VINCENT DESCOMBES
Modern Fransız Felsefesi
Felsefe tarihinde modernlik
iki anlamda anlasılabilir. İlk olarak, Descartes ile başlayan dönemi anlatan
salt zamansal dışsal bir adlandırma olarat ve ikincisi, sözcüğün asıl anlamında,
geleneğe tepkiyi anlatan çağdaşlık olarak. Birincisi, arı ussal boyutunda
alındığı ölçüde, hiç kuşkusuz klasik olanla birdir ve Descartes'ten baska
Spinoza, Leibniz, Kant, Fichte, Schelling ve Hegel tarafindan islenip geliştirildigi
bicimiyle o eski kurgul bilgelik tinini yaşatandır—bir arı ussallık ki
tarihsel olarak Platon ve Aristoteles'in felsefelerinde kristalize olmus
ve Farabi tarafından bir kez daha tüm değeri içinde gün ışığına çıkarılmıştır.—İkincisi,
yeni, çağdaş, güncel vb. olarak sözcüğün olağan anlamında modern felsefe
ise dogrudan dogruya Avrupa ekininin özgünlüklerini yansıtan bir süreçtir
ve özellikle son yüzyılın felsefelerini anlatır.
Felsefede modernliğin
felsefe tarihine bir katkıda bulunmus oldugunu düsünmek doğaldır. Ama modern
felsefeler zaman zaman çağdaşlığın özel sorunlan üzerine kafa yoruyor ve
bu düzeye dek ilgiyle okunabiliyor olsalar da, bu çağdaş yazılarda felsefe
arayan okura yetersiz, ilgisiz, giderek gülünç bile gelebilirler. Semioloji
ve aşkınsal fenomenoloji, hermeneutik ve iletişim kuramcılığı, yapılaştırmacılık.
varoluşçuluk ve algı felsefesi, dil felsefeleri ve özdekcilik—bütün bunlar
felsefe olmaktan cok olgun çağın hiç de olgunlaşmamış ilgi ve eğilimlerinin
dışsal yöntem arayılarının ve bireysel özgünlük çabalarının kendilerini
anlatım yollarıdırlar. Ve tümünün de kendi için bir değer olma değil ama
kurgul felsefeye, felsefe tarihinde gerçekten özsel olana kuşkucu bir tepki
olma gibi ortak bir özelligi vardır.
Modern felsefe de, modern
herşey gibi, özsel olarak geleneğe tepkidir; böylece kendinde gelenektir,
çünkü gelenek modernizme dışsal değil, tersine onu o yapan karşısav, onun
varlık nedeni, özsel doğasıdır: modern ancak geleneksel karşısında moderndir;
bu yüzden modern felsefe dolaysızca tepkiseldir, koşulludur, özgür düşünme
değildir. Avrupa'da Ortaçağı sonlandıran evrensel ussal tepki (Aydınlanma,
Devrimler, Doğa Bilimleri, Reformasyon) usdışı ortaçağ geleneğine (Boşinanç,
Bilgisizlik, Feodalizm, Katolik Kilise) karşıyken, özel olarak felsefe
alanında bu karşıtlık Skolastizme yöneliktir, ve (eğer Descartes’ın başlattığı
ussalcı çizgiyi parantezlersek) ilk olarak felsefe adına ilen sürülen ıvır
zıvıra haklı olarak güvenmeyen görgücülüktür. Açıktır ki ikincisi tıpkı
birincinin felsefe olması ölçüsünde felsefe ile ilgilidir; ama, birinçinin
felsefe tarihinde üzerinden atlanacak bir safsatalar süreci olması
ölçüsünde, yalnızca boş bir uğraştır. Görgücülüğün algı çevreni fiziksel-olmayandan,
metafizikten duydugu kuşku tarafından belirlendiği için felsefeye salt
karanlık bir imgelemden kaçınma dürtüsüyle yaklaştığı ve güvenilir biricik
destek noktası olarak duyulur olana ya da özdeğe sarıldığı için, bu dar
duyusal perspektifte kurgul felsefeyi de göremez, ya da yine de gördüğünde
diretirse, klasiksel ya da kurgul olanı bir kez daha kendi görgücü terimlerine
indirger, orada duyulara büyük bir haksızlık yapıldığını ve düşüncesi ya
da tinsel olanın duyusal ya da özdeksel olanı yarattığını ileri sürüldüğünü
imgeler.
Bu yüzden ‘modern’ felsefenin
‘felsefe tarihine’ ilgisi bütünüyle olumsuzdur, onun kurgul içeriğine yabancıdır
ve yabancı kalmayı sürdürur ve dolayısıyla birincil özelliği felsefe tarihinin
bir eğitiminin ve kavrayışının eksik olmasıdır. Bu tarihte bilgi olan ya
da gerçek olan hiçbirşey göremez; felsefe tarihinde kurgul tinin birer
çözüm kazandırdığı mantıksal süreçler üzerine özgürce düşünmez ve orada
özsel olanı değil ama yalnızca kendisinin oraya koyduğunu görür—kendi imgelerinin
kuruntularını. Bu süreç üzerine düşünerek kavramaktan cok sezinleyerek
ayrımsandığı temel felsefe sorunlarını yalnızca yineler, henüz kendisinin
yeterince öğrenmedigi ve bilmediği temalar üzerine yazar, içinden çıkmayı
başaramadığı sorunlarla çocukça bir haşarılık oynarken bu sorunları kendilerinden
öğrendiği bir Platon ve Aristoteles'e, bir Spinoza ve Hegel'e dudak büker,
tırmanmaya çalıştığı dağın daha eteklerinde sendeleyince büyük bir gevşeklikle
onların çoktanır aşıldığı sanısında kendine yeterli doyumunu bulur. Felsefede
modernlik biçimsel ve zamansal olanı vurguladığı ölçüde, ussal olana ilgisiz
ve duyusal olana bağlı olduğu ölçüde kuşkuculuk ile birdir ve bu yüzden
sözcüğün gerçek anlamında felsefenin, özgür düşüncenin aarı etkinliği olan
o bilimsel tinin Eski Yunanistan'dan Hıristiyan Batıya kalıt olduğu biçimindeki
modern önyargının çoktandır kendi kendini çürüttüğünü söylemek gerekir.
A. YARDIMLI