirildi. |
|
![]() |
Sadizm
|
![]() |
Gernika
(Baskça) kitle yoketme silahları ile saldırıya uğrayan ilk Avrupa
sivil yerleşim özeği oldu. |
|
|
New
York Modern Sanat Müzesinde saklanan tablo Picasso’nun dileği üzerine
ancak İspanya’nın demokratik yönetime kavuşmasından sonra ülkesine
geri verildi (1981’de). |
|
|
Guernica
bir politik propaganda aracı olarak tasarlandı.
Tablo Gernika’nın bombalanışını anlatmaz. Picasso’nun her zaman algıladığı biçimiyle gündelik dünyaya anlatım verir. Bir dehşet duygusu yaratmaktan çok seyirciyi kendi insanlığından uzaklaştırır. Tablo özgün değil ama Pablo’nun tüm yaşamı boyunca çizdiği delice şekillerin bir yeniden düzenlenişidir. Bir çıldırının barışçıl olabileceği denli barışçıldır. Picasso hiçbir zaman savaşa, içsavaşa, aslında genel olarak şiddete karşı olduğunu ileri sürecek bir durumda değildi. II DS’ndan sonra izlencesi özsel olarak şiddet üzerine dayalı Ortaklaşacı Partinin üyesi oldu. |
![]() |
İnsanlara
barış kavramını delilik anlatımlarıyla iletme girişimi
onlardan Gernikaları ve Hanoileri, Nagasaki ve Hiroşimaları, Londra
ve Dresdenleri bombalayan aynı deliliğin modern kitle toplumunun kendisine
özünlü olduğu olgusunu gizler.
|
![]() |
Avrupalıyı 50 milyon insanını yoketmeye götüren modern paranoya Picasso’nun yapıtının içeriğini oluşturan aynı delilikten doğar. Mussolini,
Hitler, Franco ve Stalin? |
|
|||||||||||
|
‘‘Modernizm
insanlığın uygulayımbilim ve ussalcı tasarlama yoluyla eksiksizleştirilebileceğine
inanma eğilimindeydi. Eksiksizleşebilirlik ve ussalcılık gibi değerleri
gösteren, destekleyen ya da başka yollarda örneklendiren sanat modern
sanattı.’’
|
|
|
Çirkinlik ve çarpıtma Picasso’nun ‘sanatının’ iki temel öğesidir. |
||
| Eğer Sanat bir ‘kamu oyu’ sorunuysa, Pablo’nun Batıda modern kitle sanatının başlıca sözcüsü olduğunu söylemenin gereği bile yoktur. Sanatı kitlenin ayağına indirmede hiçbir sanatçı modern kitle toplumunun estetik beğenisine tam anlatım veren Pablo kadar başarılı olmuş değildir. Biricik soru ulusal sınırlar, ekinsel ayrımlar tanımayan bu evrensel çirkinlik anlatımlarının yüz milyonlarca insan tarafından niçin ‘beğenildiği’dir. Kafa karıştıran biricik nokta modern duyarlıkta görülen bu estetik çözülüşün sağlıklı bir ansal ve ruhsal yapıda yalnızca yalıtılmış, yalnızca geçici bir sorun mu, yoksa bütünün normalliğine ait ve sürekli mi olduğudur. Aynı ‘normalliğin’ yöntemli kitle kıyımlarına duyarsız, nükleer yokoluşa hazır bir uygarlığın iyileştirilmesi olanaksız bir hastalığını mı anlattığıdır. Kısaca, sorun ‘modern toplum’ ya da ‘sivil toplum’ ya da ‘burjuva toplum’ kavramının kendisinin patolojik olup olmadığıdır. | ||
| 1906’da Louvre Müzesi altı ve yedinci yüzyıllardan kalma İberya yontularını sergiledi. Doğduğu bölgede yapılan kazılarda çıkarılan bu arkaik şekillerde ruhuna seslenen çok önemli şeyler bulduğuna inanan Pablo o yılın yaz aylarını İspanyol Pirenelerinde küçük bir köyde İspanyol köklerini yeniden keşfederek geçirdi. Bu yontuların esinlendirdiği ilkellik tutkusu izleyen yıllarda çalışmasının kazanacağı biçim üzerinde başlıca esinlendirici etmen oldu. Bütünüyle tutarlı ve tümleyici olarak, bu etkiler Afrika’nın ilkel sanatından alınan öğelerle desteklendi. Pablo bir dönüm noktasına doğru ilerliyor, kübizmin doğuşuna götüren süreç kristalize oluyordu. Kendinde bütünüyle suçsuz olan bu ilkel biçimsel donatı Pablo’nun ellerinde modern erotik içerik ile (genelev) bütünleşecek ve ilkel biçim ve modern içerik arasındaki grotesk uyum kübizmin doğuşunu mühürleyen ilk başyapıtın üretiminde noktalanacaktı. | ![]() |
|
|
Daha sonra üretilen tüm modern sanat yapıtları yalnızca Avignon Bayanlarını konu alan bu başyapıta dipnotlar oluşturacaklardı. Çalışma kadınların yumuşak ve edilgin yaratıklar olmadıklarını vurgulamayı amaçlar. Resimde sağdaki kadınların yüzleri için kullanılan Afrika maskeleri üzerine bir arkadaşına yazan Picasso, ‘‘o maskeleri kendileri ile onları kuşatan bilinmeyen düşman güçler arasında bir tür aracılık sağlamak üzere erkekler yaptı’’ der. ‘‘Onlara bir biçim ve imge verilmesiyle korkuları ve dehşetleri yenilecektir. Tam bu kıpıda,’’ der Picasso, ‘‘resmin estetik bir işlem olmadığını anladım. Bu düşman dünya ve bizim aramızda bir aracı olarak tasarlanmış bir büyü biçimidir, isteklerimize olduğu gibi korkularımıza da biçim vererek gücü kavramanın bir yoludur’’* |
*‘‘Men had made those masks ... as a
kind of mediation between themselves and the unknown hostile forces that
surrounded them, in order to overcome their fear and horror by giving
[them] a form and image. And that moment I realized that ... painting
isn’t an aesthetic operation; it’s a form of magic designed as a mediator
between this ... hostile world and us, a way of seizing the power by giving
form to our terrors as well as our desires.’’ |
|
| 1907 yılında yapılan Les Demoiselles d’Avignon Rönesanstan bu yana bütün bir Batı sanat geleneği ile tam karşıtlık içinde tasarlanmıştır. | ||
|
Modern
Sanat |
|
|
(Picasso’nun sabuklamaları Brian Yoder’in sitesinden) |
|
|
|
|