COPLESTON
FELSEFE TARİHİ
ÇAĞDAŞ FELSEFE
CİLT 7 BÖLÜM 1a
Frederick Copleston
Alman İdealizmi
(1963)
Birinci baskı 1990,
ikinci baskı 1996
Çeviren: Aziz Yardımlı
ISBN:
975 397 000 5
11.5 X 19 cm 184 sayfa
|
|

COPLESTON FELSEFE TARİHİ
Aristoteles
YUNANİSTAN VE ROMA FELSEFESİ
CİLT 1 BÖLÜM 1b
-
AZİZ YARDIMLI
Batı akademizmi bıktırıcı, usandırıcı
bir kilişe olarak Aristoteles'in 'görgücü' bir düşünür olduğunu,
ve böyle olarak tarihsel 'Batı' ekininin büyük entellektüel temellerinden
biri olduğunu yineler. Aristoteles böyle düşünmez. Gerçekte, böyle saçma
yorumlar 'Batı' ekinini onurlandırdıkları ölçüde, Aristoteles'i ve ait
olduğu felsefi ekini küçük düşürürler: 'Batı' sözcüğü, bu ilgisiz coğrafya
terimi aslında dinsel bir sıfatı, 'Hıristiyan' sıfatını gizler, ve Evrensel
İnsanlık ve Hıristiyan insanlık aynı şey olmaktan tarihler boyu uzaktır.
Aristoteles Evrensel Us Ekininin insanıdır, ve katkısıyla daha da eksiksiz
kıldığı entellektüel birikim bütününde İnsanlığa aittir. Modern 'Batı'
bilincini Aristoteles'in ait olduğu o özgür düşünce ekinine bağlamak en
hafifinden küçüklere masal anlatmaktır, üstelik 'Batı'nın gerçekten de
Aristoteles'i anlamak için çok çabalamış olmasına karşın. Apaçık ortada
olan olgu 'Batı' sıfatı altına düşen tüm o çarpık bilinç biçimlerinin Aristoteles'in
de anlatım verdiği o düşünce özgürlüğüne ve nesnelliğine, o düşünce inceliğine
ve uygarlığına hiçbir zaman ulaşamamış olduklarıdır. Ve eşit ölçüde açık
olan olgu 'Batı' olduğu sürece, 'Hıristiyan' olduğu sürece, bu ekinin böyle
birşeyi başarmasının saltık olarak olanaksız olduğudur. Aristoteles herhangi
bir ekinselliğin üzerinde ve ötesinde, Platonik İdeal dünyanın insanıdır:
Yaşamı, düşüncesi ve eylemi Bilimin ve Bilginin ve Erdemin saltık gerçekliğine
aittir. 'Hıristiyan Batı' orta çağda Aristoteles'i ancak bir mongoloidin
başarabileceği denli 'anlarken,' ve sonunda Katolik boşinançta ve irrasyonalizmde
tükenirken, modern çağda ise 'Batı' düşüncesi felsefe ile arasındaki kapanması
olanaksız o aynı uzaklığı korur: Locke, Hume, Schopenhauer, Nietzsche,
Heidegger, Moore, Russell, Wittgenstein—tüm bu kuşkucu bilinç yıkıntılarını,
bu misologları ve misantropları felsefeye, özellikle Aristoteles'in uyguladığı
biçimiyle felsefeye bağlamak Batının entellektüel sığlığının dolaysız bir
tanıtını ve ölçütünü verir.
Aristoteles Usu eksiksiz uzamında açındıran
evrensel bir düşünürdür, 'Batı' düşüncesi ise özdekçi, duyumcu, görgücü
Aydınlanması ile yalnızca yerel, geçici, tarihsel dar bir bakış açısına
yükselebilir. Aristoteles bir Ussalcıdır. 'Batı' akademizmi ise Usu ÖZNEL
GÖZLEM VE DENEYİME altgüdümlü gören tümevarımcı bir dar kafalılıktır, ve
böyle olarak Batı modernizminin temel direklerinden biridir. Aristoteles
bir Platonist, bir İdealisttir. Ve böyle iken Usu tutkulara, duyulara,
inanca altgüdümlü gören kuşkucu 'Batı' ekinine saltık gözdağı, onun saltık
reddedilişi, suçlanışı, çürütülüşüdür. Ve bu yüzden 'Batı' entellektüalizmi
felsefeyi yoketmek, onu usdışı düzenin zararsız bir bileşenine, kısır bir
akademizme indirgemek zorundadır. Batı 'felsefeciliği' doğal bilincin yüzeysel
polemik tutkusundan öteye geçemezken, bilim, estetik ve törellik ise bu
bakış açısından ya bütünüyle anlamsız şeyler (pozitivizm), ya da modern
sofizme altgüdümlü pragmatik sorunlardır (akademizm).
* * *
Eğer Aristoteles'in etkilerini gerçekten
görmek istiyorsak, herşeyden önce Farabi ve Hegel gibi felsefecilere, Ptolemi,
Kopernik ve Galileo gibi bilimcilere dönmemiz, ve bir de dünyanın çok büyük
bir bölümünü tarihte ilk kez uygarlık ve ekin ile buluşturan, insanlığı
kendi kendisi ile tanıştıran Büyük İskender'e bakmamız gerekir. Aristoteles
yalnızca tarihsel bir uygarlık evresinin özeti değildir: İnsan Düşüncesi
onda ekinsel/tarihsel göreliliğin ötesine geçer, Saltık İdeaya ulaşır.
|
|