John
William
Waterhouse
(1849-1917)
John William Waterhouse 1849’da
Roma’da doğdu. Annesi de babası da birer ressamdı. Roma’da geçirdiği çocukluk
yıllarının ardından ailece Londra'ya taşındılar. Ancak genç Waterhouse'un
Roma'da geçirdiği yıllar onu eski mitolojiyle tanıştırmıştı ve bu tanışıklık
daha sonraki sanat yaşamında önemli etkiler bırakacaktı. Okul yıllarında
Waterhouse’un sanatsal ustalığının pek belli olmadığı söylenir. Ama o sıralar
durmadan okuduğu antik tarih ve şiirsel konular, ve babasının stüdyosundaki
çıraklığı onu üretken bir sanatsal yaşama hazırlıyordu. Bu çıraklığı sırasında
Londra’da Royal Academy’den burs aldı. O yıllarda başta Tennyson ve daha
sonraları Homer’den olmak üzere adım adım şiirsel konuları betimlemeye
yöneldi. Erken klasik resimlerinde Laurens Alma Tadema’nın etkileri de
vardı.
Waterhouse resimlerinde öykülediği
konuların en çarpıcı kıpılarını yakalamada başarılıydı ve bundaki ustalığı
ile izleyici üzerinde güçlü bir etki bırakıyordu. Çizdiği konular tarihsel,
mitolojik ve yazınsaldı, ve resimlerinde kendi üretken imgelemini başarıyla
kullanmasının yanısıra özgün öyküye bağlılığından da hiçbir zaman vazgeçmezdi.
1891’de güzel bir model keşfetti
ve o tarihten başlayarak neredeyse tüm önemli resimlerinde görünen bu bilmecemsi
kızdır. Yaşamının son iki yılında onu en az sekiz önemli yapıtında kullandı
ve sık sık aynı resimde birkaç karakteri birden oydu. Ne yazık ki resimlerinde
bu denli sık rastlanan bu gizemli ve güzel modelin kimliği, Waterhouse’la
olan ilişkileriyle birlikte, belirsizdir. Yine de son zamanlarda ressamın
yaklaşık yüz kadar resim ve taslağını yaptığı bu modelin kimliği bazı araştırmacılara
göre belirlenmiştir.
Waterhouse’un en üretken yılları
genç, yoksul modellerin çarpıcı kompozisyonlarını çizdiği Londra’daki Primrose
Hill Stüdyosunda geçti. Resimleri büyük ölçüde klasik biçimdeydi. Aynı
zamanda güzel kızları Ön-Rafaelitlere özgü biçimde betimlemesi, ‘tehlikleli
güzelliğe’ ve gerçekçiliğe olan yatkınlığıyla sık sık doğrudan bir
Ön-Rafaelit olarak değerlendirilmiştir. Yine de bu kümenin üyeleri arasında
adı geçmez. Ve onlardan sayılacaksa da kuşkusuz tüm Ön-Rafaelit ressamlar
arasında en kapalı olanı odur. Özel yaşamı ve sanatsal görüşleri üzerine
hemen hemen hiçbirşey bilinmez. Tek bir mektubu ya da günlüğü bile ele
geçmiş değildir. Yine de ondan yarım yüzyıl sonra ünlenen Arthur Hacker,
Herbert James Draper ve Byam Shaw gibi genç ressamlar üzerine güçlü bir
etki bırakmıştır.
1917’de arkasında çoğunlukla
özlemli ya da hüzünlü görünen güzel kadınların birbirinden güzel ortamlarda
çizilen tablolarından oluşan varsıl bir kalıt bırakarak öldü.