|
SIGMUND
FREUD
Bir
Yanılsamanın Geleceği
Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları
Eros, Modernlik ve Ruhçözümelem üzerine
bir Önsözle
çeviren
Aziz Yardımlı
—
u
—
‘UYGARLIK’
KAVRAMI ‘Hoşnutsuzluk’ kavramını a priori dışlar: Uygarlık
Güzelliktir, Sevgidir, Bilgidir. O
usdışı bileşim olsa olsa Tarihin İstenç ile değil ama
İçgüdü ile işlediğini varsayan hastalıklı nihilizme,
ya da Usu değil ama Açlık İçgüdüsünü ilke yapan tarihsel
özdekçiliğe ait olabilir. Bu ruhçözümleme kuramının
bakış açısı değildir. Ruhçözümleme kuramının ussal ilkesi
İçgüdü değil, ama Eros’tur, ve Eros onu yaratan klasik
dönemin mitolojisinin kendisinde de bir dürtü değil
ama Duygudur, barbarlaştırıcı değil ama tam tersine
uygarlaştırıcı olan Sevginin kendisidir. Ruhçözümleme
kuramı bütün bir tarihi saçmalaştıracak bir patolojiyi
değil ama özel olarak modern koşulların kitlesel boyutlara
yükselttiği ruhsal rahatsızlığı çözümler. Kuramın tarihsel
eriminin böyle daraltılması ancak baskının (kendine
ya da başkasına yönelik bilinçsiz nefretin) modern dönemde
bu dönemi tarihin bütününden ayıracak bir yeğinliğe
ve yaygınlığa yükselmesi ölçüsünde geçerli olabilir.
Hiç kuşkusuz, doğası gereği insan varoluşu nefret ile
lekelidir. Hiçbir uygarlık, hiçbir ulus, hiçbir birey
bu yokedicilik duygusuna yabancı ya da bağışık değildir.
Ama ruhçözümlemenin işi genel olarak nefret ile değil,
özel olarak bilinçsiz nefret iledir. Ve tam olarak bu
çok-şekilli bilinçsiz saldırganlık dürtüsünün evrensel
bir kişilik bileşeni olması modern dönemin ayırdedici
ruhsal özelliğidir.
-
Aziz
Yardımlı
|
‘‘Saldırganlık
eğiliminin insanda kökensel, bağımsız içgüdüsel
bir eğilim olduğu duruş noktasını kabul ediyorum,
ve uygarlığın en güçlü engeli onda bulduğu
görüşüne geri dönüyorum. ... Şimdi ekleyebiliriz
ki, uygarlık tekil insan bireyleri, ondan
sonra aileleri, daha sonra ırkları, halkları,
ulusları daha büyük bir birliğe, insanlık
birliğine kaynaştırmayı isteyen Eros’un hizmetindeki
bir süreçtir. Bunun niçin olması gerektiğini
bilmiyoruz; bu tam olarak Eros’un işidir.
Bu insan kitlelerinin libidinal olarak birbirlerine
bağlanmaları gerekecektir; yalnızca zorunluk,
yalnızca emek topluluğunun üstünlüğü onları
birarada tutamayacaktır. Ama insanın doğal
saldırganlık içgüdüsü, birinin herkese ve
herkesin birine karşı düşmanlığı bu uygarlık
izlencesinin karşısında durur. Bu saldırganlık
içgüdüsü Eros’un yanında bulduğumuz ve dünya
egemenliğini onunla paylaşan ölüm içgüdüsünün
türevi ve başlıca temsilcisidir. Ve şimdi,
sanırım, uygarlığın gelişiminin anlamı bundan
böyle bizim için bulanık değildir. Bize, insan
soyunun ortasında yer aldığı biçimiyle, Eros
ve Ölüm arasındaki, yaşam içgüdüsü ve ölüm
içgüdüsü arasındaki kavgayı göstermelidir.
Bu kavga genel olarak yaşamın özsel içeriğidir,
ve bu nedenle ekinsel gelişim kısaca insan
türünün yaşam kavgası olarak betimlenebilir.
Ve Devlerin bu kavgasını çocuk bakıcılarımız
Gökler üzerine ninni söylemekle yatıştırmaya
çalışırlar.’’
Sigmund
Freud, Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları.
|
|